15 Ocak 2026, Perşembe
Haber Giriş: 15.01.2026 10:35 | Son Güncelleme: 15.01.2026 13:13

Diploma davasında konuşan İmamoğlu: Hukuken sonuna kadar mücadele edeceğime yemin ederim

Tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, üniversite diplomasının 31 yıl sonra iptal edilmesine karşı açtığı davanın ilk duruşması bugün Silivri’de görülüyor
Diploma davasında konuşan İmamoğlu: Hukuken sonuna kadar mücadele edeceğime yemin ederim
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, üniversite yatay geçiş sürecine ilişkin işlemlerin “usulsüz olduğu” iddiasıyla diplomasının İstanbul Üniversitesi tarafından iptali üzerine yürütmenin durdurulması için açtığı davanın ilk ve tek duruşması bugün Silivri’de görülüyor. İstanbul 5. İdare Mahkemesi salonunda gerçekleşmesi beklenen duruşma, mahkemenin talebiyle Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonuna alındı. Davacı İmamoğlu ve davalı İstanbul Üniversitesi, duruşmada beyanlarda bulunacak ancak mahkeme usulen kararını 15 gün içerisinde gerekçeli olarak açıklayacak. Duruşmanın görüldüğü mahkemenin başkanı ve üyeleri, dava öncesinde kasım ayındaki HSK kararnamesiyle görevden alınmış ve yerlerine farklı hâkim üyeler ve başkan atanmıştı.

Duruşmayı CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP milletvekilleri Gökçe Gökçen, Mustafa Sarıgül, Sezgin Tanrıkulu ve Bülent Tezcan ile görevden alınan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Silivri Cezaevi’ne gelerek takip ediyor.

İmamoğlu beyanda bulundu

İmamoğlu'nun duruşması beklenenden 40 dakika kadar geç başladı. Gamze Altunay'ın aktardığı bilgilere göre İmamoğlu savunmasına "Diplomamı savunmaya gelmedim. Bir gencin devletine güvenerek kurduğu hayatın geriye doğru sökülmek istendiğini anlatmaya geldim" sözleriyle başladı.

T24'ten Can Öztürk'ün aktarımına göre salona alkışlar giren İmamoğlu'nun beyanı şöyle:

"İdare mahkemesi olarak duruşma ortamını sağlamak üzerine gayretinizi önemli buluyorum. Kolaylaştırmak ve zorlaştırmak kavramları açısından, madem Silivri’deyim; buradan beri savcılığın yaptığı düzenlemeleri de hayretle takip ettiğimi söylemeliyim.

Hem yeni yıla girdik; huzurunuzda tüm ülkemizin yeni yılını kutluyorum. Hem dünya hem de ülkemiz bir sınav veriyor. Miraç Kandili’nin olduğu bir gün bu duruşma yapılıyor. Dinimizin esasında da iyi insan olmak vardır. Ben de kendim iyi insan olma gayretinde olan bir vatandaşım. Birazdan 18 yaşımı konuşacağız. Orada ne yaptığımı, iyi insan olmak üzerine neler yaptığımı anlatacağım. Bugün ahlak dışı uygulamaların yapıldığı bir ülkedeyiz. Bir yılı aşkın süredir uğradığımız yargı tacizinin ayrı bir boyutta olduğunu görüyoruz."

"Çok kötü bir sınav veriyoruz. Bu sınav umarım milletimiz adına iyi yönde sonuçlanır. Bugün burada sadece bir davanın duruşması yapılmıyor; bir ülkenin hukuk devleti olma iddiası sınanıyor.

“Tapum, diplomam, emeğim, alın terim güvende mi?' sorusu herkesin aklındadır"

Bu ülkede “Tapum, diplomam, emeğim, alın terim güvende mi?” sorusu herkesin aklındadır. Bunları 86 milyon adına söylüyorum. Bu cennet vatanda hukuka duyulan güvenin savunusudur. Ben bu duruma asla bireysel olarak bakmıyorum.

Bu mücadelede, Kıbrıs’a gidip yatay geçiş başvurusunda bulunan ve eksiksiz bir şekilde diplomasını alan bir gencin hikâyesini anlatacağım. Ben tam da bu yüzden buradayım; ben hâlâ aynı mücadelede bulunuyorum. Ben tüm belgeleri eksiksiz sundum. Bazen bir kâğıdın bir parçasını yırtıp sunsam ne olurdu, onu düşünüyorum.

"Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak?"

Diplomamı savunmaya gelmedim. Bir gencin, devletine güvenerek kurduğu hayatın geriye doğru sökülmek istendiğini anlatmaya geldim.

Bu dosyada İstanbul Üniversitesi’nin kendi hazırladığı bilgi notu, bugün aradığınız şartların o gün olmadığını söylüyor. Bu, kişiye özel bir işlem de değil; yüzlerce insan yıllar boyunca aynı şekilde başvurmuş. Normal idari işlemin yürütüldüğü bir ortamda, bunu bir balyoz gibi bir gencin başına indiremezsiniz. Bugüne geldiğimizde ise üniversitenin, kendi belgesiyle bir gerçeği yok saydığını görüyoruz. İnanın, insan sormadan edemiyor: Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak?

Çok değil, tam bir ay sonra bu sürece bir el değiyor. Böyle bir belge beklenmiyor çünkü. Ne oluyorsa, o bilgi notu nasıl oluyor da yön değiştiriyor? Bunu gören, siyasi talimatı almış bir avuç kişi YÖK’e yazı yazıyor; diplomamın araştırılması isteniyor. Üniversite de bir yazı gönderiyor. Süreç, savcılık yazısından sonra başka bir yere evriliyor.

Onlar kimse, onlarla hukuken sonuna kadar mücadele edeceğime ben de yemin ediyorum.

18 Mart, yani 19 Mart operasyonundan bir gün önce, diplomam iptal ediliyor. Ne büyük tesadüf.

Gerçek şudur; ortadaki tek gerçek şudur: Ne benim için özel oluşturulmuş bir durum vardır ne de başka bir durum. Başvuru belgemde ne gizleme var ne de başka bir şey. Hatta fazla bilgi var. Dilekçemde üniversitenin tanıtım broşürlerini bile eklemiştim. Her şeyi en açık hâliyle dosyaya koymuşum."

Bülent Arınç'a atıf yaptı

Halk TV muhabiri Gamze Altunay'ın aktardığı bilgilere göre, İmamoğlu savunmasında geçtiğimiz günlerde kendisi hakkında 'Erken öten horoz' nitelemesini yapan Bülent Arınç'ın sözlerine atıf yaparak devam etti:

"Bu bir denetim değildir; ağır bir siyasi talimatın alarm durumudur, kula kulluk ederek yerlerde sürünmenin acizliğidir. Bu, siyaseten yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Bu yazıyı yazan anlayış, bir de bunu hukuk adına yaptığını söylüyor. Ben nasıl bir yargı meselesi olabilirim; be korkulacak adam mıyım? Siyasetçiyim, İstanbul’da milyonların oyunu almış bir belediye başkanıyım. Erken öten horozun başını kesme anlayışıyla hareket ediliyor; bu, bir cumhurbaşkanı adayını devre dışı bırakma işlemidir ve tarih bunu yazacaktır. Ben bu ülkenin evladıyım; emeğimi, hayatımı bu ülkenin belirlediği belgelere göre kurdum."

"Duruşma salonuna sandık mı kuralım"

"Bu dava kişisel bir dava değildir, bir ilke davasıdır; bu davada verilecek karar yalnızca benimle ilgili olmayacaktır. Sayın Başkan, sayın heyet, Silivri’de görülen ilk idare davasını da yaşıyoruz; bu da bana nasip oldu. Avrupa’nın en büyük duruşma salonunu yapmakla övünenlere acıyorum, zavallılar. Artık duruşma salonuna sandık mı kuralım, üzerine cumhurbaşkanlığı seçimi mi yazalım? Ben yargılamadan hiç kaçmadım; ancak kim eğip büküyorsa onlarla mücadeleye devam edeceğim."

"Anamın ak sütü kadar helal bir diplomam"

35 yıl boyunca susan idare, neden Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilân ettikten sonra harekete geçmiştir?"

Yıllar sonra bu sürecin sorgulanması, hukukun değil; hukuki güvenliğin tartışma konusu hâline getirildiğini göstermektedir.

Şimdi, anlatımın ötesinde dosyanın en somut gerçeğini göstermek istiyorum.
Biliyor musunuz, nedir bu?

Anamın ak sütü kadar helal bir diplomam.
Bu benim diplomam.

Ve bugün deniyor ki: “Üniversite geri alacakmış.” Hadi oradan, hadi oradan!

Bu diploma, İstanbul Üniversitesi’nin inceleyerek, araştırarak, ölçerek ve kabul ederek kendi iradesiyle verdiği resmî bir devlet belgesidir. Yıllarca geçerli sayılmıştır. Yıllarca devletin tüm kurumlarında kabul edilmiştir. Bugün üzerinde yazan tarih, imza ve mühür neyse odur.

Ben, bütün bu süreçlerden geçmiş bir belgenin yok sayılmasını kabul etmiyorum. Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilân ettikten sonra, 35 yıldır geçerli olan diplomam iptal edilmiştir. Bu bir varsayım değildir. Bu bir yorum değildir. Bu, takvimle sabit bir olgudur.

Sormak zorundayım: 35 yıl boyunca susan idare, neden tam da bu açıklamadan sonra harekete geçmiştir?

Şimdi zurnanın zırt dediği yer geliyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi’ne 24 Şubat 2025 tarihinde bir resmî yazı gönderiyor.

Bu yazı bir uyarı değildir.
Bu yazı bir denetim değildir.
Bu yazı açıkça tehdittir.

Yazıda aynen şu ifade yer alıyor:
“Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri) bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…”

Şimdi bu cümleleri yavaş yavaş, kelime kelime okuyalım.

“Diplomanın kullanılmaya devam edildiği” deniyor.
Nerede?
Parantez açılıyor: Yüksek Seçim Kurulu. Parantez kapanıyor.

Bu ne demektir, biliyor musunuz?
Açıkça şunu söylüyorlar:
“Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.”

Soruyorum:
O tarihte bir seçim var mı?
Yok.

Peki lisans diploması neden gerekir?
Sadece ve sadece Cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir.
Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler.
4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler.

Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır:
Cumhurbaşkanlığı.

"Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir"

Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle “kullanılmaya devam edilen diploma” deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.

Bu bir hukuki refleks değildir.

Bu bir denetim değildir.

Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir.

Kanunla, hukukla, idari usulle ilgisi yoktur. Bu, siyasi talimatın yargı eliyle uygulanma çabasıdır. Birbirine bakarak, kulak kabartarak, sürünerek o talimatın peşinden gitmenin acziyetidir. Utanç verici bir durumdur.

“Bir an önce gerekli işlemleri yapın” deniyor. Acele edin deniyor. Neden? Çünkü korkuyorlar. Ayıptır. Gerçekten ayıptır.

Cesaretiniz yok. Mücadele etmeye cesaretiniz yok. Sandıkta yarışmaya cesaretiniz yok. Bu yüzden hukuka ihtiyaç duyuyorsunuz.

Bu hukuk değildir. Bu, hukukun araçsallaştırılmasının zirvesidir.

Bir savcı, bir üniversiteye yazı yazarak, “Bu kişi aday olabilir, diplomasını iptal edin” diyebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi?

Bu, yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Ve bunu yapan anlayış, bir de çıkıp “hukuk adına yaptım” diyecek.

Soruyorum: Ben korkulacak bir adam mıyım? Silah mıyım? Tehdit miyim?

Hayır.

Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten oy isteyen bir siyasetçiyim. İstanbul’da milyonların oyunu almış, İstanbul’u yöneten bir Büyükşehir Belediye Başkanıyım.

Bu yapılan şey şudur: Milletin önüne çıkabilecek bir ihtimali, hukuk yoluyla daha doğmadan boğma çabasıdır.

Böyle bir anlayış olabilir mi? Bir vatandaşın, bir kurumun, bir üniversitenin bu şekilde hizaya sokulmaya çalışılması kabul edilebilir mi?

Bu bir hukuk devleti pratiği değildir. Bu, korkunun ve acziyetin belgesidir."

Ne olmuştu? 

Ekrem İmamoğlu’nun diploma tartışmasının temelinde, 1990’lı yıllara uzanan yatay geçiş süreci bulunuyor. İmamoğlu, 1990 yılında Kuzey Kıbrıs’taki Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’ne yatay geçiş yaptı. Bu geçişin ardından 1994 yılında İstanbul Üniversitesi’nden mezun oldu. İmamoğlu, yıllar sonra, 2017’de aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimini de tamamladı.

Ancak 18 Mart 2025’te, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin lisans diplomasını iptal etti. Üniversite yönetimi, 1990 yılında yapılan yatay geçiş işlemlerinin usulsüz olduğu iddiasıyla, mezuniyetlerin ve diplomaların “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle geri alınmasına karar verdi.

Diploma iptalinden bir gün sonra, 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu, hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı. 23 Mart 2025’te ise tutuklandı ve aynı gün, ön seçim süreci sonunda CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ilan edildi.

İmamoğlu’nun avukatları, diploma iptaline karşı 6 Mayıs 2025’te İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Davada, üniversitenin kararının hukuken “yok hükmünde” olduğu ve açık hata içerdiği savunuldu. Mahkeme, 22 Mayıs 2025’te İstanbul Üniversitesi’ne müzekkere yazarak iptal kararına dayanak olan tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesini istedi.

Ancak dava süreci ilerlerken kritik bir gelişme yaşandı. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 20 Haziran 2025 tarihli yaz kararnamesiyle, davaya bakan İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı ve bir üye hâkim görevden alındı; yerlerine yeni hâkimler atandı. Bu değişiklik, muhalefet cephesinde yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.

Yeni mahkeme heyeti, 30 Temmuz 2025’te, diploma iptaline ilişkin yürütmenin durdurulması talebini reddetti. Bu kararın ardından süreç esastan inceleme aşamasına geçti. Aynı dönemde, İmamoğlu’nun yüksek lisans diplomasının da iptal edildiği açıklandı.

İmamoğlu, dava sürecine ilişkin yaptığı açıklamalarda, diploma iptalini ve yargılamayı “hukuk tarihinin en büyük kara lekelerinden biri” olarak nitelendirdi. İmamoğlu, 19 yaşında devletin açtığı kontenjanla, tüm belgelerini sunarak yatay geçiş yaptığını, aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini dahi tamamladığını hatırlatarak, sürecin Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla bağlantılı siyasi bir müdahale olduğunu savundu.

Daha önce ne demişti? 

Ekrem İmamoğlu, dava süreciyle ilgili daha önce yaptığı açıklamada, "Diploma davası, hukuk tarihimizin gördüğü en büyük kara lekelerden biridir" demiş ve eklemişti:

"Devlet kontenjan açıyor; belgelerimi eksiksiz ibraz ediyor ve yatay geçiş hakkı kazanıyorum. Bırakın lisansı, aynı üniversitede yüksek lisans bile yapıyorum. Bütün bunları yaparken, 19 yaşımda devletin kurumlarına ve adaletine güvendim ben. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı adayı olduğunuzda, helal olan haram edilmek isteniyor. Bu kumpas, net bir kara lekedir."

Kaynak: Gazete Oksijen