22 Mayıs 2022, Pazar
19.11.2021 04:29

Dünyayı Elon Musk kurtarabilir mi?

Devletler kadar belirleyici hale gelen uluslarüstü şirketler ve sahipleri, dünyanın kaderinde sanıldığından daha fazla rol sahibi olabilir

Şirketlerin ülkelerle özdeşleştiği geçmiş çok da uzak sayılmaz. Ne var ki bugün özellikle “çok uluslu” olarak adlandırılan örneklerine bakınca ortaya epey çetrefilli bir tablo çıkıyor. Karmaşık sahiplik yapıları, iç içe geçmiş iştirakler, şirketler arası ortaklıklar, çatı vakıflar, off-shore adalarda kurulu paravan şirketler, uluslararası borsalardaki hissedar dağılımı gibi kriterler ekseninde bu şirketlerin değil ülkesi; çoğu zaman gerçek sahiplerine dahi ulaşmak imkansız hale geliyor. Bazıları “trilyon dolar” değere ulaşan ve ağırlıklı olarak küresel teknoloji devlerinden oluşan listeler dahi pek çoğumuz için ABD kökenli sanılmakla birlikte, aslında bizzat ABD tarafından yerelleştirilmek için epey çabaya sahne oluyor. Bu uğurda en çok gayret sarf edenlerden biri 44. ABD Başkanı Barack Obama olmuştu. 2016 yılında Apple, Facebook, Google, Microsoft gibi devlerin CEO’larıyla buluşan Obama, bu şirketlerin o dönem 478 milyar dolara ulaşan off-shore hesaplarını bir kereye mahsus yüzde 14 gelir vergisi ödeyerek ABD’ye taşımalarını talep etmişti (tahmin edeceğiniz gibi reddedilmişti). Karşı çıkanların başında vergi cennetlerinde 140 milyar dolar nakdi için 20 milyar dolar vergi ödemek durumunda kalacak Apple geliyordu. 2017’deki “Paradise Papers” sızıntısındaki belgelerde sunduğu düşük vergi teşviği nedeniyle bu şirketlerin merkezlerini taşıdığı İrlanda’da dahi vergiden kaçınmak için gelirlerini paravan off-shore şirketlere aktardığı ortaya çıkmıştı. ABD’de benzer bir çaba mevcut Başkan Joe Biden tarafından da yürütülüyor. Geçtiğimiz Nisan ayında gündeme gelen “küresel gelir vergisi”, şirketlerin yurt dışı gelirlerinin merkezlerinin bulunduğu ülkelerde gelir vergisine tabi tutulmasını öngörüyor. Bu hamlenin her biri yıllık 100 milyar dolar seviyesinde yurt dışı karı açıklayan yapılarda nasıl bir endişe yarattığını tahmin etmek güç değil. Bunların kapitalizmin ve liberalizmin başkentinde yaşanıyor olması boşuna değil. Zira ABD gelir adaletsizliği konusunda da haklı bir şöhrete sahip. 2007’den bu yana başkanlık yarışında ismi geçen Bernie Sanders, bu çabadaki en güçlü seslerden biri. Ülkede bir küfür olarak kullanılan “sosyalist olmak” ile suçlansa da her fırsatta ultra-zenginlere yönelik yüzde 52’ye varan gelir vergisi talebini dile getirmeye devam ediyor.

Karın doyuran adalet

Bu çağrılar sadece ABD’ye has değil. Gelir adaletsizliğinden payını almayan ülke yok gibi. Dolayısıyla her yerden benzer sesler yükseliyor. Türkiye’de de durum pek parlak sayılmaz. Kişi başı gelir 2000 yılında dünya ortalamasında 5 bin 576 dolarken, Türkiye’de 4 bin 238 dolardı. 2020 yılında dünya ortalaması 10 bin 894 dolara çıkarken Türkiye’de 8 bin 610 dolar seviyesinde kaldı. Esas sorun, bu ortalama hesaplarının üstünü örttüğü “gelir adaletsizliği”. Eurostat verilerine göre Türkiye, Avrupa bölgesinde gelirin en adaletsiz dağıldığı ülke. TÜİK’in 2019 verilerine göre nüfusun yüzde 20’si, gelirin yüzde 47.5’ini alıyor. En düşük gelirli yüzde 20’lik dilimin payına sadece 5.9’luk bir pay düşüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıklamasına göre nüfusun yüzde 40’ı asgari ücretle çalışıyor. Bu oran Türkiye’yi Avrupa’da en fazla asgari ücretle çalışanın bulunduğu ülke konumuna getiriyor. DİSK’in araştırma merkezi DİSK-AR verileri ise 10 milyon kişinin asgari ücretin altında ya da az miktarda üstünde ücretle çalıştığına dikkat çekiyor. Türk-İş’in Ekim 2021 raporunda dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 3 bin 93 lira, yoksulluk sınırının ise 10 bin 76 lira olarak hesaplandığını hatırlayınca durumun vahameti daha netleşiyor. Bütün bunların üstüne gelen Covid salgını dünya genelinde sorunları daha da derinleştirdi. Dünya Bankası raporuna göre sadece 2021’de Covid sebebiyle fakir nüfusa 97 milyon kişi eklendi. Tahmin edileceği gibi bu kitlenin tamamına yakını zaten zorlu şartlardaki ülkelerde yaşıyor. Her geçen gün biraz daha can yakıcı gelişmelerle kendisini hatırlatan iklim krizinin de önümüzdeki dönemde büyük sosyal patlamalara gebe olduğu herkesin kabul ettiği bir diğer gerçek.

Kurtar bizi Elon!

Bu konuda inisiyatif alan yapılardan biri de dünyanın en büyük insani yardım kuruluşu World Food Programme (WFP). 1961’de 12 bin kişinin hayatını kaybettiği İran depremi ardından Birleşmiş Milletler çatısı altında kurulan organizasyon, tamamen gönüllü bağışlarla oluşturduğu kaynaklarını dezavantajlı ülke ve bölgelerdeki açlıkla mücadele için harcıyor. WFP, geçtiğimiz günlerde ilginç bir öneriyle gündeme oturdu. Kuruluşun başındaki isim David Beasley, bir TV söyleşisinde dünyanın en zenginleri sıralamasında birbiriyle yarışan Jeff Bezos ve Elon Musk’ın kişisel servetlerinin yüzde 2’sinin dahi dünyadaki açlığı çözmeye yardımcı olabileceğini söyledi. Sosyal medyada kendine geniş yer bulan bu açıklamaya Twitter’den katılan Elon Musk, 6 milyar doların bunu nasıl çözeceğini kendisine açıklayabilir ve şeffaf bir denetimi garanti ederlerse Tesla’daki hisselerini satarak bu katkıyı sağlayacağını söyledi. İki haftalık sessizlik sonrası konunun unutulduğu düşünülürken bu hafta WFP kendi sitesinde detayları ve yöntemi detaylandıran teklifini kamuoyuyla paylaştı. Buna göre (özetle) 3,5 milyar dolar gıda temini ve dağıtıma, 2 milyar dolar nakit destek ve gıda karnelerine, 700 milyon dolar ofis ve depo kaynaklarına, 400 milyon dolar da yönetim, idare ve denetim giderlerine olmak üzere toplam 6,6 milyar dolarla dünyada 43 ülkedeki 42 milyon insanı açlıktan kurtarmak WFP’ye göre mümkün. ABD’nin yeni kişisel gelir vergisi düzenlemesi yüzünden elindeki Tesla hisselerini satma telaşına düşen Elon Musk, henüz yanıtını vermiş değil. Bu ilginç süreçte odak noktasını kaydırarak şunu da düşünebiliriz: Birleşmiş Milletler’in dahi altından kalkamadığı konularda umut olacak varlığa ulaşmış, uluslarüstü şirket ve yöneticilerin çağında, giderek derinleşen küresel sorunlar yumağıyla bezeli bir döneme giriyoruz.
NFT çağının parlayan yıldızı Dijital Sanatçı Beeple’ın 29 milyon dolara satın alınan son eseri, 2 metrelik fiziki bir kabin içindeki LED ekranlardan oluşuyor.
NFT çağının parlayan yıldızı Dijital Sanatçı Beeple’ın 29 milyon dolara satın alınan son eseri, 2 metrelik fiziki bir kabin içindeki LED ekranlardan oluşuyor.
Şirketokrasi çağına hoşgeldiniz.

Sadece son 3 ayda 10 milyar dolarlık NFT satıldı

  • Portekiz, sağlıklı bir iş ve yaşam dengesi kurabilmek ve uzaktan çalışma devrinin yeni çalışan sınıfını memnun edebilmek adına mesai saatleri dışında işverenlerin çalışanlarına mesaj atmasını, aramasını ya da benzeri yöntemlerle temas kurmasını yasakladı. İhlal edenler para cezasına çarptırılacak. Düzenleme ayrıca işverenlere evden çalışan personelinin elektrik, yakıt ve su gibi faturalarına katkıda bulunma zorunluluğu getiriyor.
  • Borsaya açılmaya hazırlanan ABD merkezli elektrikli otomotiv girişimi Rivian, bu hafta gerçekleşen arzda 11.9 milyar dolar talep topladı. 100 milyar dolar değere ulaşan şirket böylece kendi sektöründe Tesla’dan sonra ülkenin en değerli ikinci markası haline geldi. Yakın geçmişte R1V adlı kamyonetini tanıtan Rivian, e-ticaret devi Amazon’dan 100 bin panelvan için ön-sipariş almış durumda.
  • En çok karbon salımı yapan üçüncü ülke konumundaki Hindistan, Birleşmiş Milletler’in COP26 adlı iklim toplantısında ilginç bir teklif sundu. Başbakan Narendra Modi, ülkesinin bu konuda üstüne düşen yükümlülükleri yerine getirmek için zengin (gelişmiş) ülkelerin 2030 yılından önce karşılıksız 1 trilyon dolar nakit destek vermesi gerektiğini belirtti.
  • Intel, son dönemin en büyük küresel sorunlarından biri haline gelen çip krizini aşabilmek için Çin’deki üretimini artırmaya karar vermişti. Ancak bu hafta ABD Başkanı Joe Biden güvenlik endişelerini gerekçe göstererek bu girişimi onaylamadıklarını açıkladı.
  • Güney Kore merkezli Samsung, 17 milyar dolarlık bir yatırımla ABD’de yeni bir çip fabrikası kurma kararı aldı.
  • Dünya genelinde 3 bin 100 istasyonda 30 bin şarj noktasına ulaşan Tesla, bu noktalara uydu tabanlı internet erişim hizmeti Starlink’in baz istasyonlarını da yerleştirmeye başladı.
  • Müzik hizmeti Spotify, sesli kitap alanında hizmet sunan Findaway şirketini açıklanmayan bir bedel karşılığında satın aldı.
  • Twitter, Avustralya ve Kanada’da bir süredir hizmet veren reklam içermeyen, 60 saniye içinde yazdığınız mesajları değiştirmenize izin veren “Twitter Blue” hizmetini ABD ve Yeni Zelanda’da kullanıma sundu. Bu ayrıcalıkları kullanabilmek için ayda 3 dolar abonelik ücreti ödemek gerekiyor.
  • Youtube, düşük takipçili yayıncıların mağdur edildiği ve izleyicilerin kitle psikolojisine kapılarak beğenMEme eğilimine girdiği gerekçesiyle “dislike” sayısını gizleme kararı aldı. Yeni düzenlemede videoları beğenmemek yine mümkün olacak ancak kaç kişinin beğenmediğini sadece videonun yayıncısı görebilecek.  (video)
  • Güney Kore’nin Başkenti Seul, sanal gerçeklik platformu olma iddiası taşıyan “öte-evren” Metaverse’te resmi olarak yer alma kararı alan ilk şehir oldu. Önümüzdeki yıl yürürlüğe girecek üç aşamalı planda şehrin ekonomik, kültürel, turizm, eğitim alandaki hizmetlerinin sanallaştırılması planlanıyor. 2.8 milyar euro bütçe ayrılan proje, şehrin “Vision 2030” başlıklı hamlesi kapsamında ilerleyecek.
  • Microsoft, pandemi döneminde kullanımı artan Teams adlı telekonferans uygulamasını Facebook Workplace platformuna entegre etmek için Meta Platforms ile görüşmeler yürütüyor. Halihazırda Workplace altında Microsoft’un SharePoint, OneDrive ve Office 365 hizmetleri yer alıyor.
  • Ulusal bir strateji çerçevesinde yapay zeka çalışmaları yürüten Fransa, önümüzdeki 5 yıl içinde bu alandaki projeleri 2 milyar euro’luk bütçeyle destekleyeceğini açıkladı. Bu tutarın 1.5 milyar euro’su kamu fonlarından, 500 milyon euro’luk bölümüyse özel sektörden karşılanacak.
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu hafta yayınladığı raporda Avrupa Birliği’nin yapay zekayı düzenlemeye yönelik girişiminin engelli, mülteci, çocuk bakma yükümlülüğünde ya da 30 yaş üstü kadınlar gibi iş bulma konusunda dezavantajlı gruplara yönelik ayrımcılığı engellemek için yeterli olmayacağını öne sürdü. Örgütün öngörüsüne göre yapay zeka algoritmaları AB kapsamındaki sosyal güvenlik ağını zedeleyecek derecede olumsuz etkilere gebe.
  • ABD Kongresi’ne partilerüstü bir tasarı olarak sunulan “Filter Bubble Transparency Act” adlı yasa tasarısı, sosyal medya ağlarının kullanıcılarına yapay zeka algoritmalarının müdahale etmediği bir sürümü kullanma seçeneği de sunmasını talep ediyor. Öngörülen amaç, kullanıcıları yapay zeka tahakkümünden koruyabilmek.
  • Bir grup Çinli Bilimci, emsallerine kıyasla çok daha düşük maliyetle nükleer füzyon santrali kurmayı başardı. Ekip, 6 yıldır üstünde çalıştıkları proje için devletten sadece 156 milyon dolar destek almış. Aynı çaba için Fransa ekibinin 65 milyar dolar bütçeyle çalıştığı düşünülünce Çinli ekibin başarısı daha da belirginleşiyor. Nükleer füzyon teknolojisi, hayata geçirilebilmesi durumunda enerji açığını tarihe karıştırabilecek düzeyde bereketli bir kaynak oluşturacak.
  • Bitcoin, 4 yıl sonraki en büyük güncellemesi Taproot’u hayata geçirdi. Yeni sürümde mahremiyet ve verimlilik geliştirmelerinin yanısıra akıllı kontratlara yönelik bir işlev de hizmete girdi.
  • Geçen sene adını dahi kimsenin duymadığı NFT, tam bir çılgınlık formunda ilerliyor. Bu yılın 3. çeyreğindeki NFT satışlarının küresel cirosu, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 799 artarak 10 milyar doları geride bıraktı. 11 Mart 2021 tarihinde Christie’s müzayedesinde 69 milyon dolara sattığı Everydays adlı NFT eseriyle bu alanda haklı bir şöhrete sahip Dijital Sanatçı Beeple, bu hafta “Human One” adlı yeni eserini (yine Christie’s aracılığıyla) 29 milyon dolara İsviçreli bir internet yatırımcısına sattı. Gerçek boyutta bir insan heykelinden oluşan eserin özelliği, hayatının sonuna kadar bizzat yaratıcısı Beeple tarafından güncellenecek olması.
  • Civic Science tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, istihdam sorunu ve kripto paralar arasında ilginç bir bağlantıyı ortaya koydu. Buna göre giderek artan sayıda kişi düşük maaşlı işlerde çalışmak yerine yüksek risk karşılığında yüksek kazanç ihtimalleri sunan kripto varlıklara yatırım yapma yolunu seçiyor. Dijital varlıkları 3 trilyon dolar değeri geride bıraktığına dikkat çeken çalışmada sadece ABD’de çalışmaya uygun kesimin yüzde 11’inin bu sebeple işini bıraktığına yer verildi.
  • ABD’de sayıları 26 bini geçen Bitcoin ATM makinalarının endişe verici oranda kara para aklama ve dolandırıcılık faaliyetlerine sahne olduğu iddia edildi. FBI tarafından yürütülen araştırmada 900 dolara kadar sadece bir telefon numarası isteyerek anonim Bitcoin veren cihazların para aklamakta kullanıldığını ortaya koydu. Bir diğer yaygın yöntem ise oltalama (phishing) yöntemiyle ele geçirilen  kişisel bilgiler ile bu cihazlardan Bitcoin satın almak.
  • ABD / Miami Belediye Başkanı Francis Suarez, şehrin özel kripto parası MiamiCoin’den belediye olarak kazandıkları 21 milyon dolar tutarındaki gelirden şehrin bütün vatandaşlarına pay vereceklerini duyurdu. Ödemeler Bitcoin cinsinden yapılacak.
  • Endonezya Ulema Konseyi, müslümanlar için haram olduğuna karar vererek ülkede kripto paraları yasakladı. Kararda bu tip dijital varlıkların yalnızca şeriata uygun hale getirildiğinde kullanılabileceği belirtildi. Endonezya vatandaşlarının mevcut kripto para yatırımı 26 milyar dolar civarında.
  • Blue Origin şirketiyle uzay çalışmaları yürüten Jeff Bezos, birkaç yüzyıl içinde uzayda doğup büyüyecek insanların nüfusun çoğunluğunu oluşturacağını iddia etti. Bezos’a göre o dönemde uzay insanları Dünya’yı turistik bir doğa parkı gezme mantığıyla ziyaret edecek.
  • Rusya’nın deneysel bir silahla kendisine ait bir uyduyu uzayda imha etmesi ABD’nin kınama yayınlamasına sebep oldu. Oluşan patlama ile bin 500’den fazla parçacığın uzaya savrulduğu ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nun tehlikeye atıldığı iddiasıyla tepki gösteren NASA da Rusya’yı sorumsuzlukla suçladı.