24 Haziran 2024, Pazartesi Gazete Oksijen
02.06.2023 04:36

Merve Dizdar : Farklı rollerde kendimi zorladığımda mutlu hissediyorum

Cannes’da aldığı ödülü duyunca yaşadığı şaşkınlık, ‘kız kardeşlerine’ armağan ettiği konuşmasını Türkçe yapması, dilinin sürçmesi, heyecanı, giydiği LV elbise, yapılan eleştiriler... Merve Dizdar ile konuşacak çok şey vardı. Cannes’a gitmeden önce planladığımız bu röportajı dönünce yaptık

Merve Dizdar ve aldığı ödül uzun zamandır başımıza gelen en iyi şey. Başımıza diyorum çünkü Dizdar bu ödülü bize armağan etti, bu ülkenin kadınlarına ve kız kardeşlerine. Sözleriyle umut, ilham ve cesaret verdi. Birbirimize tutunup yolumuzda devam etmenin, pes etmemenin önemini hatırlattı. Röportajı yaptığımız Üsküdar’da kadınlar Dizdar’ın yanından ayrılmadı hiç. Tebrikten çok teşekkür için.

Fotoğraflar: Ferhat Zupçevic

 

Dizdar bundan sonra dünyanın en iyilerinin olduğu bir ligde. Önünde çok uzun ve parlak bir kariyer var. Ama o en çok ülkesini mutlu ettiği için mutlu. Karşımda gözlerinin içi gülen, yeteneği ve mütevazılığı pozdan değil, içinde bir yerlerden beslenen, istisnai bir kadın var. Bugünlere gelebilmek için verdiği mücadeleyi, Cannes’da yaşadığı her şeyi, eleştirileri, gelecek hayallerini ve Kuru Otlar Üstüne’ yi konuşuyoruz. Yanından ayrılırken ben de onu durdurup teşekkür eden kadınlar kadar umutluyum. Merve Dizdar’ın milyonlarca kız kardeşinden biri olduğum için, tarifsiz gururlu...

Nasıl bir ruh halindesiniz şu anda? Ayaklarınız yere değdi mi? Yoksa hâlâ sevinçten uçuyor musunuz?

O kadar ilginç bir şey yaşıyorum ki. Bu hissettiğim şeyi hayatım boyunca hiç hissetmedim. Benim mutluluğumdan çok daha önemli, çok daha büyük bir güç hissediyorum. “Çok mutluyum, evet ödül aldım” kadar basit bir his değil. Benim mutluluğum bir kenarda dursun, hiç önemli değil. Ülkemdeki herkesin mutluluğu daha önemli benim için. Hala tam olarak idrak edemiyorum ama herkes çok mutlu olduğu için çok mutluyum. Bundan ötürü gurur duyuyorum kendimle. Bir sporcu nasıl gidip ülkesini temsil ediyorsa öyle hissediyorum kendimi.

“Umudu herkesin gözünde gördüm”

Konuşmanız bu ülkenin kadınlarına umut verdi, görüldüklerini, önemsendiklerini, tüm yaşananlara rağmen birbirimize tutunup mücadeleye devam etmek zorunda olduğumuzu hatırlattı. Neler söylemek istersiniz sizden umut alan, cesaret alan kadınlara?

Bu noktaya gelinceye kadar çok zorluklar yaşadım, o kadar iyi bildiğim şeyler ki bunlar. Ama kadınlardan daha güçlü bir varlık da bilmiyorum. Bunu öylesine söylemiyorum, o konuşmayı da öylesine yapmadım. Gerçekten bize çok güveniyorum ve bize çok inanıyorum ben. Her kötülükte mutlaka kadın bir yerden çıkıp umut oluyor. Bu umudu herkesin gözünde gördüğüm için çok mutluyum.

Konuşmayı orada bir gecede mi yazdınız yoksa önceden hazırlayıp mı gitmiştiniz?

Bu filmde oynamak çok önemliydi benim için. Nuri Bilge Ceylan sinemasının büyük bir hayranıyım. Filmi de ilk defa Cannes’da izledim ve kendi kendime “Bu muhteşem bir film. Mutlaka bir ödül alacak!” dedim. Kendim bir ödül alacağımı düşünmedim ama filmin bir ödül alacağını hissettim. Çok heyecanlıydım. İçimden” Merve hayatını adadığın mesleğin en önemli festivalindesin. Riske etme. Ödül almam bence mümkün değil ama eskaza böyle bir şey olursa doğaçlamaya bırakma, konuşmanı yaz” dedim. Çünkü ben hitabette iyi biri değilim. O yüzden yazmak zorundaydım. Belki herkese basit gelebilir ama ağzımda tükürük bile kalmamıştı heyecandan, o kadar zor ki orada olmak.Benim İngilizcem maalesef ki çok iyi değil, Fransızcam da yok. Ama bu dillerde konuşabilsem bile kendi dilimde konuşmak isterdim. Oyuncuyum, istesem ezberleyip İngilizce yapabilirdim ama istemedim. Türküm ve bu ülkenin bir evladı olarak Türkçe konuşmak istedim.

“Filmi izleyenler beni daha iyi anlayacak”

Bu kadar güzel tepkinin yanında orada ülkenizi eleştirdiğinizi, size o konuşmanın “okutulduğunu” söyleyen bir grup da var. Bu iddialara vermek istediğiniz bir cevap var mı?

Çok üzücü. Neden biliyor musunuz? Hiç öyle bir niyetim yok, hiç öyle bir derdim yok. Konuşmamdaki her şey çok net. Beni anlamamış olmalarına çok üzüldüm çünkü o kızdıkları kişi değilim ben. Ülkeme böyle bir ödülle geldiğim için gurur duyuyorum. Türkiye’de bu ödüle layık görülen ilk kadın oyuncu benim. Bunun gururunu yaşıyorken, bu ödülü tıpkı Nuray gibi mücadele eden tüm kadınlarımıza armağan etmek istedim. Mücadele tek mi? Her kadın bambaşka bir mücadele içinde değil mi? Hepsi için çok güzel, hak ettikleri kadar güzel bir hayat diledim. Kimseye kötü bir şey demedim. Tam tersine çok içten iyi dilekler diledim. Tüm kadınlarımıza. Bu kadar mutluyken kalkıp ülkemi nasıl kötülemiş olabilirim? Anlamadım ki. Bence bu yorumları yapanlar filmi izleyip canlandırdığım karakter olan Nuray’ın hikayesine tanıklık edince ne demek istediğimi anlayacak.

Kıyafetinizi de eleştirenler oldu, “Beğendim ki giydim” dediniz. Başka birisi “Her şey güzel kaşlar kötü” yazmış, “Ben beğeniyorum” yazmışsınız. Çoğumuz bu öz güvene sahip değiliz, kötü bir şey duyduğumuzda gerçek zannediyoruz. Siz size söylenen kötü şeylere inanmamayı nereden öğrendiniz?

Ben 8,5 aylık doğmuşum. Doğumumdan beri hayata tutunmaya çalışıyorum. “Yapamazsın, alamazsın, olmaz” denilen her şeyle mücadele ettim bugüne kadar. Hele bu mesleğe girişim... İnsanlar beni eleştirebilir. Oyunculuğumu beğenmeyebilir, bu gayet normal. Ama bu konuda eleştiri yapmak istiyorsanız “berbat, iğrenç, çirkinsin” demek doğru yol değil. Bunlar eleştiri değil, hakaret. Yani biz eleştiri yapmak yerine sadece birbirimize hakaret etmeyi tercih ediyoruz. Ama bunu kıracağız. Bu hepimizin görevi. Bu bakış açısını, bu dili değiştireceğiz.

Louis Vuitton’dan bir elbiseydi eleştirilen. Siz mi seçtiniz?

Seçenekler vardı, aralarından ben seçtim. Bir de şuna çok çok üzülüyorum, sanki benim asla bir fikrim yok, her şey bana yaptırılıyor. Bu çok üzücü.Sizin bir özne olduğunuzu, kadının bir özne olduğunu kabul etmiyorlar. Beş yıl lisans okudum, üstüne iki yıl yüksek yaptım. Sonra hayatım boyunca çalıştım. Kendi emeğimle Cannes gibi bir festivalde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü alabilecek seviyeye geldim. Buraya kadar her şeyi ben yapmışken, burada kendi fikirlerimi söylediğime inanılmaması üzücü. Ya da komik mi demeliyim? Bir kadın olarak bu seviyede alınabilecek en ciddi ödülü aldım. O yüzden tüm kadınlara armağan etmek istedim. Bu benim hayatımla ilgili bir konuşma. Bunu başka bir yerden anlıyor olmaları daha çok üzüyor. Düzgün eleştiriler başımla beraber ama bunu eleştiri olarak kabul edemiyorum. Yine de düzeleceğine inancım tam. Görecekler, düzelecek. Ne demek istediğimi anlayacaklar, ben inanıyorum buna.

“Sandra Hüller ile sarılıp fotoğraf çektirmek harika”

En önemli endüstri yayınlarından biri olan Hollywood Reporter, sizin için “Varlığıyla göz kamaştırıyor ve filmdeki en iyi şey” demiş. İşinde bu kadar iyi olmak ve bunun takdir edilmesi nasıl bir his?

İnanılmaz, anlatamıyorum. Bunu görmeleri için o kadar çok çalıştım ki. Hayatımda ilk defa kendimle bu kadar gurur duyuyorum. En çok da ülkeme bu ödülle girdiğim için. Elbette bu Nuri Bilge Ceylan’ın başarısı. Nuri Bilge Ceylan çok önemli bir yönetmen ve Cannes’a onun sayesinde gidebiliyoruz.

Ödül aldıktan sonra Nuri Bilge Ceylan ne yorum yaptı?

Galasından sonra “Çok iyi oynamışsın” dedi. O kadar güldüm ki buna. Çünkü o da muhtemelen ilk defa herkesle beraber izledi, ilk defa dışarıdan baktı.

Filmde Nuray isminde, bacağını kaybetmiş bir öğretmeni canlandırıyorsunuz. Nasıl bir karakter Nuray?

Nuray hayattaki varoluşu için mücadele eden, çok güçlü bir karakter. İnandığı şeyler için savaşan, dayanışmayı bilen bir karakter. Mücadeleyle umudu simgeleyen bir karakter. Öyle bir film ki bu, Nuri Bilge Ceylan tartışmaya yönlendiriyor insanı. “O haklı”, “Bu haklı” diyemezsin. Öyle bir şey yok zaten. Hayat gibi. Karmakarışık. Bin tane şey var. Biz filmden sonra kendi aramızda hala tartışıyorduk.

Cannes’da kimlerle tanıştınız, neler yaşadınız?

Bütün jüriyle. Normal bir şey değil Sandra Hüller ile sarılıp fotoğraf çekilmek. Mahvoldum (Gülüyor.) Natalie Portman, Julianne Moore arkamdaydı galada, inanılmazlardı. Sonunda bir parti vardı, inanılmaz bir havai fişek gösterisi vardı. Artık gidiyordum, çıktım yukarı ve son bir kez bir baktım. Daha ötesi vardır, Oscar vesaire ama benim için müthişti. Oraya baktım ve hayatımda ilk defa “Aferin Merve” dedim kendime.

Kendi hayatınızın başrolü gibi mi hissettiniz?

Evet ilk defa. 37 yılın bütün yorgunluğu gitmiş gibi hissediyorum.

Artık önünüzde inanılmaz seçenekler açılacak. Kimlerle çalışmayı istersiniz?

Cate Blanchett ile oynamak gibi hayallerim var tabii de bunları söylemek garip geliyor, neden garip geliyor bilmiyorum. Şaşkınlığımı herkes paylaşmış ya mesela, kendine konduramamak değil oradaki şaşkınlığım. Düşünmüyorsun nedense. Favori gösterilmeme rağmen “yok ya” diyorum, niye öyle dediğimi de bilmiyorum. Kendime inanmıyorum değil, ben her zaman kendime inandım. En sevdiğim oyuncular, hayran olduklarım oradalar. Belki o yüzden, “Yok canım” gibi bir his geldi. 

“Ömer’deki Nisa da hayatta kalmaya çalışıyor”

Ömer’de canlandırdığınız Nisa karakteri de varoluşu için mücadele veren ve bu uğurda bedeller ödemek zorunda bırakılmış bir kadın. Masumlar Apartmanı’ndan çıktıktan sonra istediğiniz her rolü oynayabilirdiniz. Bu rolü neden seçtiniz?

Yapımcımız Onur Güvenatam, Gülben rolünü de bana veren isim. Nisa rolü için de ben “Beş çocuklu bir anneyi nasıl oynayacağım?” dediğimde “Sen her şeyi oynarsın, bana güven” dedi. Nisa da tıpkı Gülben gibi, Nuray gibi mücadele eden bir kadın. Beş çocukla yapayalnız. Hayatta kalmaya çalışıyor. Düşündükçe Nisa’ya inancım fazlalaştı. Farklı rollerde kendimi zorladığımda da mutlu oluyorum.

Ömer kadınlar için ekonomik özgürlüğün önemini anlatan bir dizi. Siz de zor zamanlardan geçmiş emekçi bir insansınız. Neler söylemek istersiniz bu mücadeleyle ilgili?

Kadın ya da erkek fark etmez. Ekonomik özgürlüğünü eline alamadıysan maalesef tam olarak özgür olamıyorsun. Eğer kadınsan bu çok daha zor. O zaman birinin yardımına muhtaç kalıyorsun. Bu kişi ailenden, canından biri de olsa zor. Keşke kimse kimsenin insafına kalmış olmasa, keşke herkes tek başına kalsa bile kimseye muhtaç olmadan yaşayabilse. Nisa mecbur kaldığında atılıyor bu mücadeleye. Ve belki de ilk defa kendi ayaklarının üstünde durmayı öğreniyor. Ben de her zaman çalışmam gerektiğine inandım. Hayata katılabilirsem kendimi var edebilecektim. İyi ki de öyle yaptım.

Şimdiki planlarınız neler? Önünüzde kesinleşmiş hangi projeler var?

Ömer’in ikinci sezonu olacak, Erşan Kuneri 2. sezon dizisi ve BluTv’de Magarsus diye bir dizim başlayacak. Filmimiz Fransa’da gösterime girecek, belki oraya gideceğim. Bir de bir an önce Türkiye’de gösterime girsin ve herkes izlesin istiyorum. İleride bir tiyatro oyunu da yönetmek istiyorum.