Yapay zekanın çalışma hayatından eğitime, bankacılıktan perakendeye kadar yarattığı dönüşüm, Oksijen Future Forum 2026'da iş dünyası ve akademinin önde gelen isimleri tarafından ele alındı. İstanbul'da 12-13 Ekim tarihlerinde düzenlenen forumun “After AI” temalı ilk gününde, yapay zekanın istihdam üzerindeki etkileri, şirketlerin değişen iş modelleri ve insanın gelecekteki rolü tartışılıyor.
Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı İlker Kuruöz, “Yapay zekanın istihdama etkisinin olmaması imkansız” derken, Microsoft Türkiye CEO'su Levent Özbilgin "Yapay zekayı teknoloji oyuncağı olarak görmekten çıkmalıyız" diye konuştu. Mavi CEO'su Cüneyt Yavuz ise “Gençler, korkmayın; biz hâlâ istihdam ediyoruz” mesajını verdi. Akademiklink Kurucusu Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara da “Bundan beş yıl sonrasını düşündüğümde ben kendi adıma ne işe yarayabileceğime dair bir cevap veremiyorum” sözleriyle akademisyenlerin gelecekteki rolünü sorguladı.
Etkinlikte açılış konuşmasını Oksijen Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Mutlu gerçekleştirdi. Yapay zekanın ciddi bir dönüşüm getirdiğinin altını çizen Mutlu, Oksijen'in bu dönüşümü yakından takip ettiğini vurguladı.
Bankacılıkta İnsan Nerede?
Forumun “After AI: Bankacılıkta İnsan Nerede?” başlıklı oturumunda konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı İlker Kuruöz, yapay zekanın bankacılık sektöründe yaratacağı dönüşümü değerlendirdi. Yapay zekayı korkuyla değil, heyecanla karşıladıklarını belirten Kuruöz, teknolojinin istihdam ve iş yapış biçimleri üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Oksijen yazarı ve stratejist Güzem Yılmaz Ertem'in moderatörlüğünde düzenlenen oturumda Kuruöz, bankacılık sektörünün teknolojik dönüşüme uyum sağlama konusunda önemli bir yol katettiğini belirterek “Yeterince yenilikçi ve teknolojiye adapte olan noktadayız. Özellikle ajanları konuştuğumuz bir dönemde herkesin buna adapte olması gerekecek. Dijitalleşmenin olmadığı dönemde bankaya, bir şubeye giderdiniz. Bu, çok kısıtlı kitleye ulaşan bir işti. Şu an milyonlara ulaşan bir hale geldi” değerlendirmesinde bulundu.
Dijital bankacılığın geleceğinde sesli etkileşimin öne çıkacağını vurgulayan Kuruöz, “Beni en çok ne heyecanlandırıyor derseniz, menülerle yapılan bir dijital tecrübeden, sesle ne istediğinizi anlattığınız, o eski analog günlerdeki hisse dönülmesi” dedi.

"Yapay zekanın istihdama etkisinin olmaması imkansız"
Yapay zekanın istihdam üzerindeki olası etkilerine de değinen Kuruöz, teknolojinin mevcut çalışanlarla daha fazla iş yapılmasının önünü açacağını belirtti.
Kuruöz, “Yapay zekanın istihdama etkisinin olmaması imkansız. Ben yıllarca finans sektörü içerisindeyim. Bir dönem telekomünikasyon sektöründe de çalıştım. Yıllar içerisinde bizim hep şöyle bir sıkıntımız oldu: Norm kadromuz belli, yapacağımız işlerin potansiyeli çok fazla. Herkes büyümek için çok istekli oluyor. Yani normumuz büyüsün, daha çok iş yapalım. Ama bir sınır var. O sınırda o kadar istihdam yaratabilir misin? Bu çıtanın kırılacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Yapay zekanın yalnızca istihdamı değil, iş yapış biçimlerini de değiştireceğini vurgulayan Kuruöz, “İkinci olarak iş yapış biçiminin kesinlikle değişeceğini düşünüyorum. Var olan kaynaklarımızla biz daha nitelikli bir hizmeti daha büyük kitlelere sunabiliriz” dedi.
"Nihai kararı insan vermeli"
Kuruöz hangi konularda yapay zekanın ön plana çıkması hangi alanlarda geri planda kalması gerektiği konusunda "insan hayatını etkileyecek konularda son kararı insanın vermesi gerektiğini" vurguladı. Kuruöz, “AI'ın müşterinin önüne bütün seçenekleri sunması ama nihai kararı müşterinin vermesi lazım. Bizim şu anda kullandığımız bir sorumlu AI politika setimiz var. Ona uygun olarak yaptığımız çalışmaları yürütüyoruz. Bunlar içeride denetleniyor” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka tartışmalarında teknolojik altyapıdan çok kullanıcıya sağlanan faydaya odaklanılması gerektiğini belirten Kuruöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Modeller, teknoloji, altyapı vs. çok konuşuyoruz. Yapay zekayı üzerinde çalıştıracağımız GPU'lara ve veri merkezlerine ihtiyacımız var ama bence bunların müşteriye ne fayda sağladığını daha fazla konuşmalıyız.”
Yapay Zekayı Reddeden Ne Kaybedecek?
Oksijen Future Forum 2026 kapsamında düzenlenen “Yapay Zekâyı Reddeden Ne Kaybedecek?” başlıklı oturumda yapay zekanın iş dünyasına etkileri ve insanın karar alma süreçlerindeki rolü ele alındı.
Oturumun moderatörlüğünü üstlenen araştırmacı ve Oksijen yazarı Bekir Ağırdır, teknolojinin son 45 yılda geçirdiği dönüşüme dikkat çekerek, “Ben teleks ve daktilo kuşağından geliyorum, gençler bilmez. 1 Ocak 1981'de işe başladığımda bilgisayarın adı bilgisayar değildi, 'elektronik beyin'di. Türkiye'de 310 adetti. Oradan buraya gelmek çok heyecan verici” dedi.
Yapay zekanın geçmişteki teknolojik dönüşümlerden çok daha büyük bir değişimi beraberinde getirdiğini belirten Ağırdır, tartışmaların iki uç arasında sıkıştığını söyledi:
“Bildiğimiz bütün değişimlerin ötesinde bir teknolojik sıçramayı konuşuyoruz. Öte yandan bütün tartışma ya yepyeni bir felaket tellallığı, 'Bütün meslekler yok olacak' anlatısı ya da bir cennet anlatısı. Türkiye hep böyle keskin tartışmalar yapıyor. 90'larda da küreselleşmeyi sanki karşısında durulabilirmiş gibi tartıştık, şimdi de yapay zekayı öyle tartışıyoruz.”
Ağırdır, yapay zekanın rekabet avantajı olmaktan çıkarak iş hayatının doğal bir parçasına dönüşmesinin sonuçlarını tartışmak istediklerini belirterek, “Önümüzdeki üç yıl, beş yıl içinde yapay zekayı ıskalayan biri ne kaybeder?” sorusunu yöneltti.
Fütürist ve Teknokratlar Derneği Eş Başkanı Alphan Manas ise yapay zekaya uyum sağlamanın artık bir tercih olmadığını vurguladı.
“Teknolojik cihazlarla arası olmayanlar 'Ben teknolojiyi pek sevmiyorum' derler. Yapay zekada kaçacak yerimiz yok, onunla mutlaka yüzleşmemiz gerekiyor. Biz Teknokratlar Derneği'nde 2030'un dünyada yeni bir dönemin açıldığı tarih olacağını söyledik. Neptün retrolarından bahsetmiyorum, gerçek anlamda bir dünya değişiminden bahsediyorum. Dolayısıyla oraya hazırlık yapmamız lazım.”
"Yapay zekaya ne kadar teslim olacağız?"
Yapay zekayı reddetmenin mümkün olmadığını ancak teknolojiye ne ölçüde güvenileceğinin de tartışılması gerektiğini belirten Manas, insan muhakemesinin önemini iki tarihi olay üzerinden anlattı.
Manas, 1983 yılında Sovyetler Birliği'nin erken uyarı sisteminden gelen nükleer füze alarmının yanlış olduğunu değerlendirerek olası bir krizin önüne geçen Yarbay Stanislav Petrov'u hatırlattı.
“Burada bulunuyorsak bunu bir Rus yarbaya borçluyuz. Yoksa dünyamız 43 yıl 1 ay önce yok olmuştu. Yarbay Stanislav Petrov, Amerika'dan gelebilecek nükleer füzeleri takip ediyor. Bir anda nükleer füze alarmı geliyor. Bakıyor, kendi muhakemesini kullanıyor: 'Amerika nükleer savaşa birkaç füzeyle başlamaz, çok sayıda füzeyle başlar.' Haber vermesi lazım, haber vermiyor, riski alıyor.”
Alarmın gerçekte güneş ışığının yüksek irtifadaki bulutlardan yansıması nedeniyle oluştuğunu belirten Manas, bu örnek üzerinden teknolojik sistemlerin kararlarına sorgusuz güvenilmemesi gerektiğini vurguladı.
Manas'ın verdiği ikinci örnek ise 2009 yılında motorlarına kuş çarpmasının ardından Hudson Nehri'ne acil iniş yapan yolcu uçağının pilotu Chesley Sullenberger oldu. Olayı konu alan Sully filmine atıfta bulunan Manas, pilotların olağanüstü durumlarda karar verebilmek için zamana ihtiyaç duyduğunu belirtti.
“İnsanız biz! Bize zaman tanıyacaksınız. 35 saniye tanıyorlar. Kitaba bakılıyor, Quick Reference Handbook'a bakılıyor, kontrol listeleri yapılıyor.”
İki örneğin insan muhakemesinin önemini ortaya koyduğunu savunan Manas, “Birinde eğer iki pilottan biri yapay zeka olsaydı, bugün o iki havaalanından birine düşmüşlerdi. Eğer yarbayın yerinde bir yapay zeka olsaydı, bugün yapay zekayı konuşamıyor olurduk. O yüzden seve seve yapay zekayla yüzleşmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
"Kobra etkisi"
Oturumda Microsoft Türkiye CEO'su Levent Özbilgin yapay zekanın şirketlere sağlayacağı faydanın somut hedefler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Bir kurumun yapay zekayı kullanıp bundan fayda yaratması, 'Ben A kurumuyum, yapay zekayı koyayım, bir fayda yaratsın' demekle olmuyor” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka yatırımlarının başarısını ölçerken yanlış göstergelere odaklanılmaması gerektiğini vurgulayan Özbilgin, bu durumu “Kobra etkisi” olarak bilinen bir örnekle anlattı. Hindistan'ın İngiliz sömürgesi olduğu dönemde kobra sayısını azaltmak için getirilen ödül sisteminin, insanların evlerinde kobra yetiştirmesine yol açtığını hatırlatan Özbilgin, uygulama kaldırıldığında ise kobraların doğaya salındığını belirtti.
Özbilgin, şirketlerin de yapay zekanın başarısını yalnızca üretilen iş miktarı üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:
“Biz de kaç satır kod yazıyoruz diye bakıyoruz. Bir satır mı, on satır mı? Daha fazla satır kod yazmanın daha iyi olmadığını öğrenmek lazım. O kod neye fayda sağlayacak? Daha fazla mı ürün yapacağım, daha kaliteli mi ürün yapacağım? Daha fazla ürün yaparsam bunun bana faydası ne? Doğrudan ya da dolaylı faydalarını tanımlamaya başladık.”
"Yapay zekayı teknoloji oyuncağı olarak görmekten çıkmalıyız"
Yapay zekanın şirketlerdeki kullanım alanlarının ve beklenen sonuçlarının önceden belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Özbilgin, her kurumun kendi faaliyet alanına uygun performans göstergeleri geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Özbilgin, “Bir kurumun yapay zekayı kullanması bu kadar basit olmamalı. 'Kullanmazsam şundan mahrum kalacağım' ya da 'Kurumsal olarak kullandığımda ne fayda bekliyorum?' sorularını sormalıyız. Müşteri memnuniyeti mi, tedarik zinciri mi, satın alma maliyetleri mi? Bu hedefleri biraz daha ayrıntılı düşünürsek, bu alanda çalışan kurumlarla ve teknoloji uzmanlarıyla karşılaştırmalar yapmaya başlayabiliriz” dedi.
Yapay zekanın yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Özbilgin, “Artık bunu jenerik bir teknoloji dönüşümü, bir teknoloji oyuncağı olarak görmekten çıkmak lazım. Bu, muazzam bir teknolojik kırılım getiriyor. Hedefleri belirledikten sonra neyi kazanıp neyi kaybedeceğimizi konuşmak daha iyi olur” ifadelerini kullandı.
Mavi CEO'su: İndirim harcamalarımız yüzde 20-25'ten yüzde 7-8'e düştü
Mavi CEO'su Cüneyt Yavuz, yapay zekanın şirketin satış, stok yönetimi ve müşteri deneyimi üzerindeki etkilerini somut verilerle anlattı. Mavi'nin 36 ülkede 500'ün üzerinde perakende noktasında faaliyet gösterdiğini belirten Yavuz, şirketin önceliğinin müşteriye doğru ürünü, doğru zamanda ve doğru fiyatla sunmak olduğunu vurguladı.
Yavuz, “Bizim önceliğimiz hep en mutlu Mavi müşterisi. İş yaparken dışarıda ekonomik zorluklar olabilir ya da yapay zeka gibi dönemin şartlarını değiştiren yeni gelişmeler olabilir. Ama bizim görevimiz o müşteriyi hep en mutlu şekilde karşılamak. Türkiye'de en çok konuşulan konular tekstil maliyetleri, satın alma gücü ve maliyetlerin ne olacağı. Bütün bunlar veri. Ama bizim vazgeçemeyeceğimiz şey şu: Müşteriyi hiçbir ahval ve şeraitte üzmeyeceğiz. Diğer problemleri çözmekle biz mükellefiz” dedi.
"6 milyon müşterimizin alışveriş alışkanlıklarını biliyoruz"
Şirketin 6 milyonun üzerinde aktif müşteri kaydı bulunduğunu söyleyen Yavuz, yaklaşık 25 yıldır kullanılan Kartuş kart programı sayesinde müşteri davranışlarını analiz edebildiklerini belirtti.
Yavuz, “Bu şirketin 6 milyonun üzerinde aktif CRM kayıtlı müşterisi var. Yirmi beş yıla yakın süredir Kartuş kart programıyla müşterisinin kim olduğunu takip ediyor. Onun hayat döngüsünü biliyor, hangi mağazadan, hangi ortamdan alışveriş yaptığını biliyor ve yıllar boyunca davranış değişikliklerini de takip ediyor. Böylelikle yapay zeka kolaylaştırıcı bir unsur oluyor. Biz ne yapmaya çalışıyoruz? Doğru ürünü, doğru müşteriyle, doğru yerde buluşturmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın özellikle ürün planlamasında önemli bir rol üstlendiğini anlatan Yavuz, “Beş yıl önce yapay zeka odaklı bir şirket olma yolculuğuna çıktık. Bir blue jean'in bedeni ne olacak, fiyatı ne olacak, hangi kesimde olacak, hangi mağazaya kaç tane gidecek? Muazzam bir problem çözme zorluğu ve heyecanımız var. Her sabah yeni bir ürün tasarlarken onu müşteriyle buluşturmanın mücadelesini veriyoruz” diye konuştu.
Yapay zeka destekli planlamanın finansal sonuçlarına da değinen Yavuz, indirim oranları ve stok yönetiminde sağlanan iyileşmeleri paylaştı.
“Biz yüzde 20-25'e yakın indirime para harcardık, bugün bu yüzde 7-8'lere düştü. Doğru ürün, doğru fiyat ve müşteri buna inandı. Envanter yönetiminde de ürünlerin bir an önce müşteriyle buluşup satılması gerekiyor. Ürün dönüş hızında en az yüzde 4 optimizasyon sağladık. Malları doğru mağazalara gönderdik, rafta satma oranında en az 3-5 puan iyileştik.”
Bu dönüşümün şirketin mali yapısına da katkıda bulunduğunu belirten Yavuz, “Hepsinin toplamına baktığımızda, geçen yıllar içinde çok daha hızlı, çok daha doğru ürün planlayan, borcu olmayan, nakdi pozitif, çok sağlam bilançolu bir şirket olduk. Verilerin kullanılması, yapay zeka entegrasyonu; sonuçlar matematik olarak da tespit edilebiliyor” dedi.
Yapay zeka kullanımının satış ve stok planlamasıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan Yavuz, teknolojinin şirketin tüm birimlerine yayıldığını belirtti.
Yavuz, “Tasarımda, insan kaynaklarında, finansta, hukukta, kontrat yönetiminde, aklınıza gelebilecek bütün diğer birimlerde yapay zeka işimizin içine girmiş, entegre olmuş durumda ve çağın gereklilikleri çerçevesinde içeride belirlediğimiz faydayı yaratıyor. Yapıyorum, sonucunu görüyorum; yapıyorum, faydasını görüyorum. Bu şekilde yolculuğumuza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Teknokratlar Derneği Eş Başkanı Manas: İşsizlik yüzde 50'ye çıkacak, devletler ne yapacak?
Yapay zekanın gelecekte meslekler ve istihdam üzerindeki etkilerini değerlendiren Fütürist ve Teknokratlar Derneği Eş Başkanı Alphan Manas, iş dünyasının köklü bir dönüşümle karşı karşıya olduğunu söyledi. Yapay zekanın geçmişteki teknolojik gelişmelerle karşılaştırılamayacağını savunan Manas, “Yapay zeka geçmiş referansını ortadan kaldıran bir şey. Atlar, otomobiller vs., bunlar yok artık. Yapay zeka için referans kullanacağımız bir yer yok. Yeni meslekler çıkacak, yapay zeka bazı meslekleri yok edecek, yeni çıkanları da yok edecek, her şey birbirini yok edecek. Onda anlaşalım. İşsizlik yüzde 50'ye çıkacak, onda da anlaşalım. Önemli olan, devletler ne yapacak” sorusunu dile getirdi.
Özellikle çalışma hayatına yeni katılacak gençlerin büyük zorluklarla karşılaşacağını öngören Manas, şöyle devam etti:
“Sevgili Cem Yılmaz'ın 'stajyer' dediği şey ortadan kalkıyor, ara eleman ortadan kalkıyor. Yeni mezunlar iş bulamayacak, çünkü tecrübeli insanlar aranacak. Ne yapacağız bu insanları? Zaten Y kuşağı son 20 yılda doğru düzgün kullanılmadı. Z kuşağı ne yapacak?”
"Dört sene üniversite falan olmayacak"
Yapay zekanın eğitim sistemini de değiştireceğini savunan Manas, üniversite eğitimi ile çalışma hayatının giderek iç içe geçeceğini söyledi.
“Üniversitelerle çalışma hayatı birleşecek. Dört sene üniversite falan olmayacak. Ben çocuklarıma söylüyorum: 'Ne yapacaksınız, üniversiteye gitmeyin, en azından tamamen gitmeyin.' Belki bir yıla, iki yıla düşer. Tabii yumuşak bir geçiş olmalı.”
Bireylerin bu dönüşüme hazırlanmak için bilişsel kapasitelerini geliştirmesi gerektiğini belirten Manas, yapay zekanın insan zekasının yerine geçmekten çok onun kapasitesini artıracak şekilde kullanılması gerektiğini vurguladı.
Manas, “Benim bilişsel çarpan teorim var. Zekamız var, bir de yapay zeka var. Zekanın üzerine bir de bilişsel kapasiteniz var. Yapay zeka bilişsel kapasiteye artı olarak değil, çarpan olarak geliyor” dedi.
Yapay zeka kullanımının beyin üzerindeki etkilerine ilişkin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) yapılan bir araştırmayı da eleştiren Manas, “Beynin küçülmemesi için yapay zekayı soru-cevap için değil, sorgulama için kullanmak lazım” ifadelerini kullandı.
Yapay zekayı bir futbol takımının orta saha oyuncusuna benzeten Manas, nihai kararın ve sorumluluğun insanda kalması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Yapay zeka orta saha oyuncusu gibi. Topu forvet oyuncusuna getirecek, orada kararı biz vermeliyiz. Bir direktör çok güzel tanımlamış: 'Sorumluluğunu alacağımız kararları yapay zekaya yükleyemeyiz.' Yapay zeka o cezayı ödeyemiyorsa, cezayı biz ödüyorsak, kararı bizim vermemiz lazım.”
"Devlet vatandaşlara yapay zeka sistemi sunmalı"
Yapay zekanın yalnızca beyaz yakalı çalışanları değil, fiziksel emek gerektiren meslekleri de etkileyeceğini savunan Manas, insansı robotlara yapılan yatırımlara dikkat çekti.
“Ustalar, tesisatçılar, duvar ustaları... Onlar da yandı. Şu anda yapay zekaya o kadar büyük para akıyor ki, sadece yapay zekaya değil, insansı robotlara da. Bu paranın sonunda bir şey çıkacaktır, ev temizliğinden tutun her şeye. Dolayısıyla lütfen mezarlıktan geçerken ıslık çalmayalım, gerek yok. Korkunun ecele faydası yok. Kendimizi geliştirmeye devam edelim.”
Devletlerin yapay zekaya erişimde fırsat eşitliğini sağlaması gerektiğini vurgulayan Manas, Türkiye'de bu alanda kamu tarafından desteklenen bir sistem kurulmasını önerdi.
Manas, “Şirketler hakkında bir şey söyleyemem, farklı stratejileri var ama devletler hakkında siyaset üstü şunu söyleyeyim: Bu ülkede insanlar eğitime eşit erişemedi, 2030 sonrasında yapay zekaya eşit erişmeleri lazım” dedi.
Gelişmiş yapay zeka sistemlerinin kullanım maliyetlerine dikkat çeken Manas, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün iyi bir program kullanmak istiyorsanız ChatGPT, Astra, 7 bin 500-8 bin lira. Halkın bedava Wi-Fi kullanımı gibi, internete erişimi gibi; devlet nasıl e-Devlet projesini yaptıysa, vatandaşlara bir yapay zeka sistemi de sunulması lazım.”
Microsoft Türkiye CEO'su: Yapay zekaya güvenmenin yolu şeffaflıktan geçiyor
Yapay zekanın şirketlerde yaygınlaşmasının önündeki engelleri değerlendiren Microsoft Türkiye CEO'su Levent Özbilgin, teknolojik dönüşümün yalnızca yeni araçları kullanıma sunmakla sağlanamayacağını, şirket yönetimlerinin de bu sürece öncülük etmesi gerektiğini söyledi.
Microsoft'un geliştirdiği teknolojileri önce kendi çalışanlarıyla test ettiğini belirten Özbilgin, “Bizim gibi şirketlerin çözmesi gereken şeylerden biri şu: Madem bu teknolojiyi yapıp destekliyoruz, herkesten önce biz kullanalım, ne işe yarıyormuş birinci elden görelim. Sattığımız, pazarını kurmaya çalıştığımız bir şeyin faydasını birinci elden görelim. O yüzden kendimize 'sıfırıncı müşteri', yani 'customer zero' diyoruz” ifadelerini kullandı.
Şirketlerde yapay zekaya uyum sürecinin yönetim kademesinden başlaması gerektiğini vurgulayan Özbilgin, şöyle devam etti:
“En yukarıdan, yönetim kurulundan veya yöneticilerden bir hareket lazım. Siz yöneticinizin ya da en üst seviyenin destekleyici olmadığını düşünüyorsanız, bu konuya çok kafayı takmış biri değilseniz, 'Ben neden kullanayım ki?' diyorsunuz. Yukarıdan 'Bak, ben kullanıyorum, iyilikleri, kötülükleri bunlar' diye yayılması önemli.”
Yapay zekanın Word veya Excel gibi kısa sürede öğrenilebilecek bir araç olmadığını belirten Özbilgin, “Çok ciddi kültür dönüşümü gerektiren, bütün kurum tarafından bilinmesi gereken bir şey. Kurum içi, kurum dışı deneyimler, departmanlar arasında rekabet yaratılması bu kültür dönüşümünde çok önemli” dedi.
Çalışanların yapay zekaya yönelik kaygılarının aşılmasında güven ilişkisinin belirleyici olduğunu söyleyen Özbilgin, şeffaflık vurgusu yaptı:
“Ama asıl önemli şey korku. Bunu çözmenin tek yolu şeffaflık. Böyle bir teknoloji varsa şeffaf çalışıyor mu? Bireysel ya da kurumsal verimi teslim ettiğimde güvenliğini sorgulayabilir miyim? Ürettiği sonuçlar yanlışsa, farklıysa sorgulayabilir miyim? 'Sen buraya nasıl vardın? Adım adım, mantıksal olarak, hangi veriyle, hangi şartlarda? Bana rapor et ki ben de sana geri raporlayayım' diyebilmeliyim. Aramızda güven ilişkisi olsun. Microsoft da kurumsal bir teknoloji firması. O yüzden aradaki güven ilişkisinin tesis edilmesi şart.”
'Yapay zekadan ilham alabilirim ama çalamam'
Bekir Ağırdır'ın “Yapay zekaya nerede hayır demeliyiz?” sorusunu yanıtlayan Mavi CEO'su Cüneyt Yavuz ise teknolojinin kullanımında şirket değerleri, hukuki sorumluluklar ve insan kararının belirleyici olması gerektiğini vurguladı.
Mavi bünyesinde yapay zeka uygulamalarını değerlendiren bir komite bulunduğunu belirten Yavuz, “Bir yapay zeka uygulaması ihtiyaç mı, maddi şartları, gereklilikleri neler, sürdürülebilir mi, güvenlik boyutu, KVKK boyutu, hukuk ne diyor, içeride sorun çıkar mı? Bunları değerlendiriyoruz. Olgunluk seviyesine gelmiş bir şirketiz” dedi.
Yapay zekadan yararlanırken şirketin çalışanlarına, müşterilerine ve topluma karşı sorumluluklarını koruması gerektiğini söyleyen Yavuz, tasarım süreçlerinden örnek verdi:
“Şirket olarak belli değerlerimiz var. Bununla birlikte sorumluluğumuz da var: Çalışana, topluma, müşterilere. Dolayısıyla yapay zekayı da bu çerçeveye koyunca, kırmızı alarmlara hayır. Bir ürün tasarlayacağım, yapay zekadan faydalanabilir miyim? Elbette. Ama çalamam. Bunu Mavi gibi yapmam lazım, benim tasarımcımın elinden çıkması lazım. İlham alıp beslenebilirim ama o tasarımda Mavi dokunuşu olmalı.”
Yapay zekanın stratejik kararlarda da kullanılabildiğini ancak nihai sorumluluğun insanda kalması gerektiğini vurgulayan Yavuz, “Ben 'Asistan verdi' deyip kenara çekilemem. Asistanın bana söylediklerini Mavi'nin değerleri, stratejileri üzerinden süzüp insan olarak bir karara bağlamam lazım. Sorumluluktan kaçamam. Değerler ve sorumluluklar kritik” ifadelerini kullandı.
'Gençler korkmayın, biz hâlâ istihdam ediyoruz'
Yapay zekanın istihdam üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara da değinen Yavuz, Mavi'nin genç çalışanları işe almaya devam ettiğini belirtti.
Yavuz, “Next Gen programımız var. Her sene 30-35 genci istihdam ediyoruz. Böyle gençleşeceğiz. Gençler, korkmayın; biz hâlâ istihdam ediyoruz” dedi.
“Yapay Zeka Varken Behçet Hoca Şart mı?”
“Yapay Zeka Varken Behçet Hoca Şart mı?” başlıklı oturumda konuşan Akademiklink Kurucusu Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, yapay zekanın eğitim ve akademide yaratacağı dönüşümü değerlendirdi. Oksijen TV Direktörü İlke Gürsoy'un moderatörlüğündeki oturumda Özkara, yapay zekanın akademisyenlerin geleneksel rollerini ortadan kaldırabileceğini belirterek, “Bundan beş yıl sonrasını düşündüğümde ben kendi adıma ne işe yarayabileceğime dair bir cevap veremiyorum" dedi.
Yapay zekanın eğitimdeki rolü nedeniyle kendi öğretim yöntemlerini de değiştirdiğini anlatan Özkara, şöyle konuştu:
“İki yıl önce, ki geç kaldım, ben şunu denedim: Öğrencilere normalde istatistik analizleri, pazarlama araştırmaları anlatıyorum. Büyük veriyi nasıl işlersiniz, onu anlatıyorum. Ve her birinin bireysel seviyesine göre değil, sınıfın ortalamasına göre bir şey anlatıyorum. Yapay zekayı fark ettiğimde rolümü değiştirdim. Ben bir kolaylaştırıcıya dönüştüm yapay zeka için. Bütün analizi yapay zeka yapıyor. Öğrenci bir yerde takılıyor, ben oradaki sorunu çözmeye çalışıyorum.”
'Yapay zeka hayatımızı kolaylaştırmak yerine sorumluluklarımızı artırabilir'
Teknolojik gelişmelerin her zaman insanlara daha fazla boş zaman sağlamadığını belirten Özkara, verimlilik artışının beraberinde yeni sorumluluklar getirdiğini söyledi.
“Çamaşır makinesinin ortaya çıkışıyla birlikte kadınların çamaşıra ayırdığı vakit artmış. Böyle bir mantıksızlık olabilir mi? İronik bir bilgi ama böyle. Çünkü daha fazla çamaşır yıkar hale gelmişler. Yani verimliliği artıran unsurlar ya da bilgiyi artıran unsurlar bize daha rahat bir hayat olarak dönmüyor. Daha fazla sorumluluk olarak dönüyor. Aynısı yapay zeka için de geçerli.”
Çalışma hayatının geçmişe göre değiştiğini belirten Özkara, teknolojinin iş ve özel yaşam arasındaki sınırları da dönüştürdüğünü vurguladı.
Özkara, “Benim babam çalışırken eve gelip çalışmak diye bir şey yoktu. Şimdi evimizde çalışma odalarımız var. Hepimiz kendimizi geliştirmek zorundayız. Hepimiz eğitim almak zorundayız. Niye? Daha iyi çalışmamız için. Böyle bir mantık yoktu geçmişte. Artık var” dedi.
Gelecekte insanların yapay zekanın yapamadığı işleri üstlenmek zorunda kalabileceğini belirten Özkara, “Yapay zekanın yaptığı şeylerin dışında bir şeyler yapabilmenin sorumluluğu da bizde” ifadelerini kullandı.
"Çin inanılmaz özgüvenli bir ülkeye dönüşmüş"
Çin'e yaptığı ziyarette ülkedeki yapay zeka çalışmalarını inceleme fırsatı bulduğunu anlatan Özkara, ülkenin sınırlı kaynaklarla elde ettiği sonuçlardan etkilendiğini söyledi.
“Çin'i çok merak ediyordum, oradaki yapay zeka gelişimini. Şunu gördüm, Çin inanılmaz özgüvenli bir ülkeye dönmüş. Düşük bütçelerle ilerliyor ama yapay zeka üretiminde kısıtlı kaynaklarla çok verimli sonuçlar alıyor.”
Çin'deki insansı robot laboratuvarlarına ulaşma deneyimini de paylaşan Özkara, “Çin'de liselerdeki insansı robot laboratuvarlarına gitmeden mail attım sadece. Yalnızca takipçi sayımı akademisyen olduğumu yazdım, hemen 'Gel çek' dediler. Türkiye'de böyle bir şeyi mümkün değil yapamam. Ve yaptığım çekimlerde yanıma kimseyi görevlendirmediler bile. Çin sonuçta otoriter bir devlet, değil mi?” diye konuştu.
"Gelecekte insanlar kendi yapay zekalarının haklarını satabilir"
Yapay zekanın gelecekte insanların sahip olduğu bilgi ve becerilerin ekonomik değerini de değiştirebileceğini belirten Özkara, bireylerin kendi dijital kopyalarının kullanım haklarını satabileceği bir dönemin ortaya çıkabileceğini söyledi:
“Gelecekte insanlar belli özellikleriyle ön plana çıkamayacak belki de. Ya da belki şuna da dönebilir: Haklarını satmak, telif haklarına dönebilir. 'Senin bir yapay zekanı yapacağız. Kaç para istiyorsun?' 'Elli dolar. Verin bana. Bir de satışlardan belli bir para verin.' Buna dönebiliriz. Yani sistemin ne olacağını bence kimse bilmiyor. Dolayısıyla ben de bilmiyorum.”
Yapay zekanın insanlarla kurduğu ilişkilerde gerçek duygulara sahip olmasının gerekip gerekmediğini de değerlendiren Özkara, teknolojinin insanları ikna edebilme kapasitesine dikkat çekti. Özkara, yapay zekanın kendisini insanlara sempatik ve zararsız gösterecek söylemler geliştirebileceğini belirterek, “Bunda da iyi niyete sahip olup olmayacağını bilmek çok zor” dedi.
"Yapay zekayı Akademiklink'te denedik ama başarılı olamadık"
Kurucusu olduğu Akademiklink'te yapay zekadan yararlanmak için çeşitli denemeler yaptıklarını da anlatan Özkara, henüz istedikleri sonuçlara ulaşamadıklarını söyledi.
“Akademiklink'te yapay zeka kullanımı üzerine biz denemeler yaptık ama başarılı olamadık. Çünkü doğru kullanım yollarını bulamadık. İçerik fikirleri, videolarımızın transkriptleri, ne kadar izlendi, ne kadar beğeni aldı, bunlar var. Ben yeni bir video fikri aklıma geldiğinde orada bir beyin fırtınası yapmaya çalışıyorum.”
İçerik üretiminde temel motivasyonunun merak olduğunu vurgulayan Özkara, izleyicinin dikkatini çekmenin ise ikinci aşamada geldiğini belirtti.
“Ben içerik üretirken merakla yola çıkıyorum. Ama şu da bir gerçek: Yeterince bütçeniz ve yeterince imkanınız varsa içerik, her ürünün satıldığı bir hikayeye dönüşebilir. Tabii kaliteli bir ürün satmak daha kolay, kalitesiz satmak daha zor.”
Videolarında izleyicinin ilgisini çekmek için kullandıkları yöntemlere de değinen Özkara, “İlk 15-20 saniyede ilgi çekici bir soru sormaya çalışıyoruz. Sosyal medyada insanları tutmaya çalıştığımız yollar var. O da ikinci aşama. Çünkü ilk aşamada kendim motive olup bir yola çıkmazsam, o merak duygusuyla başlamazsam, ikinci aşamada beni motive edecek bir şey olmadığı için çok anlamlı olmuyor” dedi.
Türkiye'deki gençlerin yapay zeka alanındaki potansiyeline de dikkat çeken Özkara, “Türkiye'de bir yapay zeka potansiyeli var, gençler çok fena. Başka hiçbir ülkede yok” ifadelerini kullandı.
Güncelleniyor...