19 Mayıs 2024, Pazar Gazete Oksijen
27.01.2023 04:30

Güzel yaşamak en iyi intikamdır

Shakira “kendisini defalarca aldattığı için” eski Barcelona’lı futbolcu Pique’den ayrılınca bir şarkı yaptı.
Pique’ye “bir Rolex’i bir Casio’yla, Ferrari’yi Twingo’yla takas ettin” diye sitem etti.
Hızını alamadı, Pique’nin annesi Montserrat Barnabeu’nun evine bakan balkona dev bir cadı mankeni yerleştirdi.
Şarkısında şu sözün de altını çizdim: “Ben iki 22’lik kıza değerim!”
Doğrusunu isterseniz melodiden hoşlanmadım.
Shakira’nın çok çok daha iyi şarkıları var.
Sözleri de biraz fazla atar giderli ve doğrusunu isterseniz “cinsiyetçi” buldum.
Şimdi Shakira’ya “sadakat” sözü verip de tutmayan Pique mi suçlu yoksa Pique’nin çıktığı kızlar mı suçlu?
Shakira onları niye aşağılamaya çalışıyor, anlaşılması güç bir durum.
Denilebilir ki “onlar da evli bir erkekle çıkmasalardı”!
Sorumluluğu “evli erkeğin” üzerinden alıp “ikinci kadına” yıkan bu bakış, erkek egemen bir söylemin eseri.
Tabii artık şövalyelerin gezindiği eski Avrupa ortalarda yok.
Pique de çıktı, koluna Casio saat taktı, bir de Twingo’ya biniverdi.
Öte yandan “ben iki 22’lik kıza bedelim” ne demek?
Evet biliyoruz 44 yaşında ama bunu iki 22’likle bozdurmak diye bir şey söz konusu olur mu? Yaşı küçük de olsa bir kadından, duyguları olan bir insandan söz ediliyor burada.
Eşi 50 yaşına gelen erkekler, onları bozdurup iki 25’lik yaptırmak isterlerse “aman ne hoş” mu diyeceğiz?
Hiç yakıştıramadım.
Ayrıca Shakira’nın otomobiller ile ilgili görüşlerini de gözden geçirmesinde yarar var.
Bir sonradan görme otomobiline dönüşmekte olan Ferrari yerine karbon salımı konusundaki hassasiyetleri filan vurgulayan bir elektrikli otomobilden söz etseydi hem sosyal bir sorumluluğun altını çizerdi hem de daha yakışık alırdı.
★ ★ ★
Şunu söylemeliyim ki Demet Akalın’ın benzer bir süreç sonunda söylediği “Bittim” şarkısı ile kıyasladığımda, Shakira’nın şarkısı çok avam kaldı.
“Bittim, gözün aydın” hem sözleri itibarıyla daha “vurucu”, hem de müzik “coşturucu”!
Serdar Ortaç’ın söz ve müziğini yaptığı bu şarkıyı Demet Akalın da iyi yorumlamış, şarkıya “ruhunu” vermişti, bunu da geçerken belirtmiş olayım.
Meşhur şarkıcıların böyle ayrılıklardan sonra şarkı besteleyerek, söyleyerek intikam almaya çalışmalarının çok sayıda örneği var.
Mesela Justin Timberlake “Cry Me A River”ı, Britney Spears’tan ayrıldıktan sonra yayınlamıştı.
Justin biraderimiz bu şarkısında kadının, birlikte olduğu erkeği aldatmasıyla sonuçlanan bir ilişkiyi anlatıyordu.
Britney’nin sonradan pişman olduğunu ama Justin’in ona yüz vermediğini de böylece öğrenmiş oluyorduk.
Taylor Swift de ayrılıklardan sonra “Dear John” şarkısıyla John Mayer’i, “All Too Well” şarkısıyla da Jake Gylenhaal’ı hayranlarının nezdinde rezil etmeye çalışmıştı.
Ariana Grande’yi de unutmayalım. “Next” isimli şarkısında ayrıldığı Pete Davidson’a veryansın ediyordu.
Mariah Carey, Eminem’le ilişkisini bitirdikten sonra “Obsessed” isimli şarkıyı yapmıştı.
Carey şarkı için çekilen klipte de Eminem’in tarzında giyinmiş ve bir parodisini yapmıştı.
Ed Sheeran ise eski sevgilisi Ellie Goulding’e yazdığı şu şarkıyla seslenecekti: “Don’t!”
Çift, Goulding, Sheeran’ı kendileriyle aynı otelde kalan şarkıcı Niall Horan’la aldattığı ortaya çıktığı için ayrılmıştı ve şarkı oteldeki bu skandalı doğrulayan ifadeler içeriyordu.
Miley Cyrus ise bu çizgiden ayrışıyor. Cyrus genelde kendisini suçluyor ve ayrılık acısının yarattığı zorlukları ifade etmeye çalışıyordu.
Bu bilgileri Aylin Şener’in Independent Türkiye’deki ayrıntılı haberinden aktardım, onu da belirtmiş olayım.
Aslında bu konuya isimlerden bağımsız olarak yaklaşmak gerekir.
Çünkü şöhretler aleminde bu tür ayrılıkları kolayca hazmedemeyen tipler galiba biz sıradan fanilere göre daha çok çıkıyor.
Böyle durumlarda egoları şişik insanlar, durumu kolayca kabullenemiyorlar sanki.
Bir de bunlar haber filan oluyor, bu vesileyle reklamın kötüsü olmaz diye de mi düşünüyorlar, kim bilir?
Sıradan faniler aleminde de benzeri şeylerin yaşandığını biliyoruz elbette, herkesin iyi kötü bir arkadaş çevresi var ve bu çevrenin içinde de böyle kabullenilmesi zor ayrılıklar yaşanabiliyor.
Özellikle “ihanet” kökenli ayrılıklardan sonra kimse çenesini tutamıyor!
Toprağı bol olsun İspanyol düşünür Ortega y Gasset, birbirleri hakkında atıp tutan eski sevgililer için vaktiyle şöyle yazmıştı:
“Ya o adam, sandığımız ölçüde kötü biri değildir ya da kadın, aslında, sandığımız kertede seçkin bir kişilikte değildir.”
Ortega y Gasset’in bu sözleri, eski sevgilisini kötüleyen bir kadın için yazdığını belirteyim.
Ama biz tersinden de okuyabiliriz. Ya sözü edilen kadın bize söylendiği kadar kötü biri değildir ya da bu sözleri söyleyen adam, o kadar da matah bir kişilik sayılmaz!
Yani bu olayda cinsler arasında mutlak bir eşitlik var diye düşünürüm.
Erkek ya da kadın fark etmez, bir süre hayatının en önemli insanı yerine koyduğu birisinden şu ya da bu nedenle ayrılınca arkasından olur olmaz sözler söyleyebiliyor ve bu bence esasen bir kişilik sorununa da işaret ediyor olmalı.
Özel bir ilişkinin ardından, iki kişi arasında olup biten her şeyin, çoğu kez kirli çamaşırlar kılığında önümüze dökülmesini pek de yadırgamıyoruz aslında. Çünkü “insan doğası” diye de bir şey var.
Bunu bir başkası yaptığında, yapanı çok ayıplayacağını bildiğimiz insanlar bile aynı duruma düşebiliyor, örneğini çok gördük.
Sadece bir diğerini kötülemeyi bırakın, ortak çocuklarını bile böyle bir kavgada taraf haline getirmeye çekinmeyenlerin sayısı da hiç az değil.
Normal olarak erkekler, erkek arkadaşlarıyla bu tür konuları konuşmayı sevmezler.
Ya da benim tanıdığım insanlar öyledir mi demeliyim?
Bir kadının ardından atıp tutmak, hele o kadın hayatınızın bir döneminde gözünüzün nuru olmuşsa, dinleyenin bile yüzünün kızarmasına neden olmalıdır.
Ama kadınlar biraz daha konuşkanlar bu konularda, bunu da kabul etmek gerek.
Kız kıza sabahlara kadar koltukların tepesine tüneyip kah ağlayıp kah gülerek derdini anlatmak diye bir şey var.
Erkeklerden farklı olarak kadın arkadaşlar, bu tür kişisel dertleri kendi dertleriymiş gibi yaşamayı da seviyorlar galiba.
Artık o arada kaç paket sigara, kaç bardak çay-kahve, ne kadar şarap tüketilir, herkesin dayanma gücüne bağlı!
Ama limit olmadığına eminim. Çünkü kadınlar iç dünyalarını bir kere açmaya karar verdiler mi, durdurabilene aşk olsun!
Öte yandan şöyle bir şey de var: Eğer sevdiğiniz bir arkadaşınızdan bunları dinliyorsanız, ona hak vermeniz kaçınılmazdır.
Olanak olsa, diğer tarafı da aynı samimiyetle dinleseniz, ona da hak verirsiniz. Bir tür Nasreddin Hoca’ya dönüşürsünüz: “Sen de haklısın!”
Bu bir tutarsızlık değildir arkadaşlar!
Çünkü ikili bir ilişkide, bir tarafın mutlak haklı, diğer tarafın mutlak haksız olması diye bir durum söz konusu olamaz.
Şair olduğu için Murathan Mungan benden daha iyi anlatmış, kim bilir kaçıncı kez bu alıntıyı yapıyorum. Yeniliyorum, buyurun:
“Ben diye başlayan aşk şarkılarının neredeyse tamamında ‘karşı taraf’ suçlu ya da hatalıdır. Herkes duygularını o şarkılarla dile getirdiğine ve o şarkıdaki hakkı yenmiş sevgilinin kendisi olduğuna inandığına göre, bu karşı taraf kim oluyor? Peki onun şarkısı hangisi?”
★ ★ ★
Birisini beğenirseniz onu etkilemek için rol yeteneğiniz de gelişir. Aslında kendinize ait olmayan davranışlar edinirsiniz.
Gerçekte olduğunuzu bildiğiniz kişiden farklı bir kişilik ortaya koymaya çalışırsınız.
Bir süre sonra hangisi gerçek sizsiniz, hangisi oynadığınız roldür birbirine iyice karışır. Bu rolü çiftlerden her biri oynar.
Zamanla rolü içselleştirmek elbette mümkündür, karakterinizin değiştiğini görebilirsiniz. Bazen de bu mümkün olmaz tabii. Rol ya da gerçek, karşınızdaki kişi sizi böyle bir bütün olarak sever. İlk günlerin heyecanı geçince, içselleştirilmemiş rollerin yaratacağı çatışmalar, sıkıntılar baş gösterir doğal olarak.
“Eskiden böyle değildin” tartışmaları başlar, “Sen çok değiştin” diye devam eder.
Yollar ayrıldığında da dizler dövülür: Meğerse benim sevdiğim insan bambaşka biriymiş, hiç göründüğü gibi birisi değilmiş vs.
Aslında o son noktaya gelene kadar çiftler eğer birbirlerini gerçekten sevdilerse, ucundan kıyısından yakaladıkları açıkları affetmeye de eğilimlidirler.
Hatta hangi davranışın rol, hangisinin gerçek olduğunu bile ayırt edebilirler ama bunu kendilerine de itiraf etmek istemezler.
Çünkü bunu kendi içlerinde yüksek sesle söylerlerse ilişkiyi bitirmeleri gerekeceğini de bilirler. Amor omnia vincit! “Aşk her güçlüğü yener” sözü bundan çıkmıştır. Ama derinleşmiş bir ilişkinin bitmesini istemek de kolay değildir, “Ben bugün sabah karar verdim, ilişkimizi bitiriyorum” demek de!
Böyle diyebilen birisinin aklının bir başkasında olma ihtimalini değerlendirmenizi öneririm.
Çünkü ilişkiler “fade out” olarak biter, çalan şarkının son notalarında volümün giderek alçalıp yok olması gibi.
★ ★ ★
Roma hukuk düzeninin temellerinden biri sayılması lazım gelen "Audiatur et altera pars" (Diğer tarafı da dinleyelim) sözünü, adalet sistemimiz de bizler de epeydir unutmuş bulunuyoruz.
Bir ilişkinin tarafları hakkında bir karar verecekseniz, yapmanız gereken budur.
Ama bu hemen hiçbir zaman mümkün olmayan bir şeydir ve aslına bakarsanız üçüncü şahıslar bir ilişkinin niteliği ile ilgili karar verme hakkına da sahip değillerdir.
Aşk ikili bir ilişkidir, bazı durumlarda ikili deliliğe de dönüşebilir ama üçüncü kişilere susup oturmaktan başka bir tavır düşmez.
Kırılmış bir kalple söylenen kötü sözler, arkada bir başka kırık kalp kalmasına yol açar.
Biten ilişkinin ardından “intikam” duygusuyla söylenen sözler ve buna bağlı hareketler esasen o sözleri söyleyenlerin yüreğini de soğutmaz.
O sözlere muhatap olanlarda da “hala beni unutamıyor” gibi bir megalomanik davranış geliştirilmesine yarar.
Böyle durumlarda umursamadığını, hayata onsuz da gayet güzel devam edebileceğini göstermek, aslına bakarsanız intikam almanın en iyi yoludur.
Amazon Prime’da ikinci sezonu gösterilmeye başlayan Hunters dizisinde, kendilerini savaştan sonra kılık değiştirerek gizleyen Nazileri avlamaya adayan bir grup sivilin önderini oynayan Al Pacino, intikam duygusuyla aklını yitirmek üzere olan bir gence Talmud’dan şöyle bir öğüt aktarıyor:
“Güzel yaşamak en iyi intikamdır.”