12 Nisan 2024, Cuma
18.02.2022 04:30

“Ortak bir hikayeniz olunca barışmak daha kolay”

II. Dünya Savaşı’ndan önce Polonya’dan ayrılan İsrailli bir kadının yıllar sonra yetişkin torunuyla birlikte Varşova’ya dönmesi üzerine bir grafik roman olan Mülk’ün yaratıcısı Rutu Modan: “Hepimizin tarihinde zalimlik de var”

Amerika’nın en önemli çizgi roman ödülü Eisner’ı en iyi grafik roman dalında kazanan, Angoulême Çizgi Roman Festivali’nde jüri özel ödülüne layık görülen Mülk, lezzetli bir film izler gibi okunan, ele alınınca bitirmeden bırakılmayan bir çizgi roman. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Polonya’dan ayrılan İsrailli bir kadının uzun yıllardan sonra yetişkin torunuyla birlikte Varşova’ya dönmesi üzerine kurulu bol sürprizli hikâye hem insan ilişkilerine hem de İkinci Dünya Savaşı’nda Polonya’nın tutumuna dair çok şey anlatıyor. Önceki çizgi roman albümleri de yayımlandığı her ülkede övgülere boğulan İsrailli çizer Rutu Modan’la Zoom üzerinden görüştük.

Rutu Modan, İstanbul’a üç kere geldiğini ve kendini çok rahat hissettiğini, yabancılık çekmediğini söylüyor. (Fotoğraf: Hanan Assor)

Bir aile hikayesi 

Nasıl çıktı bu kitap

Anne ve baba tarafım Polonya’dan, Varşovalı. 1940’da Alman işgalinden sonra ve Holokost’tan önce İsrail’e kaçmışlar (o zaman Filistin) ama aileden geri kalan herkes öldürülmüş. Varşova’daki bütün mülkler de orada kalmış. Sonra da uzun dönem komünist işgal var zaten. Ailede kimse Polonya’dan bahsetmez, tek kelime Lehçe edilmezdi. Ben de gençken hiç üstünde durmadım konunun. 90’larda komünist rejim sona erdikten sonra kalabalık bir aile yemeği hatırlıyorum, amcam babaanneme “Varşova’ya gidip doğup büyüdüğün yeri görmek istemez misin?” diye sormuştu. Babaannem ve dedemin ilk kez bir konuda hemfikir olduklarını gördük, ikisi birden “Hayır, asla!” demişlerdi. “Varşova büyük bir mezarlık” dedi babaannem. Bunu da öylece kabul ettim, hiç üstünde durmadım. 10 yıl kadar önce The New York Times’a aile hikayeleri çiziyordum. Her bir hikâye, benim ailemden birinin hikayesi. Babaanneyi yazdım ve ilk kez hayatımdaki rolünün dışında, başka biri olarak düşünmeye başladım onu. Sanırım bu fikir o zaman aklıma düştü. 

Varşova’ya o zaman mı gittiniz? 

Kitaba karar verdim ama Polonya’ya gitme fırsatım olmadı ve ülkeyle ilgili kafamda tek bir imaj bile yoktu. İngiltere’de yaşadım üç sene, komşum Polonyalı bir göçmendi. Onunla biraz konuşmaya karar verdim. Konuşmanın 15. dakikasında konu kendiliğinden, eskiden Yahudilere ait olan bir köyde yaşadıklarına ve bütün köy ahalisinin Yahudiler gelip mülklerini geri alacak diye son derece huzursuz olduklarına geldi. Polonyalıların Yahudilerden çekiniyor olması beni çok şaşırttı. Ona hiçbir şey söylemedim ama çok sevindim, çünkü fark ettim ki bu konu kitabımın çok işine yarayacak bir çatışma. Drama için çatışma lazımdır ya. Her şey böyle başladı.  

Bir röportajda savaş konusunda Polonyalılarla Yahudilerin tamamen zıt fikirlere sahip olduğundan bahsetmişsiniz. 

Ben İsrail sisteminde eğitim gördüm, Holokost ve İkinci Dünya Savaşı hakkında birçok şey öğrendim. Bana savaşın en büyük kurbanının Yahudiler olduğu, Polonyalıların Almanlara yardım ettiği öğretildi. Polonya’da bir sürü insanla tanıştım, onlar da bana kendi hikayelerini anlattı. O kadar şaşırdım ki, anlattıkları bildiklerimden çok farklıydı. Bir kere Polonyalılar en büyük mağdurun kendileri olduğuna inanıyorlar. Aslında haklı oldukları noktalar da var. Almanlara yardım etmemenin bedeli büyüktü ve Yahudilere yardım eden Polonyalılar da vardı. Yardım etmeyenlerin ve Almanlarla iş birliği yapanların nüfusun çok küçük bir kısmı ve genel olarak suça eğilimli insanlar olduğunu söylediler. Önceleri “Durun, hayır gerçeği bilmiyorsunuz, ben anlatayım size, gerçeği ben biliyorum, size propaganda okutmuşlar, gerçek başka” diye susturmak istedim onları, tabii ki yapmadım ama şunu anladım, her iki tarafın da hikayesi kendince doğruydu. Kendi neslimden, sanatçı olan Almanlarla tanıştığımda aslında her iki tarafın hikayesinin de üç aşağı beş yukarı aynı olduğunu, bir noktada birleştiğimizi görüyorum. Ortak bir hikayeniz olunca barışmak daha kolay galiba. Evlilikte de böyle değil midir? Herkesin ayrı bir hikayesi var ama genel olarak aynı anlatıda birleşilir. Polonyalılarla aynı anlatıyı paylaşmıyoruz biz, düşündüm de Filistinlilerle de aynı durum söz konusu. Her iki tarafın da kabul edeceği bir anlatı bulamıyoruz bir türlü. O zaman da bitmez tükenmez bir tartışmaya dönüşüyor iş. Mülk meselesi de Polonyalılarla durumumuza çok benziyor esasında. Şu an birçok Yahudi Filistinlilere ait mülklerde oturuyor. Bu haksızlığı kabul etmek çok zor. Birini evini terk etmeye zorluyorsun. Hepimiz kendimizi iyi insanlar olarak düşünmek isteriz ama aynı zamanda hepimizin tarihinde zalimlik de var. Bu sadece geçmişle ilgili değil.

Gerçek aktörlerle çalışıyor

Çizimleri yaparken fotoğraf kullanıyorum. Çok fazla yazı kullanmadığım için okurun karakterleri ifadelerinden anlamasını istiyorum. Çizmek, bana insanların söyledikleri ile sakladıkları arasındaki çelişkiyi de aktarma imkânı veriyor. Karakterin ağzı bir şey derken, ifadesi başka bir şey söyleyebiliyor böylece. Filmlerle de çok ilgiliyim. Bütün karakterlerimin kendi vücut dili olsun istiyorum. Daha önce aile bireylerini kullanmıştım, Mülk için ilk kez profesyonel oyuncularla çalıştım. Fotoğraflarını çektim, yönettim onları. Film çekimi gibi ama prova yapmıyoruz sadece.

  • Mülk/ Rutu Modan/ Baobab Yayınları/ Grafik Roman/ 232 Sayfa