23 Mayıs 2024, Perşembe Gazete Oksijen
07.05.2021 06:00

Ateşin özü

Antoine Lavoisier, hukuk okumasına rağmen hayatını kimyaya adamış bir bilim insanıydı. Büyük buluşlara imza attı, sonra bir gün devrimin çılgınlığı kapısını çaldı

Çevremizde birbirlerinden farklı özelliklere sahip binlerce değişik tür madde var. Bu karmaşıklık, Sicilya’da yaşayan Empedokles’in hoşuna gitmiyordu. Doğa üzerine yazdığı iki bin satırlık şiiirinde evrendeki her şeyin sadece dört temel unsurun, ateş, toprak, hava ve suyun değişik oranlardaki karışımlarından ibaret olduğu fikrini ortaya attı. Detayları tümüyle yanlış olsa da bu teorinin özündeki “evrenin işleyişi, ilk bakışta görülenden daha basit bir temele dayandırılarak açıklanabilir” düşüncesi, doğanın gizemlerini çözme serüvenindeki temel ilkelerimizden biri olacaktı. Empedokles’ten binlerce yıl sonra, yeni bir “aydınlanma” çağının başlarında, kimi Avrupalılar eski Yunanların her dediğinin doğru olmasının gerekmediğini fark edip maddeyi oluşturan unsurları daha dikkatli incelemeye başladı; kimya bilimi doğuyordu.  18. yüzyıl kimyacılarının çoğu, yanabilen her maddenin içinde “filojiston” (ateş özü) denilen bir şey olduğuna inanıyordu. Bu teze göre bir cismin yanması, içindeki filojiston’un dışarı salınması demekti. Örneğin bir tahta parçası bir miktar filojiston’la biraz tahta külünden oluşuyor, yanınca da geriye sadece kül kısmı kalıyordu. Demirin pasa dönüşmesinin de aynı şekilde açıklanabilecek bir tür yanma olduğu düşünülüyordu.

Paslı demir, passız halinden neden ağır?

Fakat bu fikir, asil ve zengin bir Fransız ailesinin hukuk okumuş ama kendini bilime adamış oğlu Antoine Lavoisier’nin aklına yatmıyordu. Ölçümler, pasın ağırlığının paslanmadan önceki demirin ağırlığından çok olduğunu gösteriyordu. Bu filojiston nasıl bir şeydi ki bir cismin içinden çıktığında o cismin ağırlığı artıyordu? Yanmanın başka bir açıklaması olmalıydı. Yanan cisimlerin bir şey salmadıkları, aksine, hava ile birleştikleri tezini geliştirdi. Yıllar sürecek bir deneyler dizisine girişti. İngiliz kimyacı Joseph Priestley, 1774’te Paris’te onuruna verilen bir ziyafette birkaç ay önce yeni bir “hava” keşfettiğini (yani havayı oluşturan gazlardan birini diğerlerinden ayırmayı başardığını) Lavoisier’ye anlattı. Bunun teorisini tamamlaması için gereken öğe olabileceğini gören Lavoisier laboratuvarına koştu, deneyi tekrarladı, yanma ve solunumda kilit rol alan bu yeni unsura “oksijen” adını verdi ve filojiston teorisine öldürücü darbeyi vurdu. Birkaç yıl sonra yine isim babası olduğu “hidrojen”in oksijenle birleştiğinde suyu oluşturduğunu, yani suyun eskilerin sandığı gibi temel bir unsur olmadığını da kanıtlayacaktı. Lavoisier Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında yeni bir ölçü sistemi tasarlanması için kurulan komisyona başkanlık etti. (Bugün kullandığımız metre, litre, kilogram gibi birimleri içeren metrik sistemi ona borçluyuz.) Kimya araştırmalarını sürdürdü. Bir eğitim reformu önerisi hazırladı. Ve sonra devrimin çılgınlığı kapısını çaldı.

Kahramanlıktan, halk düşmanlığına!

Lavoisier devrim öncesinde kraliyet adına vergi toplayan bir finans şirketinin hissedarlarındandı. Gelirlerinin bir kısmını bataklıkları kurutarak sıtmayı ortadan kaldırmak için harcamış olsa da devrimcilerin, vergi toplayıcılara duyduğu nefret dinmemişti. Bir halk düşmanı olarak damgalanması uzun sürmedi. Lavoisier’nin genç eşi Marie de yetenekli bir kimyacıydı. Ressam Jacques-Louis David, devrimden bir yıl önce Lavoisier çiftinin ünlü bir tablosunu yapmıştı. Devrimden sonra terör estiren Genel Güvenlik Komitesi’nin üyesi olan David, Lavoisier’nin uydurma suçlamalarla tutuklanmasına seyirci kaldı. Bundan tam 227 yıl önce, 8 Mayıs 1794’te görülen mahkemenin hakimi Coffinhal, deneylerine devam edebilmesi için Lavoisier’nin hayatını bağışlaması istendiğinde “Cumhuriyet’in bilimcilere de kimyacılara da ihtiyacı yoktur; adaletin işleyişi geciktirilemez!” yanıtını verdi. 50 yaşındaki Lavoisier’nin aynı gün giyotinle idam edildiğini duyan dev matematikçi Lagrange “Bu başı kesmeleri bir an sürdü, bir benzerini üretmeye belki yüz yıl yetmeyecek” diyecekti. (Hakim Coffinhal de aradan üç ay bile geçmeden devrimin bir sonraki aşamasında giyotinle tanışacaktı.) Lavoisier’nin eşyaları idamından bir buçuk yıl sonra karısına “Yanlış bir kararla mahkum edilen Lavoisier’nin dul eşine” yazan bir notla iade edildi. Ateşli devrimci ressam David ise giyotinden kellesini maharetle kurtarmakla kalmadı, Napolyon dönemine de ayak uydurdu. 77 yaşında yatağında öldü. Lavoisier’nin sözleriyle bitirelim: “Hiçbir şey yok olmaz, hiçbir şey yoktan var olmaz, her şey dönüşür.”