15 Nisan 2024, Pazartesi
11.06.2023 01:18

Rodri'nin İstanbul hediyesi

Rodrigo Hernandez, 2019 yazında Valencia’yı geride bırakıp Manchester şehrine adım attığında City takımına çabucak adapte olup hemen ilk 11’e yerleşmesini çok kimse beklemiyordu. İspanyol orta saha oyuncusu o ilk sezonda kendini kanıtladı ve her sezon üzerine yeni bir şeyle ekleyerek yoluna devam etti. Bu sezon boyunca da Manchester City makinesinin en önemli dişlilerinden biri olan İspanyol oyuncu muhtemelen dün gece futbol yaşamının en önemli golünü attı. 


Halbuki 68. dakikaya kadar maç tam anlamıyla kilitlenmiş gibiydi, hatta “herhalde uzatmaya doğru gidiyoruz galiba” demeye başlamıştık ki Rodri attığı harika golle takımını 2023 Şampiyonlar Ligi finalinde öne geçirdi. Şampiyonlar Ligi finalinde maç kazandıran golden daha önemlisi pek yoktur değil mi? Takım arkadaşlarına ve taraftarları harika bir tatil hediyesi verdi böylece.

Bu gol tabii ki Rodri’nin bu müthiş sezonunu özetlemeye yetmez. Lig-kupa-Avrupa üçlemesi yapan Manchester City’nin bu sezon en fazla forma giyen oyuncusu oldu, aynı zamanda Şampiyonlar Ligi’nin en çok pas yapan oyuncusuydu. Yani her turnuvada aynı istikrarı göstermeyi bildi. Ayrıca dün geceki gibi kritik gollerini de es geçmeyelim. Mesela Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Bayern Münih’e karşı kilidi açan gol gibi… 

Peki Rodri’nin golü ve City’nin 15 yıllık Avrupa’yı fethetme hedefinin nihayete ermesinden başka ne vardı sahada?  Manchester City oyuncuları maçın son 20 dakikasını pek alışmadığımız şekilde kalelerini cansiparane savunarak geçirdi dersem olan biteni daha iyi anlatmış olurum herhalde. 90 dakika ve ilave süre boyunca oyunun ritmini bir türlü kontrol edemeyen, edemedikçe de özgüveni zedelenen bir City izledik.

Pep Guardiola’nın Manchester’da nasıl bir futbol makinesi kurduğunu ve ocak ayından bu yana makinenin tıkır tıkır çalıştığını biliyoruz. Önlerine çıkan Bayern’i, Liverpool’u, Arsenal’ı, Real Madrid’i hallaç pamuğu gibi attılar geçen beş ayda. Ancak bu final maçı futbol kalitesi açısından tam bir hayal kırıklığıydı. Öncelikle Manchester City topa daha çok sahip olsa da bir türlü oyunun ritmini artıramadı. Yaklaşık bir ay önce Real Madrid’i sürklase ettikleri o müthiş oyundan hiç eser yoktu.

Maç öncesi şimdinin emekli futbolcusu Gareth Bale ‘Inter maçı kazanmak istiyorsa kusursuz bir savunma yapması” lazım demişti. Inter teknik direktörü Inzaghi’nin savunma planı tuttu. İlk yarıda Inter neredeyse tamamen kilitledi Manchester City’yi. City her rakip sahaya yerleşmek istediğinde Inter geride hiç boşluk bırakmadı. Uzun toplarda ve geçiş hücumlarında ilk toplara iyi bastılar. Tam bir İtalyan klasiği olan geri üçlü Haaland’a pek top bırakmadı. Hatta Bernardo’nun bireysel beceriyle getirip çaprazdan attığı şut ve Haaland’ın bu kez sol çaprazdan vuruşu olmasa neredeyse pozisyonsuz bir ilk yarı geçirecektik. Rakamlar da bunun kanıtıydı: Koca 45+2 dakikada sadece üçü kaleyi bulan toplam sekiz şut atıldı. Şut yerine bol bol taç atışı kullanılan bir devreydi bu. Kısacası maç öncesi bahsedilen iki takım arasındaki büyük güç farkına dair hiçbir şey göremedik.

Tüm bunların üzerine 30. dakikada Manchester tarafı belki de en büyük kozlarından Kevin de Bruyne’yi kaybetti. Bir dakika önce çektiği şutun ardından yere çöküp sol arka adalesini tuttuğunda işin ciddiyeti anlaşılmıştı zaten. Kısa bir tedaviden sonra yeniden oyuna dahil olsa da 36. dakikada bir daha dönmemek üzere sahayı terk etti Belçikalı.

İkinci yarıya Inter tempoyu kontrol etmenin özgüveni, City ise Kevin’siz olmanın tedirginliğiyle girdi. Bu yarıda Inter topa daha fazla sahip olmaya başladı. Hatta öne geçme fırsatı da yakaladılar. City’deki tedirginlik savunma oyuncularına yansımış olacak ki 58. dakikada Akanji’nin dikkatsizliği Inter’in Arjantinlisi Lautaro’ya altın tepside bir fırsat sundu. Ne var ki Lautaro biraz ağır kalınca Ederson açıyı kapatıp İngilizleri kurtardı. 

Buna karşılık Manchester’ın hücumdaki çaresizliği devam etti. Mavi forma altında muhtemelen son kez izlediğimiz kaptan İlkay ile De Bruyne’nin yerini alan Foden da City’nin hücumdaki bu durgunluğuna çare olamadı. Sol kanatta Grealish de sıkı markajla kilitlenince oyun kurma yükü John Stones’un omuzlarına kaldı. Tam da oyunun kilitlendiği bu dakikalarda Akanji’nin ceza alanına attığı ara pasına koşan Bernardo bu sezon sıklıkla yaptığı gibi kilidi çözen oyuncu oldu. Tüm Inter savunması kale önüne odaklanmışken geriye doğru verdiği pas Rodri’ye harika bir asist oldu. İspanyolun şut gibi plasesine yapacak bir şeyi yoktu İtalyanların ve kaleci Onana’nın. 

Son 20 dakikada ise Interli taraftarların saç baş yolduğuna eminim. Çünkü tüm maçın en net pozisyonlarını bu son bölümde yakaladılar. Önce Di Marco’nun peş peşe iki kafa vuruşu üst direğe ve takım arkadaşı Lukaku’ya takıldı. Ardından Lukaku cılız kafa vuruşunu kaleci Ederson’un üstüne nişanladı. Hepsinin üzerine maçın son vuruşunu 90+6’ncı dakikada Gosens yaptı. Ederson bir kez daha geçit vermeyince hakemin bitiş düdüğünü duyduk. 

Dün gece yıllar sonra tribünde takımını izleyen Abu Dabili Şeyh Mansur El Nahyan, Manchester City’yi satın aldığında Nayhan hedefi ‘Avrupa’nın en büyüğü olmak’ diye belirlemişti. O zamanlar Manchester’da United’ın gölgesinde bir asansör takım olan City şimdi hem dünyanın en zengin takımı hem de Avrupa’nın en büyüğü. Bu noktaya gelmeleri tam 15 yıllarını aldı ama sonunda zirveye çıkmayı başardılar. Bunun kıta çapında bir hanedana dönüşüp dönüşmeyeceğini merakla takip edeceğiz.