4 Nisan 2026...
Trabzonspor, lider Galatasaray'ı evinde yenmiş, son 6 haftaya girerken aradaki puan farkını da maç fazlasıyla 1'e indirmişti. Bordo-Mavililer, aynı zamanda ikinci sıradaki Fenerbahçe ile de puanını eşitlemişti.
Bu süreçte takım bocalasa da mayıs ayının sonunda kazanılan Türkiye Kupası moralleri düzeltmişti. Takip eden yaz aylarında ise Trabzonspor taraftarı belki de son dört yılın şampiyonu Galatasaray'dan bile daha keyifli durumdaydı. Bir önceki sezona, ismini cismini bilmedikleri çocuklarla ve şampiyon kalecilerini ezeli rakibine kaptırarak büyük bir umutsuzluk içerisinde giren o taraftardan eser yoktu.
1 Temmuz 2026...
Dünya Kupası devam ederken Fenerbahçe, Vedat Muriqi ile anlaşarak ilk transferini yaptı. 2 Temmuz'da Beşiktaş genç sol bek Kassoum Ouattara'yı açıklarken Galatasaray, ilk transferi Lesley Ugochukwu için 15 Temmuz'u bekledi. Yazın tam ortasına geldiğimizde Trabzonspor da geçen yıl en çok sorun yaşadığı bölgelerden biri olan kanat rotasyonuna milli yıldız Aral Şimşir'i ve geçen yıl 'ismi cismi bilinmeyen çocuk' kontenjanından endişeyle yaklaştıkları ama bu sene keyifle bekledikleri Noah Saviolo'yu eklemişti. Bununla yetinmeyen Ertuğrul Doğan yönetimi, kariyeri İtalya'da belli bir rutine bağlanan Ruslan Malynovski'yi, Beşiktaş'tan kiralanan Ernest Muci'yi ve o sıralarda Dünya Kupası'nda Arjantin'e karşı turnuvanın golünü atıyor olan Sidny Carbal'ı kadrosuna katmıştı.
Keyiften dört köşe, kadrosunu neredeyse tamamlamış ve yeni sezona şampiyonluk hayaliyle girecek olan Trabzonspor için limitler daha da zorlanabilir miydi? Taraftar zaten kafasında ilk 11'ini oluşturmaya başlamış, hatta tüm parçaları oturtmuşken yaz döneminin belki de tüm dünyadaki en büyük transfer olayı gerçekleşti. Son 10 yılın Premier Lig'deki en önemli oyuncusu, Afrika ve İslam dünyasının sayılı futbolcularından Muhammed Salah, Trabzonspor'a transfer oldu.
Trabzonspor'da belki de ilk kez bütün transferler sezon öncesine yetişmiş, üstelik şu an bile her takımın transferini, taraftarı için hayal gibi göreceği Salah Trabzonspor'a gelmişti. Beklentiler artık sadece ligden ibaret olamazdı. Trabzon'un genetiğine kodlanmış olan iddialı olma huyunu da peşine sürükleyen taraftar, gözünü UEFA Avrupa Ligi'ne dikmişti.
15 Ağustos 2026...
Trabzonspor, Kasımpaşa deplasmanında sezonu açıyordu. Kombine ve forma satış rekorlarını kıran Bordo-Mavili taraftar, merakla ilk düdüğü bekliyordu. Ancak sonuç beklendiği gibi değildi. Maç berabere bitti. Ancak ilk hafta tamamlandığında dört büyükler arasında Beşiktaş dışında 3 puan alan da yoktu. O yüzden karalar bağlamamak lazımdı.
Sıradaki maç UEFA Avrupa Ligi'ndeydi. Ve Trabzon'daki neşe, kendini hızlıdan endişeye teslim etmeye başladı. Ferencvaros yenilgisinin ardından Teknik Direktör Fatih Tekke'nin, “Başkana da dedim, tam kovulmalık kadro” şeklindeki manşet gibi sözleri, gelecek kötü günlerin habercisi gibiydi.
Ligdeki ikinci maçını Başakşehir karşısında galip tamamlayan Trabzonspor, yaptığı yatırımın karşılığını almak için Ferencvaros'u deplasmanda yenmeli, tur biletini almalıydı. En azından taraftarın beklentisi buydu. Ancak olmayacak işlerin en çok rast geldiği takımlardan biri olan Trabzonspor, maçın başında tecrübeli (!) oyuncusu Malynovski'nin rakibine anlamsız sertlikteki müdahalesi nedeniyle 10 kişi kaldı.
Deplasmanda bir kişi eksik oynayan Trabzonspor için buradan çıkacak kötü bir sonuç doğal hale gelmişti. Ancak 4-0'lık yenilginin ardından kimse Fatih Tekke'nin ani istifasını beklemiyordu. Bu gelişme herkeste soğuk duş etkisi yarattı. Öyle ki Başkan Ertuğrul Doğan bile bu haberi bir telefon uygulamasından duymuştu.
Ertuğrul Doğan, herkesin beklentisine cevap vererek bu istifayı kabul etmedi. Ancak karşısında, zamanında Trabzonspor'dan Zenit'e transfer olduğu için “Artık futbolu kafamda bitirmiştim.” diyen bir adam vardı. Belli ki Fatih Tekke, Trabzonspor teknik direktörlüğünü de kafasında bitirmişti.
Sıradaki lig maçı Amed SK karşılaşması da bunun ilanı oldu. 2-1'lik yenilginin ardından Fatih Tekke ile 1 Eylül'de yollar ayrıldı. Belki de yaz dizilerinin kaderi budur: Mevsim dönerken onlar da biterler.
Bu ayrılık, sadece 20 gün önce kimsenin aklına hayaline gelmeyecek bir şeydi. Ama Trabzon'un dalgası böyledir. Bir anda bütün rüzgâr terse dönebilir. Trabzonspor yönetimi de bu dalgaya sert çarptı. Camianın emektar isimlerinden Hüseyin Çimşir'i geçici olarak takımın başına getiren Doğan, bu senaryoyu o kadar beklemiyordu ki yeni hocasını tam 15 gün bulamadı.
Antonio Conte, Stefano Pioli, Abdullah Avcı, Şenol Güneş ve hatta Pep Guardiola'nın bile adı geçtikten sonra Trabzonspor, daha önce Samsunspor'da da çalışmış olan Thomas Reis ile sözleşme imzaladı.
Ligde ismiyle heyecan yaratmayan ama disiplini ve saha kenarındaki duruşuyla fark yaratan Vincenzo Italiano esintisi ile ülkemizin değişmez klişesi olan “ligi bilen hoca” tanımının tam bir harmanı gibi Thomas Reis.
Trabzonspor taraftarı, ligimizin bir diğer miti olan “yabancı hoca ile şampiyon olunmuyor” düşüncesini de göz ardı edemiyor tabii ki. Ancak gelinen şu noktada Trabzonspor yönetimi yine isabetli hamlelerden birini yapmış gibi duruyor.
Sezon başında, çok uzak olmayan bugünleri asla tahmin edemeyecek olan Trabzonspor taraftarı için bence hala ümit var. Kendimden biliyorum. Ligin henüz başı, kupa ve Konferans Ligi ise henüz başlamadı. Ayrıca bu haftadan sonra üç haftalık bir milli ara geliyor. Bütün bunlar düşünüldüğünde geç kalınmış bir şey yok gibi. Üstelik Trabzonspor'un önünde bir de ateşleyici güç var: İç sahadaki Galatasaray maçı.
Thomas Reis da muhtemelen böyle düşünüyor ki ilk açıklaması, “Eğer büyük bir maç oynamaktan korkuyorsanız, burada olmamalısınız.” oldu.
Bir Galatasaray maçından diğer Galatasaray maçına... Futbol da hayat gibi gerçekten. O süreci gururla ve heyecanla geçiren Trabzonspor taraftarı, bugünleri bilinmezlik ve endişe içinde geçiriyor. Her çıkış bir inişe gebe olduğu gibi hiçbir şey de sonsuza kadar kötü gitmiyor. Hatta Trabzonspor için bu iniş çok çok kısa bile olabilir.
Thomas Reis Trabzonspor’un asla bir yaz dizisi olmayacağını bizlere en çarpıcı haliyle gösterebilir.
Kaynak: Gazete Oksijen