26 Şubat 2026, Perşembe
Haber Giriş: 26.02.2026 16:33 | Son Güncelleme: 26.02.2026 16:45

Kuraklığa tek çare artan yağışlar değil

Bakan Mehmet Şimşek’e göre yağışların normallerin üstünde seyretmesi iyiye işaret. Bu durum gıda enflasyonunu 2026’nın ilerleyen günlerinde hafifletecek. Ama uzmanlara göre artan yağışlar sadece meteorolojik kuraklığın çaresi, hidrolojik ve tarımsal kuraklığı çözmeye yetmiyor
Kuraklığa tek çare artan yağışlar değil
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçen hafta katıldığı canlı yayında gıda enflasyonunun gerileyeceğini söyledi. Bakanın bu sava gerekçesi ise, yakın tarihin en iyi yağış alınan döneminde olmamız. Şimşek’e göre yağış olduğundan fiyatlar da inecek. Yağışlarda gerçekten de bir artış var. Ama asıl soru şu: Peki, bu tablo yeterli mi? Bunu uzmanlarla konuştuk.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Dr. Tufan Turp, Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2020-2025 yılları arasında 2023 hariç yağışların normalin altında seyrettiğini belirterek sözlerine başlıyor ve ekliyor: “Geçen yıl yağışlar normale göre yüzde 28 azaldı. 2025, Türkiye’deki yağışların son 61 yılın en düşük seviyesinde kaldığı yıl olarak kayıtlara geçti. Su yılı (1 Ekim 2024-30 Eylül 2025) açısından baktığımızda da yağışlarda yüzde 26’lık azalmayla son 52 yılın en düşük seviyesi gözlendi.” 2026’da ise artış var. Dr. Turp, 2026 su yılının ilk dört ayı olan Ekim 2025 ile Ocak 2026 arası dönemde yağışların geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 38 arttığını söylüyor. “Bölgesel olarak Karadeniz dışında tüm bölgelerde bir önceki yılın aynı dönemine göre artış gözleniyor. Karadeniz’de ise hemen hemen aynı” diyen Dr. Turp şöyle devam ediyor: “Ancak bu değer su yılı normaliyle kıyaslandığında çarpıcı değil. Su yılı ekim-ocak ortalaması 253.2 milimetre iken bu su yılında ekim-ocak arasında 250.9 milimetre yağış düşmüş. Yani normale yakın.”

Ocak yağışları ortalamanın üstünde

Ocak ayı tek başına incelendiğinde Dr. Turp’un belirttiğine göre Türkiye genelinde ortalama 103.9 milimetre yağış düştü ve bu da hem ocak ayı normallerinin (69.8 milimetre) hem de geçen yıl ocak ayı ortalamasının (26.8 milimetre) hayli üzerinde. “Tüm bölgelerimizde hem uzun dönem ortalamalarına hem de geçtiğimiz yılın ocak ayı ortalamasına göre yağış artışları olduğu net” diyen Dr. Turp, aynı zamanda bir hususun altını çiziyor: “Kıyaslanan referans dönemler, bölgeler, dönemlerin uzunluğu ya da kısalığı gibi kriterler değişirse yağışa dair farklı değerlendirmeler yapılabilir. Bu yılın yağışlarının değerlendirmesi de yıl sonunda mümkün olur.”

Sadece yağış miktarı yeterli değil

Çukurova Üniversitesi Çevre Mühendisliği’nden Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu da aynı şekilde ocak ayı yağışlarının normallerin yaklaşık yüzde 49 üzerinde gerçekleştiğini ve su yılının ilk dört ayının yağışlarda normale yakın seyrettiğini teyit ediyor. “Antalya’da yılın ilk 40 gününde kaydedilen yağış miktarının geçen yılın toplamına yaklaşması da dikkat çekici bir veri” şeklinde bir örnekle başlayan Prof. Zaimoğlu, bu tablonun kuraklık konusunda bütünüyle rahatlamamız için yeterli olmadığı görüşünde. Çünkü Prof. Zaimoğlu’na göre kuraklık sadece yağış eksikliği demek değil: “Meteorolojik göstergelerde iyileşme sağlanmış olsa dahi hidrolojik ve tarımsal kuraklığın toparlanması zaman alır. Toprak nem rezervleri hemen yeniden dolmaz. Yeraltı su kaynakları hemen beslenmez. Baraj ve göller sürdürülebilir seviyelere hemen ulaşmaz. Kısa süreli ve yüksek şiddetli yağışlar istatistikleri düzeltir, evet, ancak yağış oldu diye su bütçesinin kalıcı biçimde iyileşmesi beklenemez.” Zaimoğlu’na göre mesele yağışın ne miktarda düştüğü değil, ne biçimde yağdığı.

Aşırı yağışın da riski var

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Dr. Nazan An da Prof. Zaimoğlu ile hemfikir. Dr. An “Yağışların iyi gitmesi meteorolojik kuraklık açısından olumlu olsa da tarımsal ve ekolojik kuraklığın etkisi maalesef devam ediyor. Meteorolojik kuraklıktaki iyileşme tarımsal üretim açısından elbette olumlu. Fakat önemli olan yağış miktarı değil, yağışın ne zaman ve nasıl yağdığı. İklim değişikliği nedeniyle yağışlar artık daha düzensiz. Aşırı yağışlar da en az kuraklık kadar riskli” şeklinde konuşuyor.

Yağışlar yüzde 15’lik kayba yol açtı

Aşırı yağışların riskli olabileceğini doğrulayan somut olaylar da var. Prof. Zaimoğlu, şubat ayında özellikle Akdeniz’de gözlenen yoğun ve kısa süreli sağanakların erozyon ve taşkın riskine yol açtığını belirtiyor: “Akdeniz havzalarının kısa ve eğimli akarsu sistemleri ve kıyı ovalarındaki yoğun tarım, bu tür yağışların hızla taşkına dönüşmesine neden oluyor. Nitekim şubat ayında bazı tarım alanlarında su baskınları yaşandı. Seralar zarar gördü. Narenciye bahçeleri su altında kaldı.” Prof. Zaimoğlu spesifik bir istatistik de paylaşıyor: “Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) başvurularına bakıldığında Akdeniz bölgesi özelinde bu meteorolojik koşullar nedeniyle domates, biber ve salatalık gibi ürünlerde yaklaşık yüzde 15’lik ürün kaybı var. Yani kayıplar yüzünden bu ürünlerde tam aksine kısa vadeli fiyat artışı gerçekleşebilir. Yağışlar su rezervlerini güçlendirebilir, fakat yüksek şiddetli ve düzensiz olursa hem yeraltı sularının beslenmesini sınırlayabilir hem de tarımsal sistem üzerinde hasar yaratabilir. Dolayısıyla çok yağış her zaman çok fayda getirmez.” Peki tüm bunlar gıda fiyatlarına nasıl yansıyacak? Prof. Zaimoğlu özellikle yaş meyve ve sebze fiyatlarının Türkiye’de en oynak enflasyon kalemlerinden biri olduğunu anımsatıyor: “TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olduğu gibi arzı da doğrudan hava koşullarına bağlıdır. Kış aylarında seracılığa bağımlılık arttığından bu hasarlar sonrası fiyatlar kısa sürede yukarı çıkabilir.” Prof. Zaimoğlu’na göre önümüzdeki birkaç haftada fiyatların geçici olarak yukarı çıkması mu

htemel. Ancak daha geniş bir perspektiften bakmak gerekirse, şayet yağışlar barajların doluluk oranlarını arttırırsa ve sulama sezonu güçlü başlarsa, ilkbahar ve yaz dönemlerinde daha olumlu bir tablo görebiliriz. Prof. Zaimoğlu’nun genel öngörüsü, önce bir nebze artış, ardından üretim koşullarının iyileşmesiyle daha dengeli bir seyir.

Yağışlar destekleyici unsur

Dr. An’a göre ise iklim ve gıda enflasyonu arasındaki ilişki daha çok ‘yapısal’: “Yalnızca yağış değil, en başta sıcaklık ve nemle birlikte genel olarak iklim ve gıda enflasyonu arasında bir ilişki var. Ancak gıda enflasyonu sadece iklime değil, enerji, girdi maliyetleri ve lojistiğe de bağlı olduğundan tek başına iyi bir yağış sezonu kalıcı fiyat düşüşünü garanti edecek diye bir şey yok. Dolayısıyla olumlu yağış koşulları kısa vadede ancak destekleyici bir unsur olabilir.” Dr. An’a göre iklim değişikliği ve gıda enflasyonu arasındaki ilişki önemli, giderek daha da kritik bir hal alıyor. Dr. An “Bu sebeple her alanda olduğu gibi tarım ve gıdada da iklim değişikliğine uyum için önlemlerin hızlıca alınması lazım” diyor.

Gıda enflasyonunun ilk halkası

Geçen yılın panoraması da bu öneme işaret ediyor. Prof. Zaimoğlu 2025 yılını şu şekilde özetliyor: “Yüksek sıcaklık ve yağış eksikliği bir aradaydı. Bu ikili etki buharlaşmayı arttırdı. Topraktaki nem hızla kayboldu. Sulama imkanları azaldı. Yeraltı kaynaklarındaki baskı arttı. Sonuçta verim düştü, kalite geriledi, arz daraldı.” Prof. Zaimoğlu’na göre özellikle su stresi kronikleşen İç Anadolu’da başta Konya Havzası olmak üzere tarla bitkileri ve yem üretimi hayli zarar gördü. Bu durum sadece tarımı değil yem maliyetleri nedeniyle hayvancılığı da etkiledi. Akdeniz’de ise yüksek sıcaklık ve düzensiz yağış rejimi sera ve turfanda üretimde maliyetleri yükseltti. Ürün kayıpları fiyatlara yansıdı. Prof. Zaimoğlu TÜİK’e göre 2025 yılında meyve üretimindeki düşüşün yaklaşık yüzde 30 olduğunu söylüyor ve ekliyor: “İklimin enflasyon üzerindeki etkisi çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Artış genelde işlenmiş ve paketli ürünlerden başlamaz. Asıl oynaklık işlenmemiş gıdaların fiyatlarında görülür. Taze sebze, meyve ve et fiyatları doğrudan hava koşullarına bağlıdır.” Merkez Bankası’nın ocak ayında yayımlanan “Fiyat Gelişmeleri” başlıklı raporuna değinen Prof. Zaimoğlu, burada aylık gıda enflasyonunda başta sebze ve et olmak üzere özellikle işlenmemiş gıda kalemlerinin etkili olduğunu belirterek devam ediyor: “Yani 2025’te yaşanan yüksek gıda enflasyonunun ardında yalnızca maliyet, kur ya da lojistik faktörler değil, iklimin doğrudan üretim kapasitesini zayıflatan etkisi vardı. Yüksek sıcaklık ve kuraklık, enflasyon zincirinin ilk halkası aslında.”

Topraktaki nem buharlaşabilir

Peki önümüzdeki aylarda ne olacak? Prof. Zaimoğlu atmosferik modellerin mart sonuna kadar Türkiye’de yağışlı koşullar öngördüğünü aktarıyor. “Bu gerçekleşirse özellikle toprak nemi açısından tarımsal kuraklıkta rahatlama olabilir. Nisan itibarıyla birçok bölgede ekim dikim dönemi için daha elverişli nem koşullarının oluşması mümkün.” Ancak Prof. Zaimoğlu’nun bir uyarısı da var: “Türkiye’nin yağış rejimi nedeniyle kış ve ilkbaharın başı sonrası geniş alanlara düşen, uzun süreli ve düzenli yağışlar zayıflar. Nisan ayından sonraki yağışlar daha çok lokal ve düzensiz karakterlidir. Ayrıca sıcaklık da hala uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyrediyor. Daha yüksek sıcaklıklar yine buharlaşmayı arttırır ve topraktaki nemin daha hızlı kaybına yol açar. Kısa süreli yağışların ardından tekrar su stresi riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.” Özetlemek gerekirse, 2026 yılı istatistiksel olarak sahiden yağış bakımından iyi başladı ancak yağış miktarı doğrudan doğruya verimli hasat ve gıda fiyatında ucuzlama anlamına gelmiyor. Yağışın miktarıyla birlikte zamanlaması, şiddeti ve bölgesel dağılımı da çok önemli. Gıda enflasyonu yalnız gökten düşene değil, halihazırda etkisini yitirmemiş küresel ısınma ve iklim değişikliği koşullarına da bağlı.

Kaynak: Gazete Oksijen