04 Ekim 2022, Salı
08.10.2021 04:30

Bitcoin’in özgürlüğü fanteziden ibaret

Bitcoin bizi devletin ekonomi üzerindeki abartılı tahakkümünden kurtarır mı? Pek öyle görünmüyor. Kripto paraların bireysel üstünlüğü özgür kılmak için kibirli devletlerle savaştığına dair özgürlükçü vizyon bir fanteziden ibaret

Bitcoin yeni zirveleri görmeye devam ediyor; üstelik El Salvador ve Küba tarafından geçerli kanuni para olarak kabul edilmesine karar verildi. Yani kripto paralar hayatımızda kalıcı olacak gibi görünüyor. Peki bu durumun para ve politika açısından ne gibi sonuçları olabilir? Para güvene dayalıdır. Mal ve hizmetlere karşılık parayı kabul etmemizin sebebi, aynı paranın gelecekte başkaları tarafından da kabul edileceği varsayımıdır. Amerikan doları için de altın için de aynı şey söz konusudur. Bitcoin gibi kripto paraların dolandırıcılıktan ya da birçok ekonomistin altını çizdiği gibi spekülatif bir balondan ibaret olduğunu iddia etmek, bunların popülerliğini görmezden gelmek olur. Öte yandan kripto paralar kamuoyunun güvenini kazanacak sağlam kurumsal temellerden yoksun. Bu yüzden, Bitcoin’de görülene benzer şiddetli iniş çıkışlar, bu araçları kırılgan ve oynak hale getiriyor. Dahası, Bitcoin ve “emek ispatı” mekanizmalarına dayalı diğer kripto paralarda, işlemlerin sürekli olarak doğrulanması ve merkezi olmayan (blok zincire dayalı) bir kütüğe kaydedilmesi gerekiyor. Bunun için milyonlarca bilgisayarın işlemleri güncellemek ve doğrulamak için sürekli çalışması şart. Bu çalışmalar, yeni Bitcoin çıkarma karşılığı verilen ödüllerle teşvik ediliyor.

Romanya’nın Kaloşvar kentindeki bir kripto para çiftliğinin Ethereum ve Zilliqa madenciliği yapan makineleri görünüyor. Dünyada kripto para madenciliğine harcanan enerji, Malezya veya İsveç gibi orta büyüklükteki bir ülkenin enerji sarfiyatından fazla. (Fotoğraf: Getty Images)
Romanya’nın Kaloşvar kentindeki bir kripto para çiftliğinin Ethereum ve Zilliqa madenciliği yapan makineleri görünüyor. Dünyada kripto para madenciliğine harcanan enerji, Malezya veya İsveç gibi orta büyüklükteki bir ülkenin enerji sarfiyatından fazla. (Fotoğraf: Getty Images)

Bitcoin’in beş sırrı

Bugün söz konusu “madencilik” işlemlerine harcanan enerji, Malezya veya İsveç gibi orta büyüklükteki bir ülkenin enerji sarfiyatından fazla. İklim değişikliğine bağlı tehlikelerin (ve şu ana kadarki müdahalemizin zayıflığının) farkına vardığımız bir dönemde, bu muazzam tüketimin insanları Bitcoin’den uzaklaştırması beklenebilir. Ama Bitcoin bütün oynaklığına, kırılganlığına ve devasa karbon ayak izine karşın birçok insana cazip görünüyor. Bunu beş faktöre bağlıyorum: Politik anlatısı; suç faaliyetlerini mümkün kılması; senyoraj dağılımı; çağımızın teknolojik iyimserliği ve cazip ekonomik fırsatların kıt olduğu bir dönemde çabuk zengin olma arzusu. Gelin sondan başa doğru hepsini sırayla ele alalım. Ekonomik beklentilerin küçüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Üniversite mezunları bile iyi ve düzenli bir maaş aldığı sağlam bir iş bulacağından emin değil. Ekonomik fırsatlar kıtlaşınca, çabuk zengin olma mekanizmaları her zamankinden de çekici hale geliyor. Şu anda koskoca bir sektör, köşeyi dönmek için Bitcoin’e yatırım yapılması gerektiğini anlatmaya adanmış durumda. Kripto paralara para akıtılıyor çünkü gerek ABD’de gerekse dünyanın geri kalanında milyonlarca insan buradan kayda değer gelir elde edeceğini düşünüyor. Kripto paranın amatör ve bireysel yatırımcılara devasa gelir sağlayacağı anlatısı, teknoloji takıntılı çağımıza uygun bir söylemi besliyor. Sürekli olarak teknolojik becerimiz sayesinde daha parlak bir geleceğin inşa edildiğini duyuyoruz. Yüzeysel bakınca, Bitcoin’in bir teknolojik inovasyon olduğunu inkar etmek mümkün değil. Herhangi bir denetim veya devlet yaptırımı olmadan işleyebilen böylesine karmaşık, merkezi olmayan bir sistem oluşturmak, hakiki bir yaratıcılığın ve ustalığın ürünü.  Bitcoin’in cazibesini yaratan bir diğer unsur senyoraj, yani para arzı kontrolünün (genellikle hükümetlere) getirdiği ek satın alma gücü. Amerikan hükümeti dolaşıma yeni para soktuğunda, bunu hizmet satın almak veya borcunu ödemek için kullanabiliyor. Senyoraj kazanma beklentisi çok cazip ve şu anda bin 600’ü aşkın kayıtlı kripto para bulunması biraz da bunun üzerinden açıklanabilir. Bitcoin örneğinde, merkezi bir otoritenin olmaması senyorajın dağıtıldığı anlamına geliyor; bu da şu an dünyada bir milyondan fazla insan tarafından yürütülen madencilik çalışmaları için gereken teşviki sağlıyor.

Yarıya yakını suç faaliyetlerinde kullanılıyor

Yeni bir paranın güvenebileceği, kendine has bir talep kaynağına sahip olması, ona sağlam bir dayanak sağlar. Genelde kripto paralar ve özelde Bitcoin için bu dayanak suç dünyasından geliyor. Bitcoin talebi başlarda Silk Road gibi, her tür kanunsuz işlemi mümkün kılan “dark-web” siteleri tarafından artırıldı. Bazı tahminlere göre, bugüne kadarki Bitcoin işlemlerinin yarıya yakını suç faaliyetlerinden oluşuyor. Bu dört faktörün her biri Bitcoin’e yapay bir kuvvet getirdi. Elbette toplumumuzun ekonomik dertleri, Bitcoin’den para kazanan insanlar tarafından çözülmeyecek. Teknoloji konusundaki mevcut iyimserlik de henüz gerçek dünyada teyit edilmiş değil. Madencilik aracılığıyla senyorajı dağıtmak ne kadar yarar getirirse getirsin, israf edilen muazzam miktardaki enerji bunu fazlasıyla örtüyor.  Geriye politik argüman kalıyor: Bitcoin bizi devletin ekonomi üzerindeki abartılı tahakkümünden kurtarabilir mi? Pek öyle görünmüyor.  ABD Merkez Bankası’nın bazen tuhaf şekillerde işlediği doğrudur; üstelik 2008 mali krizindeki Wall Street kurtarma paketinin, sıradan insanları harcamak uğruna bankalara ve bankerlere yarayan, içeriden destekli bir hamle olarak görülmesi de haklı bir bakış. Dolayısıyla, politikacıların ve karar alıcıların aşırı gücünü azaltma arzusu son derece anlaşılır. Ancak bu derdin devası Bitcoin değil. Bitcoin, tek başına bir dâhinin bireysel üstünlüğü özgür kılmak için kibirli devletle savaştığı çocuksu bir özgürlükçü ideolojiye karşılık geliyor. Hakikaten de gerçek dünyada Bitcoin’i tasarlayan ve Satoshi Nakamoto takma adıyla ilham verici manifestosunu yazan kişi veya kişiler, “vizyoner” etiketini (Ayn Rand’ın Atlas Silkindi romanının kahramanı) John Galt’tan daha çok hak ediyor.  Gelgelelim bu vizyonun kendisi fanteziden ibaret. Batılı hükümetlerin aşırı enflasyona yol açması veya uluslararası para sisteminin altını oyması gibi riskler giderek azaldı. Bugünkü gerçek hayati tehditler ise siyasi kutuplaşma, demokrasinin çözülmesi, demokratik sistemlerin ekonomik seçkinleri ve otoriter siyasetçileri kontrol altında tutma yetersizliği.  Bu sorunlar yeni bir parayla çözülmez. Siyasetçilerin, bürokratların, Silikon Vadisi ve Wall Street krallarının sorumlu davranmasını sağlayacak tedbirlere ihtiyacımız var. Bunun için hem demokratik katılım hem de aktif sivil katılım gerekiyor. Yapılması gereken gerçek işler ortada öylece dururken, Bitcoin dikkatimizi dağıtan bir numaradan fazlası olamaz. © Project Syndicate