Mark Landler / The New York Times
Fransa'da bu yaz sinemaseverlerin ilgisini, dostları ve düşmanlarıyla mücadele ederek memleketine dönmeye çalışan yalnız bir kahramanın hikayesi çekti. Bu kahramanın adı Charles de Gaulle. Birçoğu için Gaulle, sinemanın bir diğer gezgin kahramanı Odysseus'tan yalnızca biraz daha az geçmişte kalmış bir figür.
Biyografi filmi “De Gaulle”ün beklenmedik başarısı, Fransız sinema sektöründe birçok kişiyi şaşırttı. Film, Fransa'da 5,3 milyon bilet sattı. Bu sayı, Christopher Nolan'ın “The Odyssey” filmi için satılan 7,3 milyon biletin çok gerisinde değil. Filmin dağıtımcısı Pathé, “De Gaulle”ü ABD'de gösterime sokmak için henüz bir plan açıklamadı.
Uzun zaman önce hayatını kaybetmiş bir siyasi figürün iki bölümlük biyografisinin, rekor sıcaklıkların yaşandığı ve insanların klimalı salonlara yöneldiği bir yaz döneminde bile bir gişe rekortmeni için en bariz seçenek olması beklenmiyor. Özellikle genç Fransızlar için de Gaulle büyük ölçüde okulların, meydanların ve Paris dışındaki büyük bir havalimanının adı olarak varlığını sürdürüyor.
Ancak Antonin Baudry'nin yönettiği “De Gaulle”, Fransa'nın II. Dünya Savaşı'ndaki direniş liderini yeni bir Fransız kuşağı için yeniden hayata geçirdi. Fransız-Ermeni oyuncu Simon Abkarian'ın canlandırdığı de Gaulle meydan okuyan, gururlu ve taviz vermeyen bir karakter olarak öne çıkıyor. Ahlaki doğruluğu ve kader duygusu, karakteri kimi zaman ilham verici, kimi zaman ise sinir bozucu hale getiriyor.
Fransızların birçok siyasi lidere güvenmediği, hatta açıkça tepki gösterdiği bir dönemde de Gaulle'ün uzlaşmaz tavrı karşılık buluyor. Paris'te kısa süre önce düzenlenen bir gösterimde izleyiciler, de Gaulle'ün vatanseverlik çağrısından gözle görülür biçimde etkilendi. Işıklar açıldığında bazı izleyiciler gözlerini mendilleriyle sildi.
İzleyiciler ayrıca geleneksel bir Fransız korku figürünün, yani ABD'nin tasvirinden de hoşlanmış göründü. De Gaulle'ün inatçılığı en belirgin biçimde Amerikalılarla, özellikle de Başkan Franklin D. Roosevelt ile yaşadığı çatışmalarda ortaya çıkıyor. Roosevelt filmde otoriter ve küçümseyici biri olarak tasvir ediliyor; bu karakter, neşeli ve elinde sigarasıyla dolaşan sempatik adam imajından oldukça uzak.
Başkan Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme tehdidini izleyen sinemaseverler için de Gaulle'ün Washington'a karşı meydan okuması açıkça karşılık buldu.
Fransa'nın kuzeydoğusunda de Gaulle'ün ailesinin evinin yakınında büyüyen 23 yaşındaki tarih öğrencisi Antoine Grépin, “Mitleştirilmiş bir figür haline geldi” dedi. Grépin, “Ancak bence eylemlerinin bugün de bazı karşılıkları olabilir. Özellikle cumhurbaşkanı olduğu dönemde ve Avrupa'daki Amerikan müdahaleciliğine karşı oldukça temkinli olduğu zamanlarda” ifadelerini kullandı.
Grépin, Trump'ın Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana ABD'nin yeniden “Avrupa siyasetinin işlerine karışmaya çalıştığını” söyledi.
Bazı gençler jeopolitik benzerliklerin ötesinde, filmde okul kitaplarında öğrendikleri figürün daha insani bir şekilde ele alınmasını takdir ettiklerini söyledi. İngiliz oyuncu Simon Russell Beale'in kurnaz ve huysuz bir karakter olarak canlandırdığı Başbakan Winston Churchill ile görüşmelerinde de Gaulle inatçı ve bilgiç biri olarak öne çıkarken zaman zaman kendi iddialarını da sorgulayabiliyor.
Gazetecilik öğrencisi 23 yaşındaki Philomène Dubois, Fransız lider hakkında “Komik. Ve girişimci. Çok güçlü şeyler söylemekten korkmuyor” dedi.
Filmi arkadaşlarıyla birlikte izleyen Dubois, filmden “neredeyse çok vatansever” bir ruh haliyle çıktığını, Fransa'ya aidiyet duygusunun yenilendiğini ve II. Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı Fransız Direnişi'nde savaşanların yaptığı fedakarlıklara yönelik minnettarlık hissettiğini söyledi. Ancak Dubois, mevcut siyasi liderlerden herhangi birinin de Gaulle ve arkadaşlarının ortaya koyduğu bağlılığı gösterebilecek kapasitede olup olmadığını da sorguladığını belirtti.
University College London'da Fransız ve Avrupa siyaseti profesörü Philippe Marlière, “Fransızlar arasında siyasi partilere ve siyasetçilere yönelik yaygın bir güvensizlik var” dedi. Marlière, siyasetçilerin “yüzeysel görüldüğünü ve ülkeye hizmet etmek yerine kişisel çıkarlarını öne koymaya yatkın olduklarının düşünüldüğünü” söyledi.
Marlière, “De Gaulle, Fransızlara modern Fransa'nın büyük ölçüde eksikliğini hissettiği türden bir siyasi lider olarak görünüyor” dedi. De Gaulle'e yönelik bu “hayranlık ve nostalji içeren” bakışın filmin başarısının “temel nedeni” olduğunu savundu.
Macron'un yerine kim geçecek?
Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un yerine geçecek ismin belirleneceği seçime bir yıldan kısa süre kala endişeli bir dönemden geçiyor. Dokuz yıldır görevde olan Macron yeniden aday olamıyor. Aşırı sağın önde gelen adayı Marine Le Pen, anketlerde kalıcı bir üstünlüğe sahip. Normalde de Gaulle'ün en doğal siyasi mirasçısını ortaya çıkarması beklenen merkez sağ ise bölünmüş durumda ve henüz tek bir aday etrafında birleşebilmiş değil.
Le Pen'in Ulusal Birlik partisinin bazı muhalifleri, partiyi Nazilerle işbirliği yapan, de Gaulle'ün mücadele ettiği her şeyi temsil eden Vichy hükümetinin siyasi mirasçısı olarak tanımlıyor. Buna rağmen de Gaulle'ün kendisinin ve “De Gaulle” filminin benimsenmesi, tarihsel olarak Gaullist siyasi geleneği reddeden partilerden gelenler de dahil olmak üzere Fransız siyasetçiler arasında giderek yaygınlaşıyor.
Ulusal Birlik'in üst düzey danışmanlarından Pierre-Romain Thionnet, bu yaz partinin başkanı Jordan Bardella ile filmin değerleri hakkında konuştuklarını anlattı. Thionnet, Bardella'nın “De Gaulle”ü, İngiliz tarihçi Julian Jackson'ın filme kaynaklık eden “A Certain Idea of France” adlı biyografisini okuduktan sonra izlediğini söyledi.
Thionnet, “De Gaulle tüm Fransızlara aittir” dedi. Ancak şöyle devam etti: “Egemenliğe ve ulusal bağımsızlığa bağlılıkları nedeniyle ihbar edilen, alay edilen hatta aşağılanan kişilerin öne çıkarıldığı noktada kendimizi buluyoruz”.
© 2026 The New York Times Company
Kaynak: Gazete Oksijen
