27 Haziran 2022, Pazartesi
27.05.2022 04:30

Hogwarts

Harry Potter zorlu bir çocukluğun ardından Hogwarts’a geldiğinde onu sadece dünya çapında mükemmel bir teknik eğitim değil, aynı zamanda gençlere, hem kendilerine hem de farklı kişilere saygı duymayı, yaşamı ve dünyayı sevmeyi, insan uygarlığının her rengini bir zenginlik olarak kabul etmeyi öğreten bin yıllık bir kültür bekliyordu. 

Hogwarts öğrencileri sıradan insanlar değildi. Zaten işin bütün mantığı buna dayanıyordu. Ülke çapındaki sıkı bir eleme sonucunda sadece üstün başarılı gençler İskoç dağlarının arasındaki tarihi şatonun kapısından girmeye hak kazanabiliyordu. 

Böyle gençlere eğitim vermek için üstün liyakatli hocalar gerekir elbette. Hogwarts öğretim üyeliğine tanıdıkla, torpille, paraşütle değil, dünyadaki tüm akademisyenlerin görebileceği ilanlara başvuran adayların akademik geçmişlerinin, eserlerinin, okulda herkese açık olarak verecekleri seminerlerinin hocalarca, konunun önde gelen uzmanlarınca ince elenip sık dokunması sonucu kurullarda alınan kararlarla gelinebilirdi. Bu yüzden Hogwarts’ın akademik kadrosu konularını bilmekle kalmayan, o konunun kitabını yazmış, yerlerine hak ederek geldiklerini bildikleri için kimseye bir borcu olmayan, zart zurta gelmeyen bilim insanlarından oluşuyordu. Bu yüksek kalite, Hogwarts’ın zengin-fakir demeden en yetenekli gençleri hem ülkeye hem de dünyaya fayda sağlayan özgür bireylere dönüştüren bir ulusal hazine olmasının kilit taşıydı.

Akademi özerk olmalıdır. Bunun birçok nedeni vardır. Bir kere, akademinin dışındaki kişiler bu işin inceliklerini akademisyenler kadar bilemezler. Daha kötüsü, bunların bazıları bir şey bilmediklerini de bilemezler. Üniversitenin lise, hem de kendi gittikleri evlerden ırak lise gibi bir şey olduğunu, üniversite hocalarıyla da herhangi bir şirketin çalışanları arasında bir fark olmadığını sananlar vardır mesela. (Okulların askeri birlikler, hocalarla öğrencilerin de farklı rütbelerde askerler olduğunu sanan kişilerce yazılmış bir disiplin yönetmeliğinin halen yürürlükte olduğu bir ülke biliyorum.) Bu tip cahiller üniversite hocalarının saçma sapan uygulamaları kabul etmemelerini, boyun büküp köşeye çekilmemelerini anlayamaz, çok da geniş olmayan kavram dünyalarında bir yere oturtamaz, rahatsız olur ama insanların öğlen arasında kendi okullarının bahçesinde durmasından neden rahatsız olduğunu da bilemediği için kurdeşen döker. Cahillik kötü bir şeydir.

Akademik özerklik sadece akademi için değil, ona ev sahipliği yapan ülke için de yaşamsaldır: Akademinin işi gerçekleri yaymaktır. Gerçeklerin bilinmesi (yaşadığımız dünya gerçek dışı varsayımları aşısızların yüksek oranda ölmesi veya enflasyonun patlaması gibi tokatlarla cezalandırdığı için) toplumun yararınadır ama bazen kimileri günlük siyasi çıkarları için kimi gerçekleri çarpıtmak veya gizlemek ister. Bu tür baskılara karşı durabilmek için emir kulu olmamak gerekir.

Hogwarts tarihindeki kara bir dönem, yukarıda sözünü ettiğim duruma iyi bir örnek oluşturmaktadır. J. K. Rowling’in Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı romanı, halkı (devleti içeriden ele geçirmeyi hedefleyen berbat bir tarikat olan) Voldemort’cular konusunda uyaran rektör Dumbledore’un bakan tarafından asılsız suçlamalarla görevden alınmasını ve yerine atanan güç tutkunu Dolores Umbridge’in hocaları işten atmaktan öğrencilere işkence yapılmasını yasallaştırmaya varan korkunç icraatını konu almaktadır.

Bu bir ülkenin başına gelebilecek en kötü şeylerdendir. Aklı başında olan ve vatanını seven hiç kimse ülkesinin en iyi üniversitesinin akademik kurullarında “Ben sizin amirinizim” gibi lafların duyulduğu, “Üyelerin çoğunluğu istese bile başkan he demezse gündeme madde eklenemez” türünden yasa dışılığı apaçık icatlarla vakit geçirilen, hocaların bir sabah derse giderken çalışma izinlerinin iptal edildiğini ve ülkeyi terk etmek zorunda olduklarını öğreniverdikleri, öğrencilerin “yürüme” ve “durma” gibi tanımsız “suç”lar nedeniyle otobüse çarpılarak alınıp götürüldüğü, hoca alım kriterlerinin bir gün ansızın aşağı çekilip adayların çalışmak için başvurdukları bölümün mensupları önünde İngilizce seminer vermesi şartının bile kaldırıldığı, bu parlak adayları alıp almama kararının da ilgili bölümlerden alınıp hayatlarında bir kez bile o okulda ders vermemiş ve o konunun uzmanı olmayan bir-iki kişiye bırakıldığı bir şeye dönüşmesini istemez. Kitabı okuyanların da kuşkusuz katılacağı gibi, Dolores Umbridge gibi değil, kurumunun yıkılmasına direnen Prof. Minerva McGonagall gibi olmak gerekir.