01 Temmuz 2022, Cuma
Haber Giriş: 09.04.2021 06:00 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:15

'İnsanlık gerçeğe hasret'

Gaye Boralıoğlu: “Dünyanın üzerinde anlaştığı bir hakikat kalmadı. Edebiyat da gerçekliğe tutundu”
'İnsanlık gerçeğe hasret'
Editör Editör
Sibel Oral
Tükendi Tanrı’nın tüm alâmetleri... Bilinmez bir akıbete doğru tepetaklak gidiliyor. İyi ve kötü, doğru ve yanlış, sevap ve günah birbirine karışıyor. Dualar yerini beddualara bırakıyor” diyor Gaye Boralıoğlu, Alâmetler Kitabı’ndaki (İletişim Yayınları) bir öyküsünde. İşte tam da bu yaşadığımız kaotik atmosferin bir özeti… Kitaptaki öyküler zamanın ruhunu aktarıyor ve biz de okurken bu ruhu zaman zaman absürt, zaman zaman tekinsiz ve belki çoğu zaman da dertlenerek okuyoruz. Gaye Boralıoğlu’yla işte ona bu kitabı yazdıran nedenlerini konuştuk… “Edebiyat en güçlü tercüman ve en hakiki tarih yazımıdır” demiştiniz bir söyleşinizde. Alâmetler Kitabı neye tercüman oldu? Kitaba benim dışımdaki bir nesne olarak baktığımda şunu görüyorum: Bugüne dair tarihin asla yazmayacakları, tanık olup da görmek istemediklerimiz, görüp üstümüze alınmadıklarımız, bugünden geleceğe devam edecek olan teşhisi en zor izler. Dertlerim bunlardı. Bozulmuş fakat kendini hâlâ çok sevimli ve işler halde sanan bir oyuncağa benziyor halimiz. Kitap daha çok böyle bir halin tarifi.  Diğer öykülerinize benzemeyen öyküler bunlar. Biraz absürt, biraz ürkütücü, biraz muzip…  Zamanın ruhu diyelim. Hakikat, hukuk, din, dil, ahlâk, kötülük, iyilik... Bu kavramlar 20 yıl önce oldukları anlamlara gelmiyor ve temel yaşamsal kavramlarımızın üzerinden ortaklık kuramıyoruz. Bu yüzden absürt daha tutarlı ve anlamlı. Kaotik atmosfer elbette ürkütücü, ve tekinsiz. Bunlarla baş etmek için bulduğum yol muziplik.   Kitapta çok güzel hayal etme biçimleri var. Sizin meselelerinizden birinin “hakikat” olduğunu biliyoruz, “hayal ve hakikat” için ne söyleyebilirsiniz? Üzerinde anlaştığımız, ortaklaştığımız bir hakikat kaldı mı? Hele de pandemiyle birlikte bireyler iyice kendi hücrelerine itildi ve devletler dev kolları olan garip yaratıklar olarak her şeyi yönetmeye çalışıyorlar. Hayal kurmaya her şeyden çok ihtiyacımız var. Hayal etmek bence edebiyatın asli unsurlarından biridir. Tuhaf bir şey oldu, düşünsel hayatımızda hakikat olgusu dağılırken, edebiyat gerçekliğe tutundu. Son yıllarda başarılı olan pek çok edebiyat eserinde gerçeklik anlatıları ön plana çıktı. Bunu da biraz, dünya piyasasını elinde tutan edebiyat ajanları planladı. Belki insanın gerçeğe hasretini hissetmiş olduklarındandır… Borges’in, Poe’nun ya da Marquez’in renkli hayal dünyalarının tutkulu seyircisi oldum hep. Yazıda ve özellikle bu kitapta da yolum oralardan geçmiştir.

‘Dünyanın daha iyiye gideceğinin garantisi yok’

Umutlu musunuz? Kendinizi yazarak mı iyileştiriyor ya da bunca anormallik karşısında normalleştirebiliyor musunuz? Umutla iş görmeyi çoktan bıraktım. Pek çok insan hiçbir gerekçeye dayandırmadan “Geçecek bunlar. Dünya son tahlilde daha iyi bir yere gidiyor, her zaman öyle olmadı mı?” diye cevap veriyor. Böyle toptancı bakamayız bugünlere. Dünya tarihi geri dönülmez şekilde yok olmuş medeniyetlere tanıklık etti. Daha iyiye gideceğimizin garantisi yok. Böyle afaki şeylerden umut derlemeyecek kadar olgunlaştım. Ama haysiyetim ve inadım var. Başımı eğmeyeceğim, razı olmayacağım. Yazabiliyorum, ne kadar yasaklar koyarlarsa koysunlar dil hepsini aşabileceğimiz imkânlarla dolu. Hayatın benim için en zevkli yanı dilin imkânlarını keşfetmek. Bunu yapabildiğim sürece yaşayabilirim gibi geliyor.