Premier League’de henüz altıncı hafta oynanırken bir maçın böylesine merakla beklendiği olmuş muydu?
Manchester City’nin pazar günü Liverpool’a yaptığı ziyaret, İngiliz futbol tarihinin en tuhaf karşılaşmalarından birine sahne olabilirdi. Çünkü City, Premier League’in mali kurallarını ihlal ettiğine ilişkin 100’ü aşkın suçlamadan suçlu bulunduğu kararın ardından ilk kez sahaya çıkıyordu.
Normal şartlarda ligin zirvesini yakından ilgilendiren bu büyük maçın öncesinde konuşulanların çoğu bu kez futbolla ilgili değildi. Gözler saha dışındaki gelişmelere ve City’yi Anfield’da bekleyen muhtemel düşmanca atmosfere çevrilmişti.
Öyle ki sezonun ilk beş maçını kazanmış bir City ile mayıs ayında şampiyonluk yarışını onların önünde bitirmeyi hedefleyen Liverpool’un karşılaşacağını unutmak işten bile değildi. Üstelik City’ye hangi cezalar verilirse verilsin, iki takımın sahadaki mücadelesinin önemi değişmeyecekti.
Bütün bunların ardından maçın başlangıçta ikinci planda kalması belki de kaçınılmazdı. Nitekim ilk bir saat boyunca sahadaki futbol pek heyecan vermedi. Ancak ikinci yarıdaki altı dakika her şeyi değiştirdi.
Önce Liverpool’dan Ryan Gravenberch ikinci sarı kartını görerek oyundan atıldı. Üç dakika sonra Erling Haaland fırsatı değerlendirip City’yi öne geçirdi. Çok geçmeden Jérémy Doku, ceza sahasının köşesinden yaptığı nefis vuruşla topu üst köşeye göndererek farkı ikiye çıkardı.
Maçın sonucu büyük ölçüde belli olmuşken 78. dakikada bu kez Rayan Cherki sahneye çıktı. Harika bir dönüşün ardından yaptığı ustaca vuruşla skoru 3-0'a getirdi.
Böylece Enzo Maresca yönetimindeki Manchester City, sezona üst üste altı galibiyetle başlamış oldu. Cumartesi günü Leeds United’ı mağlup eden son şampiyon Arsenal ile arasındaki puan farkını da üçe çıkardı.
Liverpool ise yeni teknik direktörü Andoni Iraola yönetimindeki ilk lig yenilgisini aldı ve haftayı dokuzuncu sırada tamamladı.
Gregg Evans, Sam Lee ve Conor O’Neill karşılaşmanın öne çıkan başlıklarını değerlendirdi.
City’nin beklediği Anfield cehennemi yaşandı mı?
Herkes Anfield’a olaylı bir gün beklentisiyle gelmişti. Hile suçlamalarını konu alan tezahüratlar elbette vardı. Deplasman tribünü çevresinde karşılıklı sözlü sataşmalar da yaşandı. Ancak maç öncesindeki ortam, aslında bu iki takımın daha önceki karşılaşmalarından çok farklı değildi.
Bu da iyi bir şeydi. Çünkü ciddi bir olay çıkmadı, herhangi birinin zarar gördüğüne ya da büyük bir sorun yaşandığına ilişkin kayda değer bir gelişme olmadı.
Stadyumun çevresinde çok sayıda taraftar ürünü satılıyordu. Bunların arasında en fazla dikkat çekeni, üzerinde Oasis grubunun logosunu andıran bir yazı karakteriyle “CHEATS” (Hileciler) yazılmış mavi bayraklardı.
City taraftarları bu bayraklardan birkaçını ele geçirip deplasman tribününe götürdü. Bu hareket, gün boyunca sergiledikleri meydan okuyan tavrın da bir göstergesiydi.
Hatta zaman zaman kendilerine yöneltilen “Hileci p...ler!” tezahüratlarına “Ne olduğumuzu biliyoruz!” diye eşlik ettiler. Tribünlerin gözünde kötü adam rolünü benimsemiş gibiydiler. Üstelik bu yalnızca o güne özgü bir tavır olmayabilir; yakın gelecekte de aynı rolü üstlenmeye devam edecekler gibi görünüyor.
Maç sırasındaki atmosfer de alışıldık büyük Anfield karşılaşmalarından pek farklı değildi. Tribünler yine ateşliydi, rakibe baskı yapıyordu. Tek fark, bu kez “Hileciler!” seslerinin daha sık duyulmasıydı. Gravenberch ikinci sarı kartını gördüğünde de bu tezahüratlar yükseldi.
Aslında ilk yarıdaki futbolun düşük kalitesi tribünlerin heyecanını azaltmıştı. City’nin golleri geldikten sonra ise tribünlerdeki havayı belirleyen şey artık protestolardan çok sahada yaşananlardı.
Bütün bu şartlar düşünüldüğünde City’nin galibiyeti ne kadar etkileyiciydi?
City, geçen sezona kadar 2003’ten bu yana seyircili bir maçta Anfield’da kazanamamıştı. Bu kez bitime 20 dakika kala deplasman tribünündeki taraftarları her pasın ardından “Oley!” diye bağırıyordu.
Son 10 dakikaya girilirken Haaland da oyundan alınmıştı. Norveçli golcünün hafta içindeki Paris Saint-Germain karşılaşması öncesinde dinlenmesinde sakınca yoktu. Çünkü maç çoktan bitmişti.
Maç öncesinde futbolla ilgili tartışmaların başında City oyuncularının Anfield’daki gergin atmosferden nasıl etkileneceği geliyordu.
Bir de futbolcuların geleceğine ilişkin belirsizlik vardı. Kulübün itirazı reddedilir ve verilecek ceza küme düşürülmesini gerektirirse, oyuncular birkaç ay içinde kendilerine yeni takım aramak zorunda kalabilirlerdi. Böylesine belirsiz bir ortamda sahaya nasıl çıkacakları merak ediliyordu.
Bu galibiyet, söz konusu soruya verilmiş güçlü bir yanıt oldu.
Yine de iki takımın da ilk yarıda kötü oynadığını belirtmek gerekiyor. Maçın kırılma noktaları Gravenberch’in kırmızı kartı ve hemen ardından Haaland’ın City’yi öne geçiren soğukkanlı bitirişiydi.
Sonrasında Doku ve Cherki’nin birbirinden güzel goller atması, City’nin kaybetmesini bekleyenler için durumu daha da can sıkıcı hale getirdi.
Anfield’a City’nin hak ettiği cezayı sahada da çektiğini görmek umuduyla gelenler ya da dünyanın başka yerlerinde aynı beklentiyle ekran başına geçenler, sonunda City oyuncularının rahat rahat paslaştığını izlemek zorunda kaldı. Liverpool ise ağır yenilgiye rağmen sahada kalan gururunu korumaya çalışıyordu.
Bu galibiyet, City hakkındaki kararın açıklandığı iki haftadan bu yana giderek büyüyen kamuoyu tepkisini elbette dindirmeyecek.
Ancak futbol açısından bakıldığında başka bir gerçeği de gösteriyor: Maresca yönetimindeki Manchester City hâlâ gelişiyor ve bu süreçte çok etkileyici bir takım haline gelmeye başladı.
Gravenberch'in kırmızı kartı şanssız mıydı?
Ryan Gravenberch, ilk 11’e döndüğü maçta oldukça zor bir gün geçirdi. Gördüğü kırmızı kart Liverpool’a pahalıya mal oldu.
Hollandalı orta saha, ikinci yarıda Elliot Anderson ve Jérémy Doku’ya yaptığı, aslında çok da sert olmayan iki faulün ardından sarı kart görerek oyundan atıldı. Onun sahadan ayrılması maçın gidişatını tamamen değiştirdi.
Gravenberch oyundan çıkarken hem şaşkın hem de büyük bir hayal kırıklığı içindeydi. İki sarı kartın da ağır kararlar olduğu düşünülebilir. Ancak ilk sarı kartını görmüş bir oyuncunun savunmada daha dikkatli davranması gerekirdi.
Özellikle Doku’ya yaptığı müdahale riskliydi. Belçikalı kanat oyuncusu hızla ilerliyor ve City adına tehlikeli bir hücum başlatmaya hazırlanıyordu. Gravenberch’in o pozisyonda müdahaleye girişmesi zaten başlı başına bir kumardı.
Sezonun Newcastle karşısında oynanan ilk maçında yaptığı dikkatsiz hatalardan sonra takımdaki yerini kaybetmişti. Bu karşılaşmada kırmızı kartına kadar iyi bir performans sergilese de yaşananlar hanesine yeni bir eksi olarak yazılacak.
Oysa Gravenberch oyundan atılmadan önce Liverpool maçın içindeydi. Hatta takımın gol bulma ihtimali en çok onun hücuma verdiği katkıyla artıyor gibiydi.
Karşılaşmaya iyi başladı. Topla birlikte geniş alanları katetti, zaman zaman kendisiyle özdeşleşen dönüş hareketleriyle rakiplerinden sıyrıldı. Hava toplarını kazandı, pas aralarına girdi ve birçok kez savunmadan hücuma geçişi hızlandırdı.
İkinci yarıda daha fazla ileri çıkmaya başladı. Gianluigi Donnarumma’yı iki sert şutla yokladı.
Ancak hücumdaki bütün bu olumlu işlerine rağmen, zamanlamasını doğru ayarlayamadığı iki müdahale maçının önüne geçti.
Sakatlığı nedeniyle forma giyemeyen Dominik Szoboszlai’nin yokluğunda kendisini gösterme fırsatını kaçırmış oldu.
City, Liverpool savunmasını nasıl açtı?
Gravenberch’in kırmızı kartı maçın dengesini kesin biçimde City lehine değiştirdi. O ana kadar Liverpool az farkla da olsa daha etkili taraftı. Ancak City, kırmızı karttan önce de taktik açıdan rakibini zorlayan bazı hamleler yapıyordu.
Bunların başında, kanat oyuncularının hemen içinden yapılan koşular geliyordu. Liverpool savunması bu koşuları takip etmekte zorlandı.
Maresca yönetimindeki City oldukça cesur bir oyun anlayışı benimsedi. Orijinal yazıdaki taktik şemanın da gösterdiği gibi, Haaland’ın arkasında dört hücum oyuncusu daha ileri bölgelerde konumlanıyor. Böylece orta sahanın savunma yükü büyük ölçüde Elliot Anderson’ın üzerine kalıyor.
Sol iç koridorda başlangıçta sol bek Nico O’Reilly görev yaptı. İkinci yarının ortalarında onun yerine oyuna giren Joško Gvardiol de aynı bölgeye yerleşti.
Bu yerleşim, Liverpool savunmasının dikkatini sürekli iç koridora çekti. Böylece çizgide top alıp rakibinin üzerine gitmeyi seven City kanat oyuncularının önünde daha fazla alan açıldı.
Doku, City’nin ilk iki golünde de bu alanları çok iyi değerlendirdi.
İlk golde O’Reilly, altıpasa doğru hareketlenerek Liverpool savunmasını peşinden sürükledi. Böylece Doku'nun içeri kat edip şut çekebileceği alan oluştu. Belçikalı oyuncunun vuruşundan seken top Haaland’ın önünde kaldı ve Norveçli golcü fırsatı değerlendirdi.
İkinci gol ise büyük ölçüde Doku’nun bireysel yeteneğinin ürünüydü. Ancak o pozisyonda da Gvardiol’un koşusu önemliydi. Hırvat oyuncu hareketlenince Trey Nyoni onunla birlikte içeri yöneldi. Doku’nun önünde kaleyi görebileceği bir alan açıldı. Belçikalı da topu uzak üst köşeye göndererek harika bir gole imza attı.
Gvardiol’un iç koridorda bu kadar ileri çıkması City’nin üçüncü golünde de etkili oldu.
Hırvat savunmacı kendisini ceza sahasının içinde buldu ve ince bir dokunuşla topu Cherki’ye bıraktı. Fransız oyuncu da kendine has kıvraklığı ve soğukkanlılığıyla pozisyonu tamamladı.
Saha dışında yaşanan bütün gürültüye rağmen Manchester City, futboluyla izlemeye değer, son derece heyecan verici bir takım olmaya devam ediyor.
Kaynak: Gazete Oksijen