18 Eylül 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 18.09.2026 09:54 | Son Güncelleme: 18.09.2026 10:00

Oyuncu ezberinden sistem gerçeğine: Beşiktaş neyi değiştiriyor?

Türk futbolundan bir klişeyi silme hakkım olsa, bunu hiç tereddütsüz "İyi futbol iyi futbolcularla oynanır" ezberi için kullanırdım. Çünkü bu söylem, kaliteli ayakların önemine vurgu yaparken; kâğıt üzerinde yüksek profilli kadroların organize bir oyun oynayamamasını izah etmekten yoksun kalıyor
Oyuncu ezberinden sistem gerçeğine: Beşiktaş neyi değiştiriyor?
Gürcan Ulusoy

Beşiktaş bu yıl, iyi futbolun sadece iyi futbolcularla oynanabileceği klişesini kıran bir ezber bozmayla sahaya çıkıyor. Bu yapısal dönüşüm alışılagelmişin o kadar dışında ki futbol kamuoyu Siyah-Beyazlıların her maçını yeni bir "test" olarak önüne koyuyor. Bilinçaltında, bir yerlerde tökezlemesi bekleniyor. Çünkü modern futbolun gerektirdiği organizasyon, bizim oyuncu isimleri üzerinden okumaya alıştığımız geleneksel futbol ezberimize uymuyor. Beşiktaş, Marsilya gibi Avrupa’nın köklü takımlarından birinin karşısına da biraz bu psikolojinin gölgesinde çıktı.

Malum, Beşiktaş kulüp kültürü gereği her zaman yüksek gerilimli, birazcık "elektrikli" bir camia. Bu sezon ise o yüksek akım sahadaki takıma da yansımış durumda. Tribünlerin de bu enerjiyi beslemesiyle, maçın başında sahaya yüksek voltajlı bir oyunun yansıması kaçınılmaz oluyor. 

Bunun da etkisiyle Vincenzo Italiano ve öğrencileri maça her zamanki gibi topu ve oyunun temposunu elinde tutmak isteyen bir anlayışla başladı. Marsilya ise son dönemdeki formsuzluğunun da etkisiyle temkinli bir bekleyişi tercih etti. Siyah-Beyazlılar bu baskılı oyunla henüz ilk dakikalarda tabelayı değiştirebilecek fırsatları yakaladı. İlk çeyrek saatin sonunda da bu “takımın” dünya yıldızları Olaitan ve İlhan’ın harika iş birliğiyle skorun 1-0’a gelmesi, "Beşiktaş testi yine geçiyor" inancını pekiştirdi.

Oysa futbol, kesintisiz bir tez ve antitez oyunudur. Savunma kurgusunda, ön alanda ve dahası sahanın her yerinde adam adama eşleşmelerle baskı yapmayı bir oyun alışkanlığı haline getirmiş durumda Beşiktaş. Kimliğini buradan alıyor ve şartlar ne olursa olsun bundan vazgeçmeye niyeti de yok. Ancak dakikalar ilerledikçe Marsilya’nın bu saha içi pratiğine karşı ne planladığı daha net ortaya çıktı. Fransız teknik direktör Bruno Genesio, son derece dinamik oyunculardan oluşan hücum hattıyla buna yanıt hazırlamıştı. Oyuncularının pozisyonlarını sürekli değiştirerek -bazen derine inerek, bazen ileriye, sağa veya sola deplase olarak- özellikle sahanın merkezinde ciddi bir zaman ve alan üretmeyi başardılar.

Bu durum, Beşiktaş’ın savunma organizasyonundaki en hassas noktayı açığa çıkardı. Orta sahanın savunmaya dönük yarı diliminden sorumlu olan Salih Özcan, rakiplerin bu alan boşaltma hareketleri nedeniyle devasa bir alanı tek başına savunmak zorunda kaldı. Hatta verilen bazı açıklarda bazen nerede olduğunu anlamaya çalıştığımız sekanslar izledik. Salih, adam adama kurgu gereği eşleşmesi gereken oyuncuları takip ediyor ancak kendisini hiç olmaması gereken bölgelerde buluyordu.

Neticede oyun bir gel-gite dönüştükten sonra bireysel hatalara açık hale geldi. O hata da Agbadou’dan gelince skor 1-1’e taşındı. Garip bir şekilde iki takım da özellikle hücum tarafında istediklerini rahatça yapabilir hale gelmişti.

Beşiktaş’ın bu yıl hem rakiplerin hem de kendi taraftarının başını ağrıtan bir tarafı var: Takım her an gol atabilecek ve her an gol yiyebilecekmiş gibi duruyor. Buna rağmen kalesinde çok az gol görüyor oluşu da ayrıca irdelenmesi gereken bir tezat. Beşiktaş taraftarı devre arasına 1-1’le girmeyi kabullenmişken, ilk yarının son dakikasında Vlahovic'in bağlantısı ile başlayıp Orkun’un ayağından kaçan gol ikinci yarıya dair beklentileri daha da karmaşıklaştırıyordu.

İkinci yarıyla birlikte arka arkaya gelen goller, bu maçın senaryo olarak Fenerbahçe derbisine ne kadar benzediğini hissettirdi. Zira o maçta da kimin kiminle eşleştiğinin karıştığı, merkezdeki devasa boşluklara rakibin akın ettiği bir ilk yarıdan sonra Beşiktaş oyunu tamamen ele almış, ikinci devre boyunca rakibini kalesine yaklaştırmadan oynamıştı. Bu maçın senaryosu da çok benzer gelişti. Italiano, sezon başından beri net bir şekilde ortaya koyduğu oyun kimliğinin yanı sıra, soyunma odasında vidaları sıkmasıyla da fark yaratıyor.

Esasında sıkılan vidalar dışında Beşiktaş’ın ikinci yarıda majör bir yapısal değişikliğe gittiğini söylemek kolay değil. İlk yarıda yakaladığı pozisyonları değerlendiremeyen Cerny, "nasıl olsa kaçırır" rahatlığıyla izlediğimiz bir pozisyonda bitiriciliğini konuşturunca, o fark hemen tabelaya yansıdı, sonra da arkası geldi.

Eğer oyunu Beşiktaş’ın sonlandıramadığı hücumlar ve dönüşünde verdiği açıklar üzerinden okuyacaksak; evet, Cerny yerine profili daha farklı bir oyuncunun varlığıyla oluşan o boşlukların önüne geçilebilir. Zira tabelada fark açıldıktan sonra verilen boşlukların önemi de azalıyor. Başa, yani "iyi futbolcu & iyi futbol" denklemine dönersek, elbette her futbolcunun daha iyisi bulunabilir ve satın alınabilir. Örneğin Agbadou'nun daha stabil olanı gibi. En azından baş ağrımız biraz hafifler. Ancak Beşiktaş henüz üçüncü ayın sonunda bu kolektif oyun seviyesine gelebilmişse, skordan bağımsız olarak, zaten bir şeyleri kazanmış demektir. Beşiktaş’ın şansı, hali hazırda Cerny ve arkadaşlarıyla da kazanmayı başarabilmesi. 

Futbolda oyunla oyuncuyu birbirinden ayırıp izah etmek çok mümkün değil. Lakin bir oyuncuya olan ihtiyacın net olarak ortaya koyulabilmesi için, önce ortaya bir oyunun koyulabilmesi lazım. Beşiktaş'ta o oyun var. Yarın oyuncusunu iyileştirdiğinde, oyununu da iyileştireceğinden neredeyse eminiz. Kaldı ki Beşiktaş oyuncuyu iyileştirmek derken sadece transfer yapmayı değil, kadrosunda bulunan oyuncuları da geliştirmeyi anlıyor.

Neticede; Beşiktaş iyi futbol oynuyor, demek ki iyi futbolcularla oynuyor!