14 Ağustos 2022, Pazar
Haber Giriş: 19.03.2021 06:00 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:15

“Ben hikaye talimcisiyim”

İkinci hikâye kitabı Hoca, Baba, Amca, Ben’i yayımlayan Murat Uyurkulak: “Edebiyatla ilgili bir iddiam yok. Okurlarım var, beni okuyorlar, buna hâlâ şaşırıyorum ve çok seviniyorum”
“Ben hikaye talimcisiyim”
Editör Editör
Çiler İlhan
cilerilhan@gmail.com Tol, Har, Merhume ve Delibo romanlarıyla tanıdığımız Murat Uyurkulak, bu defa ikinci hikaye kitabıyla karşımıza çıktı. Hoca, Baba, Amca, Ben (Can Yayınları) üç ayrı bölümde toplanmış metinlerden oluşuyor: Kitaba adını da veren “Hoca, Baba, Amca, Ben”, “Tuhaf Şahıslar Albümü”, “Ve Diğerleri” adlı bölümlerde Uyurkulak’ın 2017-2020 arası yazdığı toplam 23 öykü var.  Hoca, Baba, Amca, Ben’deki hikayeler kitaplarınıza göre bir tık daha “hafif”, dil de romanlarınıza kıyasla daha “basit.” Bilinçli bir tercih mi, teknik mi, yazarken girdiğiniz ruh hali mi?  Önce şunu söylemek isterim: Şahane hikâyecilerin yaşadığı ve yazdığı bir memlekette ben kendime “hikâye talimcisi” demeyi tercih ediyorum. Çok seviyorum hikâye okumayı ve yazmayı. Fakat daha ziyade “sipariş üzerine”, çoğunlukla popüler kültür mecralarına yazıyorum hikâyeleri. Hem keyif alıyorum hem biraz para kazanıyorum. Hikâyeler birikince bir dosyada topluyorum, yayıncıma gönderiyorum, editörlerim yayınlamaya değer görürse yayınlıyorlar. Biraz para da o sayede kazanıyorum. Bazuka da böyleydi. Hikâyede mutluluk verici bir tür “ferahlık”, “rahatlık” ve hareket alanı buluyorum. Keyifle, severek yazıyorum ama yine de bu benim “hikâyeci” olduğum anlamına gelmiyor. Gerçi ne kadar “romancıyım” ondan da çok emin değilim. Zira edebiyat benim için kendimi bazen sakinleştirdiğim, bazen gaza getirdiğim, şu berbat dünyaya biraz olsun katlanmamı sağlayan bir imkân daha çok. Edebiyatla ilgili bir iddiam yok. Okurlarım var, beni okuyorlar, buna hâlâ şaşırıyorum, çok da seviniyorum.   Son zamanlarda çok etkilendiğiniz kitap var mı?  Mahir Güven’den Ağabey. Aylin Balboa’dan Ateş Sönene Kadar. Okumakta bu kadar geç kaldığım için çok pişman olduğum Zaven Biberyan’ın kitapları ilk aklıma gelenler. Zehra öyküsünde “Aşktan güzel tatil mi var?” diyorsunuz. Var mı? Yok galiba. Gezi Parkı’ndaki 10 günlük komünü hatırlayarak, “devrim”i de ekleyebiliriz belki. Çok çalıştık, direndik ama o da güzel bir tür tatildi bana kalırsa.  Delibo bir yılını doldurmadı ama yine de soralım: Fırında ne var?  Şu sıra senaryodan başka mesailere vakit bulamıyorum. Fakat henüz gaz ve toz bulutu halinde olsa da, 1968-69’da geçecek bir dönem romanı dolaşıyor kafamda.

"Yazacaklarımı not almam" 

Elalı öyküsünden: “Skandal, sansasyon, afet, felaket, kavga, cinnet, cinayet... Bunların hepsine bayılırdı Âdem, üçüncü sayfa adamıydı.” Böyle cümleler durup dururken mi düşer zihninize? Yazdıklarımı veya yazacaklarımı not almıyorum, masa başında gelirler genellikle. Nereden, nasıl geldiklerini ben de bilmiyorum. Tarihsel, kuramsal, siyasi okumalar yaparken not alıyorum.