Fiba Perakende Genel Müdürü Batur Can, Türkiye’nin global markalar için neden hâlâ cazip bir pazar olduğunu, lululemon, Sportive, Gap, Marks & Spencer ve Forever 21 yatırımları üzerinden değerlendirdi. Batur Can, Türkiye’de AVM’lerin doluluk oranlarının rekor seviyede olduğunu, ancak turist alışverişinde 2023’e göre ciddi bir düşüş yaşandığını söylüyor: Bu momentumu kaybetmemeliyiz
Fiba Grubu’nun finans sektöründeki yatırımlarının yanı sıra perakende sektöründe de güçlü markaları var. Marks & Spencer, Gap, Forewer 21, Sportive, lululemon Türkiye’de Fiba Grubu çatısı altında. 2025 yılında perakende iş kolunu güçlendiren grubun bu alandaki yatırım stratejilerini ve yeni hedeflerini Fiba Perakende Genel Müdürü Batur Can ile konuştuk.
Türkiye perakende dünyasında dinamikliğiyle çok özel bir pazar. Bu pazarı siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Türkiye perakende açısından çok dinamik, çok hızlı adapte olan, yeniliğe çok açık bir pazar. Genç, dijitalleşmiş, keşfetmeyi seven bir nüfus var. Avrupa’nın en genç nüfusu burada. Bu da markalar için hem ciddi bir fırsat alanı yaratıyor hem de sorumluluk anlamına geliyor. Çünkü burada sektörü ve pazarın değişen ihtiyaçlarını hızlı okuyup hızlı adım atmanız gerekiyor. Ben şuna inanıyorum: Kendine güvenen markalar için Türkiye pazarı hâlâ ciddi fırsatlar barındırıyor. Mesela lululemon örneği… İlk görüşmelerimizde öğrendik ki Avrupa mağazalarında en çok alışveriş yapan milletler arasında Türkler hep ilk sıralarda. Düşünsenize, markanın Türkiye’de hiçbir varlığı yokken, tüketici potansiyeli duymuş, görmüş, bir kısmı yurt dışında deneyimlemiş ve daha Türkiye’ye gelmeden yurt dışında tüketmeye başlamış bile.
Türkiye’deki tüketicilerin eğilimlerini yıllardır farklı markalardaki deneyimlerinizle takip ediyorsunuz ve son dönemde Fiba perakende olarak farklı markaları Türkiye’ye getirdiniz. Neye güvenerek bu adımları attınız?
Türkiye’deki tüketici global markaların değerini biliyor ama yerel duyarlılığa sahip markaları tercih ediyor. Gücümüzün, globalle yerel arasındaki dengeyi kurmaktan, iş modelinin ötesinde bir kültür oluşturmaktan geldiğini düşünüyorum. Deneyim ve yerel duyarlılık demişken Türkiye’de önemli bir farklılık var: Dünyada markalar deneyimi dijitalleştirirken Türkiye’de hâlâ mağaza deneyiminin değeri çok yüksek. Çünkü burada alışveriş sosyal bir ritüel.
Tüketici davranışında sizce en büyük dönüşüm nerede?
Tüketici artık daha bilinçli, daha seçici ve daha duygusal karar veriyor. Fiyat tek belirleyici değil, güven, sürdürülebilirlik ve samimiyet öne çıkıyor. Türkiye’deki tüketiciler fiyat artışlarına rağmen kaliteli ve uzun ömürlü ürünlere yatırım yapıyor. Dolayısıyla “akıllı tüketiciye akıllı perakende” dönemi başladı. Bizim odağımızda uzun vadeli istikrar var. Türkiye pazarına güvenimiz tam. Genç nüfus, şehirleşme, dijitalleşme ve kadın istihdamındaki artış bize büyük potansiyel sunuyor. Ekonomik koşullar ne olursa olsun değer yaratmaya ve güven inşa etmeye devam edeceğiz. Çünkü perakende temelde güven işidir.

Türkiye’nin “AVM gerçeği”
Dünyada mağaza sayıları düşüyor, dijital büyüyor...
Batı’da çok hızlı bir değişim var: Fiziki mağazalar azalıyor, deneyim merkezlerine dönüşüyor. Dijital satışlar artıyor, müşterilerin mağaza ziyaretleri azalıyor. Türkiye’de dijitalin büyümesi çok iyi. Ama bununla birlikte fiziki mağazacılık da büyüyor. Türkiye’de 450’ye yakın AVM var. Doluluk oranları sıra dışı düzeyde yüksek. İlk 50 AVM’de neredeyse yüzde 100 doluluk söz konusu. Türkiye’de AVM’ler alışverişin ötesinde sosyalleşme alanı.
İstanbul için “bölgesel cazibe merkezi” deniliyor ancak turist alışverişinde ciddi düşüş olduğunu da biliyoruz. Bu nasıl etkiliyor sizleri?
Türkiye bölge için cazibe merkezi. İstanbul müthiş bir sentez, hem doğudan hem batıdan turist var. Bu nedenle markaların pazara ilgisi büyük, bunu kaybetmemek lazım. Ancak enflasyon ve fiyat artışları nedeniyle turist alışverişinde 2023 yılına göre neredeyse yarı yarıya azalma var. Bu talebi korumamız gerekiyor. Ben perakendeci olarak buna üzülüyorum açıkçası. 2023’te İstanbul alışverişte çok güçlü bir momentuma sahipti. Şimdi rakiplerine pay kaptırıyor. Otellerin, yeme-içmenin, İstanbul’da kalmanın pahalı hale gelmesi, bunun yanı sıra bölgedeki savaşlar, belirsizlikler gibi faktörler de olumsuz etkiliyor. Ama İstanbul’un bu momentumu geri kazanmasını çok isteriz.
Global markaları lokal bir kalple büyütüyoruz
Sizi farklılaştıran şey ne? Franchise’ı “tercüme etmekten” öte bir şey yaptığınızı söylüyorsunuz.
Farklı segmentlere hitap eden marka karmamız, Fiba’nın kapsayıcılık kültürüne uygun. Stratejik açıdan doğru seçilmiş markalar zinciriyle her yaşa hitap eden zengin bir portföyümüz var. “Brand collector” değiliz, sürdürülebilirliğe ve ölçeğe inanıyoruz. Ortağı olduğumuz markalarla uzun vadeli büyüme hedefimiz var. M&S ile çeyrek asırdır beraberiz. Bu da çok kıymetli. Bizi farklı kılan şey, global markaları lokal bir kalple büyütmek. Her markaya sadece operasyonel değil, stratejik bir ortak gibi davranıyoruz. İngiltere, ABD veya Kanada’daki vizyonu sadece tercüme etmiyoruz, yeniden yorumluyoruz.
Spor perakendesi yatırımlarınız dikkat çekiyor. Bu kararın arkasındaki veri neydi?
Türkiye’de tüketici profili son 10 yılda ciddi dönüşüm geçirdi. Eskiden spor giyime fonksiyonel ihtiyaç olarak bakılırdı, şimdi kimlik ifade eden, yaşam tarzı belirleyen bir alana dönüştü. Özellikle genç kuşak kendini ifade etmenin yolu olarak spor giyimi tercih ediyor. Euromonitor’ün 2023-2029 öngörüsü var: Spor sektöründe bileşik ortalama yüzde 12 yıllık büyüme. Bu veri, stratejik kararlarımızdan birini şekillendirdi. Ayrıca günlük hayatta da çok net görüyorsunuz. Casual giyim yükseldi. “Fashion” ile “form/performans” dengesi eskiden 70’e 30’du, şimdi 50’ye 50 seviyesine geldi. Hatta yeniden performansa doğru kayış da var.
İlk adım Sportive miydi?
Evet. İş Bankası Grubu’nun girişim sermayesi yatırımları kolu İş Girişim Sermayesi ile ortak olduğumuz Sportive yatırımıyla yeni bir segmente giriş yaptık. İş Girişim’le yüzde 50’şer ortak olarak Sportive’i yönetiyoruz. Zeynep Selgur genel müdür olarak devam ediyor; çok kuvvetli bir ekip. Son lansmanlarından biri Hoka… Dünyada koşu denildiğinde ilk 2-3 markadan biri haline geldi. Türkiye’de de lansmanı çok başarılı oldu, sipariş yetiştiremiyoruz. Ayrıca Nike aksesuarların yetkili dağıtıcısı, yüzmede Arena’nın Türkiye temsilcisi gibi güçlü tarafları var. Spor kulüpleri ve kurumlarla anlaşmaları var. Fiba Perakende olarak artık sadece Türkiye’de değil, global markaların bölgesel stratejilerinde de söz sahibi olmayı hedefliyoruz.
lululemon Türkiye’ye gelmesi beklenen bir markaydı. Rekabet oldu mu?
Kesinlikle oldu. Çok değerli firmalar görüştü. Bize nasip oldu, bu gurur verici.
Türkiye mağazaları Avrupa sıralamasında üstlerde dediniz. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?
Birincisi, Türk tüketicisi yeniliğe çok açık. Modayı takip ediyor, markaları iyi biliyor. İkincisi, biz doğru bir ortaklık kurguladık. Fiyatlarımız çok mantıklı seviyede. Yüksek gümrük vergilerine rağmen Avrupa’dan sadece yüzde 10-15 farkla satabiliyoruz. Bir de taksit avantajı var. Bunun yanı sıra marka Türkiye’ye en geniş koleksiyonlarından birini gönderiyor. İlk anlaşmada yaklaşık 10 mağaza planladık. Şu an 3 mağaza açtık ve işler beklentinin çok üzerinde gidiyor. Türkiye, yurt dışındaki göz bebeği ülkelerden biri haline geldi. Londra’da Türkiye’ye özel ekip kuruldu.
Markanın bu dönemde böyle bir ilgi görmesi ilginç. Çünkü fiyatları diğer spor markalarına göre yüksek…
Markanın en büyük avantajı kumaş inovasyonu. Vancouver’da çok ciddi bir inovasyon merkezi var, hatta bize de gezdirdiler. Kumaş konusunda takıntılılar. Sayılı üreticilerle çalışıyorlar, alımlarını yıllarca önceden güvenceye alıyorlar. Bu yüzden kullananlar vazgeçmiyor. Ürünü ararken önce kullanım amacını soruyoruz; koşu mu, yoga mı, günlük hayat mı? Çünkü her biri için ayrı ürün var. Mesela erkek pantolonları ABC Pant ütü istemiyor, formunu kaybetmiyor, çok sağlam. Küçük detaylar var, cebin içinde anahtar için lastikli bir bölüm gibi… Taytlarda kart cebi gibi… Bu tür dokunuşlar deneyimi büyütüyor. Bizim gözlemimiz şu. Müşteri lululemon’u deneyimleyince bırakamıyor. Özellikle erkek pantolonları öyle.
Türkiye ekonomik olarak sıkıntılı bir dönemde. Buna rağmen bu talep ne söylüyor? 2026’yı nasıl etkiliyor?
Perakende her 5-10 yılda bir iniş çıkışlar yaşar. Türk perakendecisi bu dalgaları yönetmeye yetkin. 2022-23’te talep çok yüksekti, turizm çok güçlüydü. 2024’ün ikinci yarısından itibaren enflasyonu düşürme adımlarıyla yavaşlama geleceğini iyi perakendeciler öngörüyordu. Ama her kriz bir fırsat da doğurur. Arkanızda Fiba gibi güçlü bir kurum kültürü varsa, finansallarınızı doğru yönetebiliyorsanız böyle dönemlerde yatırım iştahı olabiliyor. Biz yatırımları kısa vadeli görmüyoruz. Marks & Spencer’la 1999’dan bu yana beraberiz. Gap 2007’de geldi; 18’inci yılındayız. Uzun vadeli bakıyoruz. Buna rağmen, lululemon’un durgunluk döneminde bile bu kadar talep görmesi şaşırtıcı. Şu an en büyük problemimiz stok.
Şampiyon mağaza hangisi?
İlk mağazamız İstinye Park bayrağı elinde tutuyor. Ama Tersane mağazası açıldığından beri genel ortalamanın da üzerinde talep görüyor.
Tersane’de yerli-yabancı müşteri dengesi nasıl?
Şu an daha çok Türk. Otel etkisiyle yabancı müşteri de geliyor. İstinye Park’ta 2023’te yüzde 50’lere varan turist payı vardı; şimdi düştü. Yabancı geri döndüğünde buradaki potansiyel çok daha artacak.
Şu an stratejiniz mevcut markaları güçlendirmek mi? Yeni markalar var mı radarınızda?
Son 3-4 yıldaki atılım hali ve perakendede büyüme isteği tabii ki ilgi görüyor. Düzenli olarak yeni projeler çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde portföyümüze yeni markalar katmak isteriz. Ama şu an kesinleşmiş, çok yakın bir marka söylemek zor. Mevcut markalarla da yakın coğrafyada büyüme planları konuşuyoruz. Azerbaycan gibi; doğu-batı farklı opsiyonlar var.
Gap’te globalde bir dönüşüm var. Türkiye’ye yansıması nasıl?
Gap’te çok ciddi bir momentum var. Pandemi öncesi dönemle kıyaslayınca Türkiye’de işimiz ikiye katlandı.
Marks & Spencer’da da benzer bir dönüşüm var mı?
Var. CEO Stuart Machin döneminde marka üst üste çift haneli büyüme yakaladı. Kadın departmanlarında satışımız ciddi şekilde arttı. Stuart geçen hafta Türkiye’deydi; Türkiye pazarına çok hevesli. Önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde (planımız bu yönde) Marks & Spencer’ın Avrupa dışında ilk yeni konsept mağazasını İstanbul’da açmak için anlaştık.
M&S Food Türkiye’ye gelir mi?
Çok istiyorum. Food tarafı çok kuvvetli. Ama iki zorluk var: Ürünlerin due date’i (son kullanma tarihi) kısa; 3-6 ay. Türkiye’ye ithal süreçlerinde test, kontrol ve gümrük aşamaları uzun. Bu tüketici için iyi bir şey ama operasyonel olarak zor. Bu yüzden Türkiye üretimi seçeneklerini de konuşuyoruz. Çözebilirsek M&S Food’u getirmek isteriz.
Perakendedeki genel durgunluk size yansıdı mı?
Yansımaz olur mu… Yabancı müşteri satışlarımızın yüzde 25’iydi; yarı yarıya indi. Yerli müşteride talep azalması var. Ama markalar enflasyon üzerinde büyüyebildi. 2025’te hacim büyümesini az da olsa yakalayabildik. Yeni markaların başarısı da gelince 2025’i daha sağlıklı bitireceğiz. Ama 2026’da dikkatli olmak gerekir. Fiba’nın finansal disiplininin avantajını yaşıyoruz.
Fiba Perakende’de kaç kişilik bir ekipten söz ediyoruz?
1.200 kişilik ekibimiz var. Kadın erkek oranı noktasında gururluyuz. Yüzde 67 kadın çalışan, yüzde 60 kadın yönetici oranımız var.
Dijital satışlarınızın ölçeği nedir? Hangi marka önde?
Bu yıl itibarıyla satışlarımızın dörtte biri dijital kanallardan geliyor. 2028’de bu oranın üçte bire çıkacağını düşünüyoruz. Marka bazında Gap’te dijital pay çok yüksek, satışların üçte birine yaklaşmış durumda, yüzde 30’dan fazla. Marks & Spencer’da da dijital payımız neredeyse yüzde 25.
Bu dönemde müşteri sizce en çok ne bekliyor?
Müşteri kolaylık arıyor. Mağazaya girdiğinde 2.000’e yakın ürün var; onun için doğru ürünü hem mağazada danışmanın, hem dijitalde sistemin önermesini istiyor. Biz bunu becerebildiğimizi düşünüyoruz; bu yatırımlar ek satış getiriyor.
Spor giyimde kadın tüketicinin yükselişi var. Sizde tablo nasıl?
Evet, satışlarımızın yüzde 65-70’i kadınlardan geliyor. Spor perakendesi için alışılagelmedik bir oran.
2026’da mağaza açılış planınız var mı?
2026’da her markamızla en az ikişer adet mağaza açıyor olacağız. 12 şehirdeyiz, özellikle lululemon’da yeni iller gündeme gelebilir. Türkiye’de iyi satışı olan şehirlerde AVM sayısı az, mevcut AVM’ler dolu; bu da yeni şehre girişi zorlaştırıyor.
“Maden mühendisliğinden perakendenin merkezine”
Sizi biraz daha yakından tanıyalım. Hangi okulları bitirdiniz, kariyer nasıl başladı?
Vefa Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi’nde Maden Mühendisliği okudum. Sonrasında aynı üniversitede MBA yaptım. Kısa bir sigorta geçmişim oldu. O da satış odaklıydı. Mühendisliği hiç düşünmedim. Sosyal tarafım çok güçlü, insanlarla olmayı seviyorum, satışı seviyorum. Perakende zaten çok rakamsal bir iş ama aynı zamanda insan ve deneyim işi. Bu ikisini bir arada seviyorum. Askerlik dönüşü, satış departmanında, merkez ofiste asistan olarak Marks & Spencer’da başladım. 2006 yılı… Bu sene Fiba Grubu’nda 19. yılım.
Siz aynı grupta adım adım kariyerinizde ilerlemişsiniz, “içeriden terfi” kültürüyle değil mi?
Kesinlikle. Fiba’da içeriden terfi kültürü çok güçlüdür. Hüsnü (Özyeğin) Bey’in başlattığı ve ailenin devam ettirdiği bir yaklaşım. Ben de bunu çok seviyorum. Pandeminin ortasında da tüm markaları tek çatı altında birleştirme inisiyatifinde genel müdür olarak atandım. Son 5 yılın çok zorlu bir dönemi olduğunu söyleyebilirim.