Türkiye'de son yıllarda üniversitelere ilişkin yapılan haberlerin çoğu tartışmalar odaklı ilerliyor. Bilim Akademisi’nin 2023/2024 Akademik Özgürlükler Raporu da üniversitelerdeki tartışmaların yarattığı tabloyu gözler önüne seriyor.
Bilim Akademisi’nin 2023/2024 Akademik Özgürlükler Raporu’nda Türkiye’deki 129 devlet, 75 vakıf üniversitesi yer alırken, endekste Türkiye maalesef 0.09 puanla “akademik özgürlüklerin en çok kötüleştiği” on ülke arasında yer alıyor.
179 ülkenin yer aldığı endekste Türkiye’nin üstünde Küba, altında ise Afganistan yer alıyor. Raporda dünya genelinde akademik özgürlükler alanında genel bir geriye gidiş olduğu vurgulanıyor.
Friedrich-Alexander Üniversitesi (Erlanger-Nürnberg, Almanya) ve V-Dem (Varieties of Democracy- Demokrasi Çeşitleri) Enstitüsü tarafından geniş kapsamlı bir uluslararası iş birliği ile geliştirilen Akademik Özgürlükler Endeksi'nde Türkiye'nin konumunu dikkate sunan Bilim Akademisi, raporda Türkiye’nin ‘seçimsel otokrasi’ (electoral autocracy) olarak değerlendirildiğini belirtiyor. Endekste Türkiye, 179 ülke arasında 140’ıncı sırada yer alıyor.
Bir önceki yıldan bu yana akademik özgürlükler anlamında en çok kötüye giden 10 ülkeden biri olan Türkiye, bu unvanı Bangladeş, Hindistan ve ABD gibi ülkelerle paylaşıyor.
‘Nitelik değil, nicelik’ vurgusu
Bilim Akademisi, raporunda Türkiye’de 25 yıllık bir süreçte yüksek öğrenim kurumu sayısının 76’dan 208’e, öğretim elemanı sayısının ise 70 binden 185 bine, öğrenci sayısının da 1,6 milyondan 8 milyona yükseldiğine ve bunu bir başarı olarak gösterildiğine dikkat çekiyor.
Niteliğin değil, niceliğin tek ölçüt olarak kabul edildiği belirtilirken söz konusu artışların niteliği artırmadığı, ancak nicelik eksenli akademi anlayışının sürdürülmek istendiği de ifade ediliyor. Raporda “Akademik kalite ve liyakatin uzun soluklu bir süreç olduğu gerçeği, Türkiye’de açıkça görmezden gelinmeye devam etmektedir” deniyor.
V-Dem veri tabanı verilerine göre ise kurumsal özerklikte Türkiye 179 ülke arasında 154’üncü sırada yer alıyor. Rektörlerin üniversiteler üzerindeki yetkilerinin vurgulandığı raporda “kadrolar ve mali konularda müdahalelerinin olduğu” hatırlatılıyor.
Bilim Akademisi’nin raporunda “üniversitelerin kurumsal özerkliği alanında yaşanan erozyonlar” başlığı altında Boğaziçi Üniversitesi, liyakat, çok sayıda üniversite/fakülte açılması, öğrencilerin ifade özgürlüğüne ve öğrenim haklarına ilişkin müdahaleler, mezuniyet törenlerine ve üniversite şenliklere yönelik müdahaleler, bilim özgürlüğü, akademisyenlerin kişilik hakları ve güvenlikleri ile ilgili ihlaller, toplumsal cinsiyet eşitliği alt başlıkları sıralanıyor.
Tüm başlıkların bir örneği: Boğaziçi Üniversitesi
Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademik erozyon, 2021 yılının başında Melih Bulu’nun üniversiteye Cumhurbaşkanı Kararı’yla atanmasıyla başladı. Atama kararını bugün hâlâ devam eden öğrenci ve öğretim görevlilerinin direnişi izliyor. Bu sırada üniversitede görevden almalar, kapatılan fakülteler, açılan fakülteler ve yeni yönetmelikler birbirini takip ediyor.
Raporda yer alan neredeyse her başlığa ilişkin örnekler Boğaziçi Üniversitesi özelinde de karşılık buluyor.
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Lale Akarun, Türkiye’de akademik özgürlüklerin anayasada tanımlı olsa da yasalarda kısıtlandığının altını çizerek “Biliyorsunuz Anayasa, üniversite özerkliği dese de, YÖK, üniversitelerin üzerinde her türlü denetim yetkisine sahip. Dolayısıyla, yasal mevzuat açısından kısıtlı bir üniversite özerkliği ve akademik özgürlük var” diyor.
Yine de bu kısıtlı çerçevede Boğaziçi Üniversitesi’nin yıllarca kendi içinde demokratik usulleri ile çalıştığını anlatan Akarun, “Örneğin anabilim dalı başkanları, Fakülte kurullarında ve Senatoda fakülte temsilcileri öğretim üyelerinin oyu ile seçiliyor. Ancak üniversitemizde diğer akademik yöneticiler de atama yetkilerini, öğretim üyelerine devretmiş; daha katılımcı bir yönetim usulü benimsenmişti” diye anlatıyor.
Yetkisi olmayan görevden almalar
2021 yılında ise üniversiteye yapılan kayyım atamasının söz konusu demokratik usulleri kenara atmasının yanı sıra yasada var olan yönetim organlarını da çalıştırmadığını anlatıyor:
“Örneğin yasada Senato her yarıyılda en az bir kere toplanır dese de, 2024 yazından beri Senato toplanmıyor. Seçilmiş anabilim dalı başkanları görevden alınıyor. Halbuki dekanın böyle bir yetkisi yok, yasada açıkça ‘seçilen kişi atanır’ diyor. Zaten bu nedenle mahkeme bu kararları iptal ediyor. Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde görevinden alınan Prof. Dr. Cem Say bunun bir örneği: oylarımızla seçildiği anabilim dalı başkanlığı görevinden alındı ve dava sonucu bu görevden alınma işlemi iptal edildi. Rektörlük mahkemenin zorunlu kıldığı şekilde atamayı yapıyor; ertesi gün bir daha görevden alıyor. Yine dava, yine iptal. Sonuçta yasalarda var olan kısıtlı özgürlüğün bile uygulanmadığını görüyoruz.”
Söz konusu müdahalelerin mahkeme kararıyla iptal edilmesiyle sorun çözülmüyor. Akarun, yasal haklarını kullanan öğretim üyelerinin bu kez de yönetim tarafından mobbinge uğradığını şu örnekle anlatıyor: “Görevden alınan, sonra mahkeme kararı ile tekrar görevine dönen diğer anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Tuna Tuğcu hocamızı fazladan dersler vermekle görevlendiriyor. Mahkeme böyle bir yetkiniz yok deyip iptal ediyor; bir sonraki yarıyıl rektörlük tekrar aynı şeyi yapıyor.”
‘Genç akademisyenler gelecek göremiyor’
Akademisyenler olarak yasal haklarını kullanmaya ve bu erozyonu durduramasalar da yavaşlatmaya çalıştıklarını anlatan Lale Akarun, özellikle genç akademisyenlerin bu koşullarda kendileri için bir gelecek göremediklerini belirtiyor:
“Sözleşmeleri uzatılmıyor; yükseltmeleri yapılmıyor; akademik projeleri için gerekli izinler verilmiyor. Bazıları da bu haksızlıkların olduğu ortamda çalışmayı istemiyor; zaten büyük bir fedakarlık kamu üniversitesinde çalışmak. Bilgisayar Mühendisliği bölümünden çok değerli bir öğretim üyesi arkadaşımız, Dr. Fatma Başak Aydemir, geçen sene istifa edip Hollanda Utrecht Üniversitesi'ne öğretim üyesi olarak gitti. Yine geçtiğimiz sene içinde aynı bölümden çok değerli başka bir arkadaşımız, Doç. Dr. Özlem Durmaz İncel, Hollanda Twente Üniversitesi'ne Yaygın Hesaplama Laboratuvarının başına gitti. Yerine konması çok zor kayıplar bunlar ve doğrudan akademik özgürlük ortamının aşınmasının sonuçları.”
‘Kamusal pozisyonlar maddi manevi bir metaya dönüştü’
Raporda ara başlıklardan biri olsa da tüm kısıtlamaların ortak noktasında liyakat bulunuyor. Liyakat başlığı altında raporda "Objektif bilimsel ölçütlere ve işin gereklerine uygun şekilde yapılması gereken kadro atamalarının, halen “kişiye özel koşullarla” ilan edilmesi ve atama yapılması, akademideki liyakat sorunu bakımından büyük bir sorun oluşturmaktadır” ifadeleri yer alıyor.
Konuya ilişkin akademik çalışmaları bulunan Adıyaman Üniversitesi Öğretim Üyesi Doktor Mesut Özel “Türkiye'deki bütün kamusal pozisyonlar hem maddi hem manevi statü anlamında birer metaya dönüşmüş durumda” diyor.
‘Eskiden yasal boşluk kullanılıyordu, şimdi yasa değiştiriliyor’
Üniversitelerde akademik özgürlükten bahsedilebilmesi için temelde liyakatin olması gerektiğini vurgulayan Özel, “Eskiden yasal boşluklar kullanılarak kayırmacılık yapılıyordu; şimdi ise kayırmacılık yapılması için yasa değiştiriliyor. Biz buna ‘radikal kayırmacılık’ diyoruz” ifadelerini kullanıyor.
Sadece kurumlarda değil, akademik çalışmaların yayımlandığı organlarda da kayırmacılığın söz konusu olduğunu öne süren Özel, bir çok akademisyenin yalnızca ‘tanıdık’ bulamaması nedeniyle çalışmalarını yayımlatamadığını da anlatıyor. Söz konusu kayırmacılıkların çok çeşitli olduğunu anlatan Özel bir yandan bunun eril bir tavır olduğunu da vurguluyor: “Atananlar ‘kendi adamlarını’ getiriyor. ‘Kendinden olmayanları da’ mobbingle dışlamaya çalışıyor. Yalnızca akademide değil bu her kurumda böyle.”
Üniversite enflasyonu hem işsizlik hem beyin göçü yaratıyor
Ölçüsüz ve kontrolsüzce artan üniversite ve fakülte sayıları, bir yandan nitelikli eğitimin sağlanmasını bir yandan da liyakatin korunmasını engelliyor. Ancak bir diğer sorun da işsizliği yalnızca ertelemesi. Raporda artan üniversite mezunu işsiz sayısı nedeniyle CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soruna dikkat çekerek çözümüne yönelik politikaların hayata geçirilmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istediğine yer verilmiş. Üniversite sayısındaki artışın, mezun sayısının hızla çoğalmasına neden olduğu, istihdam imkanlarının aynı oranda genişlememesi sonucunda üniversite mezunu işsizlerin, toplam işsiz nüfusun üçte birini oluşturduğunu belirten milletvekili, bu sorunun çözümü için, eğitim ve istihdam sistemindeki temel sorunların birlikte ele alınması gerektiğini belirtmiş.
Madalyonun öteki yüzünde ise Türkiye’deki nitelikli üniversitelerde iyi eğitim almış mezunların, hızlanan bir ölçüde beyin göçüyle kaybediliyor olması. TÜİK’in 2021-2023 dönemine ilişkin yükseköğretim beyin göçü istatistiklerine göre, göç oranı 2023’te yüzde 2’ye yükseldi.
Üniversitelerde niteliksel anlamda yaşanan gerilemeler ve özgürlük kısıtlamaları örnekleri her geçen gün artmaya devam ederken Bilim Akademisi raporunda çözümü şöyle sunuyor:
“Akademik yöneticiler, her paydaşın özgürlüklerine saygı gösteren ve bunları destekleyen kararlarla ilerlemeli; bunun yanında bireysel yıldırı olaylarının üzerine kararlı şekilde giderek, nitelikli ve korunaklı araştırma ortamları yaratmalıdır. Ancak bu türden uygulamalar ülkemizin akademik araştırma alanını hak ettiği düzeye taşıyacaktır.”
Bilim Akademisi'nin raporuna buradan ulaşabilirsiniz.