20 Mayıs 2024, Pazartesi Gazete Oksijen
09.04.2021 06:00

İnsan beyninin kapıları açıldı mı?

Sinir bağlantılarımızı bilgisayara bire bir aktarmak henüz mümkün değil. Ancak felçli hastaların beyinleriyle hızlı kablosuz bağlantı kuruldu ve bir bilgisayara komut verebilmeleri sağlandı. Bu gelişme, önemli bir ilk adım olabilir

Sonsuza kadar yaşamanın yollarından biri, beynimizdeki sinirlerin bağlantı şemasını bire bir olarak bir bilgisayara aktarmak ve böylece “zihnimizi kopyalamak” olabilir. En azından teoride umulan bu; ancak ne sinirbilimciler ne de zihin filozofları, bu tür bir kopyalamanın sizin bilincinizi gerçekten bir yerden (beyninizden) bir başka yere (bilgisayara) aktaracağını düşünüyorlar. Tam tersine, bilim ve felsefe camiası, bu tür bir haritalandırmanın (beyinden bilgisayara bağlantı aktarmanın) zihni veya bilinci kopyalamayacağından veya yer değiştirmeyeceğinden oldukça emin.  Her şeyden önce, bu tür bir kopyalama bir çeşit çelişki yaratıyor: Eğer transfer/kopyalama çalışırsa; siz, beyninizdeki kişi misiniz, yoksa bilgisayardaki kişi misiniz? İkisi birden olamazsınız (en azından olamayacağınızı düşünüyoruz); çünkü şu ana kadar birden fazla lokasyonda, birden fazla bilince veya zihne sahip olabildiğimiz herhangi bir durumla karşılaşmadık. Bu, bu tür bir duruma ilk örnek olabilir mi? Belki de…  Ancak sadece sinir bağlantılarının mikroçipler üzerinde taklit edilmesinin, bilincimizi yer değiştirmeye yaramayacağını gösteren başka işaretler de var: Örneğin beynimiz, bilgisayar çiplerinde olanın aksine, oldukça dinamik bir yapı. Bizim öğrenmemizin, zihinsel olarak gelişmemizin ve değişmemizin temelinde, nöroplastisite denen bir olgu yatıyor: Yani beynin bağlantılarının dinamik olarak, durmaksızın değişebilme yeteneği… Beyin sinir hücreleriniz sürekli yeni bağlantılar kuruyorlar, var olan bağlantıları koparıyorlar, belli bağlantıları güçlendiriyorlar, belli bağlantıları zayıflatıyorlar. Bunları yazılımsal olarak kısmen kopyalamamız mümkün (yapay zekanın kalbindeki “makine öğrenmesi” dediğimiz yöntem kabaca bunu yapıyor); ancak bunu donanımsal olarak anlamlı bir şekilde taklit edebilen bir sisteme sahip değiliz. Çiplerimizi bir kez ürettiğimizde, o şekilde kalıyorlar. Yeniden bağlantı kurma veya bağlantı koparma gibi özellikleri bulunmuyor. Benzer şekilde, bedeni olmayan bir zihnin de, bedeni olan bir zihinle aynı şey olacağından emin değiliz. Yani zihnimiz, sadece beyinden gelen sinyallerle değil, aynı zamanda vücudun geri kalanından gelen sinyallerle de şekilleniyor. Vücutsuz bir beyin bağlantısı, vücutlu bir beyni birebir taklit edebilir mi, emin değiliz. Eğer biyolojide araştırdığımız hücresel altsüreçler, “zihin” dediğimiz olgunun oluşumunda doğrudan bir rol oynuyorsa; bu hücresel karmaşıklığı tamamen es geçen bilgisayarlarımız, biyolojik bir bilinci asla yaratamayacaktır. 

Beyni kandırmak

Kısaca, bu tür bir teknoloji (ve zihin/bilinç) hakkında bilmediğimiz çok şey var! Öte yandan, çok iyi bildiğimiz ve hatta bizzat yapabildiğimiz birçok zihin manipülasyonu da var. Görsel illüzyonlar gibi ışık oyunlarından söz etmiyorum. Doğrudan beyne sinyal gönderip beyni kandırmaktan söz ediyorum. Veya beyin sinyallerini taklit ederek, vücuttaki kasları kontrol edebilmekten söz ediyorum. 

24 saatlik bağlantı

Bir üniversitenin bir ucundaki bir kişinin beyni ile diğer ucundaki bir diğer kişinin kaslarını elektrotlar aracılığıyla birbirine bağlayarak, ilk kişinin düşünceleriyle (sinirlerinde üretilen elektrik atımlarıyla), ikinci kişinin kaslarını hareket ettirebilmekten söz ediyorum. Bunları, bugüne kadar gerçek yapmayı başardık. Bu sahaya beyin-bilgisayar arayüzleri adı veriliyor. Elon Musk’ın NeuraLink firması, bu sahada araştırmalar yürüten bir firma.  Şimdi, BrainGate isimli bir diğer firma, dört uzvu da felçli olan (tetraplejik) hastaların beyinlerine kablosuz olarak bağlanmayı sağlayan bir teknoloji geliştirdi. Bu sistem sayesinde, beyindeki tek bir nöronun elektrik atımı bile taklit edilebiliyor. Üstelik bu, kendinden önceki teknolojilerin aksine, hiçbir kabloya ihtiyaç duymuyor! Sadece 42 gram kütleye ve 5 santimetre çapa sahip bir çip, uzaktan kontrol edilebiliyor.  Bu teknolojiyi kullanan, biri 35, diğeri 63 yaşında olan iki hasta, hiçbir uzuvlarını oynatamamalarına rağmen, sadece beyinlerinin ürettiği sinyalleri toplayan 200 elektrotu kullanarak, bir bilgisayarın imlecini oynatıp klavyede yazı yazabildiler. Üstelik bunu, kablolu sistemlerle kıyaslanabilir bir hızda (48 Mbps hızla) yapabildiler!  Dahası, bu sistemi 24 saat boyunca (batarya süresi 36 saat civarında), kesintisiz olarak, hiçbir kabloya gereksinim duymadan kullanabildiler! Elbette önceden kablosuz beyin-bilgisayar arayüzleri üretilmişti; ancak bu kadar geniş bir bant genişliğine sahip, yani aynı anda bu kadar fazla sinyali, bu kadar hızlı bir şekilde iletebilen bir teknoloji bugüne kadar icat edilememişti. Bu teknoloji öylesine başarılı ki, hastalar bir kliniğe muhtaç olmadan, evlerinde bu çipi kullanmaya devam edebildikleri için, COVID-19’a rağmen araştırmalar devam edebildi. Bu zor şartlar altında geliştirilen yeni teknoloji sayesinde artık beynin sinyalleri nasıl ürettiği ve nasıl değiştirdiği çok daha uzun zaman aralıklarında, çok daha hızlı bir şekilde incelenebilecek. Bu da bu alandaki teknolojik inovasyonlara hız katacak. Bu teknolojilerin ana akım hale gelmesi için uzun bir yol var. Klinik deneylerin yapılması, teknolojinin geliştirilmesi, beyin hakkında daha çok şeyin öğrenilmesi gerekiyor. Ancak yaşadığımız, birçok bilimkurgu yazarının dudağını uçuklatacak bir çağ... Bunu, bilimkurguyu gerçek yapan bilimin istisnasız her sahasında görüyoruz.