25 Eylül 2022, Pazar
18.02.2022 04:30

Başka dünyalar

'Bu dünyadan daha iyisi olabilir mi?' sorusu kimi mühendislerin aklına 'Daha iyisini yapıp pazarlayalım!' fikrini getirmişe benziyor

Yapay zekâ fikrinin “dedesi” tam teşekküllü aydın Gottfried Wilhelm Leibniz, din felsefesindeki meşhur “şer problemi”ne, yani “Madem Tanrı hem sonsuz iyi hem de sonsuz güçlü, o zaman dünyada neden bu kadar acı ve kötülük var?” sorusuna yanıt olarak içinde bulunduğumuz dünyanın mümkün olan tüm dünyalar arasında en iyisi olması gerektiği fikrini savunuyordu. Leibniz’in mantık zinciri şuydu: “Tanrı isteseydi farklı bir dünya yaratabilir veya hiçbir şey yaratmayabilirdi. Sonsuz derecede iyi olduğu için eğer bundan daha iyi bir dünya mümkün olsaydı bunu değil onu yaratırdı. Demek ki mevcut dünyamız olabileceklerin en iyisidir. İyi insanların acı çekmesi, çocukların ölmesi gibi şeylerin mükemmel bir dünyada olmaması gerektiğini düşünebilirsiniz ama yanılıyorsunuz, evrenin genel düzenindeki tüm dengeleri görmediğiniz için bu olumsuzlukların olmadığı bir dünyanın toplamda şimdikinden daha kötü olacağını hesaplayamamanız nedeniyle size öyle geliyor.”

Çoğu insan Leibniz’le aynı fikirde değil. Yanlış varsayımlardan yola çıktığı için yanlış sonuca vardığını söyleyenler de var, belli konularda birkaç akıllıca adımı geçmişte atsaydık şimdi apaçık daha iyi bir dünyada yaşıyor olacağımızı savunanlar da.

Daha iyisi var mı?

“Bu dünyadan daha iyisi olabilir mi?” sorusu kimi mühendislerin aklına “Daha iyisini yapıp pazarlayalım!” fikrini getirmişe benziyor. Bilim kurgu yazarı Neal Stephenson’un 1992’de yayımladığı Parazit romanında bana kalırsa “bu teknolojinin sonu şuraya varabilir, dikkatli olun, sakın bu tuzağa düşmeyin” demek için ortaya koyduğu Metaverse kavramı, konunun özünü tümüyle ıskalamış teknoloji patronları tarafından “bakın, bilim kurgudan tanıdığınız bir harikayı daha gümbür gümbür hayata geçiriyoruz!” diye başımıza sarılmak üzere. Başınıza ekranlı, kulaklıklı, mikrofonlu başlığı geçirin, elinize kontrol cihazlarını alın, yazılım sanatçıları tarafından oluşturulmuş farklı bir dünyaya dalın. Fiziksel deneyimin daha da gerçekçi olmasını istiyorsanız Steven Spielberg’ün Ready Player One filmindeki gibi vücuda yapışan girdi cihazlarıyla donanmış tulumlardan giyip odanızdan ayrılmadan koşup zıplayabileceğiniz özel yürüme bandınızın üstüne çıkabilirsiniz. Yetişkin oyuncakları üreticilerinin bu yapay dünyalarla ilgili başka planları olduğunu söylemeden de geçmemek gerek.

“İki boyutlu ekrana bakmaktansa üç boyutlu bir evrene ışınlanmak daha iyi değil mi?” diyebilirsiniz. Sanal dünyada sizi temsil eden bir karakteri idare etmenin işinizi kolaylaştırabileceğini biliyorum; daha geçen hafta çevrimiçi yapılan bir bilimsel konferansın salonlarında (“kel” seçeneğini bulamadığımdan bana pek benzemeyen avatarımla) dolaşıp diğer katılımcılarla sohbet ettim, sistem bu işin gerçek hayatta yapılışını iyi taklit ettiğinden kullanmayı öğrenmek için uğraşmam gerekmedi. Bir süreliğine başka bir dünyaya geçmenin kimi oyun meraklıları açısından haklı bir istek olduğunun da farkındayım. Mesele, bu yeni dünyaları önerenlerin milyonlarca insanın geçici bir süreliğine değil, sürekli olarak yaşadığı başka “paralel dünya”ların çoktan kurulmuş olmasına yol açanlarla aynı şirketler oluşu.

Gerçeğin sürümü

30 yıl önceki romanında şimdi vardığımız teknolojik seviyeyi öngörmesine herkesin şapka çıkardığı Stephenson, sosyal medyanın doğup insanlığı farklı gerçeklik balonlarına bölüştüreceğini tahmin edemediğini itiraf ediyor. Eskiden gerçeğin ne olduğunu bilip yaymakla görevli yayın organları vardı ve işin mantığı tüm izleyicilerine aynı şeyi söylemelerini gerektiriyordu. (Tabii kimi ülkelerde bunların işi düpedüz yalan söylemekti ama yine de gerçekliğin o sürümü o ülkenin halkının tümüne ulaşabiliyor, böylece herkes “aynı sayfada” olabiliyordu.) Şimdiyse herkesin aynı haberleri göreceğinin hiçbir garantisi yok. Sosyal medyada sizin önünüze çıkan şeyleri belirleyen algoritma size özel bir seçki yapıyor; sonuç esasen zaten sizin gibi düşünen insanlarla aynı şeyi görmeniz, ağırlıklı olarak onlarla etkileşmeniz, kimi ahlaksızların çıkar hesabıyla ölçüp biçerek ürettiği “Bill Gates bizi köleleştirmeye çalışıyor”, “Maske sağlığa zararlı” vs. palavralara inanmaya müsait bir gruptaysanız da birbirinizle bu minvalde “haber”leri paylaşıp esas gerçeklikten ayrı bir evrende yaşamaya başlamanız oluyor. 

ABD’de Trump’ın kaybettiği seçimi kazandığına inanan budalaların parlamentoyu basmasının ardından şimdi de başka ülkelerden yönetilen Facebook gruplarında örgütlenen yüzlerce aşı karşıtı kamyoncular haftalardır Kanada’nın başkentini işgal etmiş durumda. Bence bu kadar çok sanal dünyaya hiç gerek yok.