Ephrat Livni, Fatima Abdulkarim / The New York Times
Avrupa Birliği, İsrail yerleşim birimlerinden yapılan ithalata yönelik bir yasağı tartışıyor. Ancak üye ülkeler, İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları üzerindeki iddialarını pekiştirmesi karşısında bu ülkeyle yüzleşilip yüzleşilmeyeceği ve bunun nasıl yapılacağı konusunda derin görüş ayrılıkları yaşıyor.
Yüzeysel olarak bakıldığında bu mücadele, usule ilişkin teknik bir tartışma gibi görünüyor. Ancak siyasi gözlemcilere göre bu, aslında Avrupalı kamuoyu ve bazı liderler arasında İsrail'in politikalarına yönelik hoşnutsuzluğun arttığı bir dönemde, İsrail ile nasıl başa çıkılması gerektiğine ilişkin bir vekâlet savaşı niteliği taşıyor.
Aralarında onlarca uzmanın bulunduğu ve yasağın hukuki gerekçelerini ortaya koyan bir mektubun hazırlanmasına katkıda bulunan Parisli hukuk profesörü Alberto Alemanno, "Hukuki argümanlar, aslında siyasi ve diplomatik harekete geçme konusundaki isteksizliği maskelemek için kullanılıyor." dedi.
Batı Şeria'da üç milyondan fazla Filistinli ile, İsrail'in 1967 savaşında bölgeyi ele geçirmesinin ardından buraya yerleşen 500 binden fazla İsrailli yaşıyor. Filistinliler, bölgenin gelecekte kurulacak Filistin devletinin bir parçası olmasını istiyor. Avrupa hükümetleri de bu hedefi desteklerken, İsrail'in aşırı sağcı hükümeti bunu reddediyor.
Son yıllarda İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki yerleşim birimlerine verdiği onaylar ve attığı diğer resmi adımlar, askeri operasyonların çok sayıda Filistinliyi yerinden etmesi ve yerleşimci şiddetinin artmasıyla birlikte, İsrail'in bölge üzerindeki fiili hâkimiyetini benzeri görülmemiş ölçüde genişletti.
Uluslararası Adalet Divanı, 2024 yılında yayımladığı danışma görüşünde İsrail'in işgalinin ve yerleşim birimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, ülkelere "hukuka aykırı durumun sürdürülmesine katkı sağlayabilecek" ticareti engelleme çağrısında bulundu.
İspanya, İrlanda, Hollanda, Belçika ve bazı diğer ülkeler, işgal altındaki topraklardan gelen tarım ürünleri, şarap ve inşaat malzemeleri gibi İsrail ürünlerini kısıtlamak veya yasaklamak için adımlar attı. Bu ülkeler, AB'nin yerleşim birimlerinden gelen ürünlerin ithalatını sınırlandıracak güçlü önlemler alması için baskı yapanlar arasında yer alıyor.
Almanya "diyalogdan yana"
Buna karşılık Almanya, İsrail'i Ekim ayında yapılacak ulusal seçimler öncesinde kışkırtabilecek adımlar yerine diyalogdan yana olduğunu belirtiyor. Holokost geçmişinden kaynaklanan ve "özel ilişki" olarak tanımladığı bağ nedeniyle Almanya, geleneksel olarak İsrail'i tecrit edebilecek önlemler almaktan kaçınıyor.
İtalya ve Çekya da benzer şekilde daha çatışmacı bir yaklaşıma karşı çıkıyor. Bu ülkeler, yerleşim birimlerinden gelen ürünlere yönelik AB kısıtlamalarının ancak tüm üye devletlerin oy birliğiyle kabul edilmesi halinde yürürlüğe girebileceğini savunuyor.
Buna karşın güçlü adımlar atılmasını savunan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, nitelikli çoğunluğun yeterli olacağını düşünenler arasında yer alıyor. Bu çoğunluk, AB nüfusunun en az yüzde 65'ini temsil eden üye ülkelerin en az yüzde 55'inin desteğini ifade ediyor. Avrupa Komisyonu bu ay, tarifeler ve işgal altındaki topraklardaki İsrail yerleşim birimlerinde üretilen mallara yönelik yasak da dâhil olmak üzere çeşitli seçenekler sundu.
Kallas, üye ülkelerin yerleşim birimlerinin yasa dışı olduğu konusunda hemfikir olduğunu ve "eyleme geçme" yönünde destek bulunduğunu söyledi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi kıdemli uzmanı Hugh Lovatt ise bazı üye devletlerin oy birliği tartışmasına odaklanmasını "dikkat dağıtıcı bir unsur ve muhtemelen eylemsizlik için bir bahane" olarak değerlendirdi.
Bazı adımlarda uzlaşılabildi
Bununla birlikte Avrupa ülkeleri, İsrail'in Batı Şeria'daki faaliyetlerine ilişkin bazı adımlarda uzlaşabildi. Mayıs ayında 27 AB üyesi, Batı Şeria'da "yerleşimci şiddetini ve ciddi insan hakları ihlallerini kolaylaştırdıkları" gerekçesiyle kişi ve kuruluşlara oy birliğiyle yaptırım uyguladı.
Lovatt, "İsrail'in Avrupa ile ilişkilerinin, uzun süredir en güçlü destekçileri arasında yer alan ülkeler de dâhil olmak üzere benzeri görülmemiş bir baskı altında olduğu açık." dedi.
Buna rağmen bazı üye devletler, İsrailli hükümet bakanlarına yaptırım uygulanması ya da doğrudan İsrail'e yönelik adımlar atılması konusunda isteksizliğini sürdürüyor.
Uzmanlara göre Avrupalı liderler, kamuoyunun harekete geçme çağrıları, İsrail'in tepkisini çekme riski ve Trump yönetiminden gelebilecek olası siyasi sonuçlar arasında denge kurmaya çalışıyor.
Örneğin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin dengeli bir tutum benimsediği belirtiliyor. İtalya bir yandan AB'yi İsrail ile ilişkilerini yeniden değerlendirmeye çağırırken, diğer yandan yerleşim birimlerinden gelen ürünlere yönelik kısıtlamaların oy birliğiyle kabul edilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.
AB yaptırımlar konusunda uzlaşamıyor
AB büyükelçileri, yaz tatili öncesinde yerleşim birimleri konusunda İsrail'e baskı yapılmasına yönelik olası önlemleri değerlendirmek üzere çarşamba günü bir araya geldi. Ancak herhangi bir uzlaşma sağlanamadı. Brüksel merkezli politika analisti ve uluslararası hukukçu Lema Nazeeh, Dışişleri Konseyi'nin toplanmasının planlandığı Ekim ayına kadar kayda değer bir ilerleme beklemediğini söyledi.
İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon ise AB'nin önerilerini "hem yanlış hem de ters etki yaratacak" girişimler olarak nitelendirdi. Danon, bu adımların İsrail'i uluslararası alanda tecrit etmeye yönelik daha geniş çaplı çabaların parçası olduğunu, İsrail ve uluslararası güvenliğe yönelik tehditlerden dikkati uzaklaştırdığını savundu. Ayrıca önerilerin, İsrail ve Filistin ekonomilerinin birbirine bağımlı yapısını göz ardı ettiğini ve Filistinlilere de zarar verebileceğini söyledi.
İsrail ile AB arasında güçlü ticari ilişkiler bulunuyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre taraflar geçen yıl yaklaşık 50 milyar dolarlık mal ticareti gerçekleştirdi. İsrail ürünleri AB'de tercihli gümrük tarifelerinden yararlanıyor. Ancak 20 yılı aşkın süredir, yıllık yaklaşık 300 milyon dolarlık ihracata karşılık gelen İsrail yerleşim birimlerinden gelen ürünler bu uygulamanın dışında tutuluyor.
AB politikası, İsrailli ihracatçıların ürünlerin menşeini gösteren posta kodlarını bildirmesini zorunlu kılıyor. Ancak ürünlerin kaynağını doğrulama ve yerleşim birimlerinden gelen mallara farklı muamele uygulama sorumluluğu Avrupalı yetkililere ait.
Kâr amacı gütmeyen Global Echo kuruluşunun yaklaşık on yıllık tarımsal ihracat ve diğer kayıtları inceleyerek hazırladığı yakın tarihli rapora göre, bu sistem kafa karışıklığına ve yanıltıcı uygulamalara yol açıyor. Raporda, Avrupalı tüketicilerin "yerleşim birimlerinden gelen ürünlerin menşei konusunda sistematik biçimde yanıltıldığı" sonucuna varıldı.
Kuruluşun kurucusu ve insan hakları avukatı Emily Schaeffer Omer-Man, ticaret yasağının "Avrupa'nın hızla genişleyen İsrail yerleşim politikalarını dizginlemek için başvurabileceği en doğrudan araçlardan biri" olduğunu söyledi.
İsrail bu ay Batı Şeria'daki 43 yeni yerleşim birimi için 430 milyon dolardan fazla kaynak ayırdı. Aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise bu kararı, Batı Şeria'da bir Filistin devletinin kurulmasını engellemeye yönelik adımlardan biri olarak övdü.
Filistin'in AB Misyonu Büyükelçisi Amal Jadou Shakaa da, AB politikasının uluslararası hukukla uyumlu hâle getirilmesinin tek yolunun yerleşim birimlerinden yapılan ticaretin yasaklanması olduğunu savundu.
Batı Şeria'nın Nablus kentinde Filistin tarım ürünleri ihraç eden Al'Ard Group'un kurucusu Ziad Anabtawi ise birlikte çalıştığı üreticilerin giderek daha zor koşullarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Anabtawi, İsrail'in uygulamaları nedeniyle su gibi kaynakların yönünün değiştirildiğini, tarım arazilerine erişimin giderek zorlaştığını, ağaçların ve ürünlerin tahrip edildiğini, yerleşimcilerin ise daha fazla Filistin toprağı talep ettiğini belirtti.
Anabtawi, odağının "siyaset değil; Filistinli üreticilerin adil, şeffaf ve öngörülebilir koşullar altında faaliyet gösterebilmesi, yatırım yapabilmesi ve rekabet edebilmesi" olduğunu söyledi. İsrail'e yerleşim birimleri konusunda baskı uygulayacak AB önlemlerinin ise "sorumlu iş uygulamalarının ve insan haklarına saygının önemini" vurgulayacağını ifade etti.
© 2026 The New York Times Company

