19 Ocak 2026, Pazartesi
05.12.2025 04:30

Kürt’ü anlamak…

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Kürt siyasi elitlerinin, iktidara yönelik bir eleştiri getirmeden Özgür Özel ve CHP’ye ağır eleştiriler yöneltmeleri belli ki başından beri sürece destek veren Özel’de kırgınlık yaratmış… Ancak Özgür Özel ve CHP’nin de bilmesi lazım ki kimse “celladına” aşık değil. Ortada devletin başlattığı bir süreç var ve Kürtler buna bir şans vermek istiyor. Bundan daha doğal ne olabilir?


Son birkaç haftadır Kürt sorununa ilişkin tartışmalar Meclis’te kurulan heyetin İmralı’ya gidip gitmemesine odaklandı. Neyse ki heyet gitti, tartışma bitecek derken, bu sefer CHP’nin İmralı’ya gitmemesi bütün gündemi meşgul etmeye başladı. 

CHP tartışmaları gerek Türkiye kamuoyunda gerek Kürt cenahında devam ededursun, ben size bu hafta biraz “Kürt'ü neden anlamaya çalışmalısınız”, bunu anlatmak istiyorum. En çok da bu gazetenin de okur kitlesini oluşturan iyi eğitimli Türklere içerden bir bakış açısı sunmak istiyorum. Çünkü birbirimizi anlamanın bizleri birbirimize yakınlaştıracağına da inanıyorum.  

CHP’yi anlamak

Kürt'ü anlamadan önce CHP’nin İmralı kararına bakalım. Ben bir Kürt olarak CHP’nin İmralı kararını anladığımı söyleyebilirim. Bugünkü konjonktürde, belediye başkanları içerideyken, kayyum uygulamaları devredeyken ve bu kadar baskı altındayken CHP açısından İmralı’ya gitmek kolay değil. Ama yine de yapabilir ve böylece Türkiye’nin en büyük muhalefet partisi ve Cumhuriyet’in kurucu partisi olarak Kürtlere sürece daha güvenle bakma yönünde umut verebilirdi.

Neden umut verebilirdi diyorum; çünkü Kürtlerin ciddi bir kısmı süreçten umutlu değil. MHP-AKP öncülüğünde giden, başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen toplumsallaşma konusunda en ufak bir adım atılmayan bir süreçten umutlu olmak oldukça zor. Bugün Diyarbakır’dan Hakkari’ye kadar Kürt illerinin hangisine giderseniz gidin bir barış coşkusu göremezsiniz. Birazdan anlatacağım gibi Kürtlerin yaşamında ufak da olsa bir takım rahatlamalar mevcut ama sürecin gidişatına ilişkin bir güven yok. CHP’nin işin içinde mümkün mertebe olması Kürtlerde de sürece güveni artıracak bir faktör.  

Öte yandan; bu konuyu yazıp çizen birçok insandan farklı olarak CHP’nin İmralı’ya gitmemesinin Kürtlerde CHP’ye ilişkin büyük bir hayal kırıklığı yarattığını da düşünmüyorum. Oluşan “hayal kırıklığı”,  bir yıldır devam eden bu sürecin devam etme şeklinin yarattığı hayal kırıklığından daha fazla değil. Önemli olan Kürtlerin eşit, adil, özgür yaşamaları için gerekli yasal ve anayasal güvencelerin verilip verilmeyeceği… On binlerce Kürt hala cezaevindeyken, on binlercesi mülteci olarak Avrupa şehirlerindeyken, Kürtler hala anadillerini istedikleri gibi kullanamazken, yoksulluk ve açlığı tüm canlılığı ile Kürt şehirlerinde deneyimlerken tüm süreci İmralı’ya gidip gitmemeye kilitlemek, yüzyıllık sorunu ve çözümünü hafife almak olur. 

Gelelim Kürt'ü anlamaya…

Hafta sonu 50 yaşına girdim. Ve şunu düşündüm; şiddetsiz, çatışmasız bir hayat bilmiyorum. Anadilimden, Kürtlüğümden korkarak büyüdüğümü, hayatta olan çocukluk arkadaşlarımın bir elin parmaklarını geçmediğini, çocukken bir asker ya da polis gördüğümde kriz geçirircesine nasıl ağladığımı… Her sabah okullarda Andımız’da bize okutulduğu gibi “Türk, mutlu ve gururlu” olmak için ne çok kendimden vazgeçtiğimi… On binlerce, yüzbinlerce Kürt çocuğun benim gibi büyüdüğünü düşünün. Okullarda bizlere verilen “Türk iyidir, Kürt kötüdür” algısından dolayı korku ve utanç içinde büyüdüğümüzü düşünün. Bu sadece Kürt illerinde yaşayan Kürtlere özgü değil. Bugün Türkiye’nin batısında yaşayan ve beyaz yakalı yüzbinlerce Kürt halen kimliğini saklayarak hayatlarına devam ediyor. Başıma bir şey gelir, dışlanırım, ayrımcılığa uğrarım korkusu o kadar Kürtlükle bütünleşmiş durumda ki kendilerinden vazgeçerek yaşama devam etmeyi daha “huzurlu” buluyorlar.

2015’ten sonra Kürt olmak daha da ağırlaştı bu ülkede. Sokağa çıkma yasakları ya da kent savaşları  -kimilerinin deyimiyle hendek savaşları- ile sadece kentlerimiz yok edilmedi, biz Kürtler bir anda tekrar bu ülkede yok sayıldık. Her yerden silindik. Yerel yönetimlerden, sivil toplumdan, kültür ve sanata uzanan geniş bir yelpazeden silindi Kürtler. Kürt sorunu bir anda “terör sorunu”na döndü. Bölgedeki hak ihlallerini dile getiren yazar ve insan hakları savunucuları olarak bizler de “terör destekçilerine” dönüştük. Kürt siyasetçiler ve aktivistler ise “terör örgütü üyesi” oldular. 40 yıl öncesine döndük. Kürt yoktu yine, karda yürüdüğünde “kart-kurt” ses çıkaran insanlar vardı. Kürt sorunu yoktu, terör sorunu vardı. Sadece medya değil, yayınevlerinden sanat galerilerine, tiyatrolara kadar birçok yer Kürt sorunuyla ilgili çalışmalara ve Kürtlere sansür uygulanmaya başlandı. Türkiye’nin dörtte birini oluşturan bir halk, 20 milyon insan, 20 milyon vatandaş bir anda tekrar karanlık bir kuyuya atılarak yoklarmış gibi davranılmaya başlandı. Sokağa çıkma yasakları, Kürt illerinde yaşanan yıkım ve şiddet, Kürt coğrafyasında çıkan yangınlar, her gün gelen ölü bedenler yokmuş gibi yaşam devam etti.

On binlerce Kürt, siyasetçiler de dahil cezaevine atıldı, on binlercesi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. İnsan hakları kuruluşları ve Birleşmiş Milletler’in raporları sokağa çıkma yasakları sırasında yaklaşık 1500 kişinin öldüğünü söylüyor.

Şimdi bu kadar ağır geçen 8-9 yıldan sonra devlet Kürtlere “Gel barışalım” dedi, adına “Terörsüz Türkiye” denen bir süreç başlattı ve bir el uzattı.

Bu koşullarda sizce Kürt'ün, “Hayır kardeşim ben gelmiyorum, barışmıyorum, uzatılan ele de cevap vermiyorum” deme şansı var mı? Elbette yok! Böylesi ağır koşullarda Kürtler için en ufak bir yararı olacaksa Kürt hareketi bu şansı değerlendirmek isteyecektir. Doğrusu da budur. Nitekim Kürt hareketi de böyle yapmıştır. Bu noktadan sonra sürecin ilerleyen dönemlerinde Kürtlerin anadilden eşit yurttaşlığa kadar hak ve eşitlik taleplerinin, demokrasi taleplerinin çözüm masasına yeterince gelmemiş olması bir sorun mudur, evet bir sorundur ve tartışılmalıdır. Kanımca masaya bu taleplerin daha fazla gelmesi için Kürt hareketi, CHP ve diğer muhalefetle işbirliği yapmalıdır. 

Sürecin Kürt'ün yaşamına yansıması

Şimdi bir de şuradan bakmaya çalışalım: Başlatılan kimilerine göre “Terörsüz Türkiye”, kimilerine göre “barış süreci” Kürt'ün yaşamına nasıl yansıyor?

Olumlu yansıdığı kesin. Haziran ayında gittiğim Hakkâri, Yüksekova, Roboski, Dağlıca, Şırnak… Tüm bu yollarda herhangi bir arama için durdurulmadım, bu bile başlıbaşına çok önemli. Bu dönem bir özel timin, Diyarbakır’da ya da başka bir Kürt ilinde, bir çay bahçesi ya da pastaneye girip, gelişigüzel “Kimliklerinizi çıkarın, kontrol yapacağız” demesi eskisi kadar olası değil. Bundan sadece birkaç yıl önce Kürtlerin düğünleri Kürtçe şarkı çalınıyor diye basılıyordu polis tarafından. Bu şu an pek olası değil. Diyarbakır sokaklarında, Şırnak sokaklarında, Hakkâri sokaklarında yolda yürürken daha az özel tim, kalaşnikof, tank, kirpi, zırhlı araç görmek bile insanın ruh sağlığına iyi geliyor. Kısacası Kürt'ün günlük yaşamında kısmi bir rahatlamadan söz edebiliriz. 

Ancak haklar konusunda ve bu kısmi rahatlamanın kalıcılığı konusunda aynı şeyi söyleyemeyiz. Bugün hala Kürt çocuklar kendi dillerinde eğitim alamıyorlar. Bugün hala Mardin gibi Kürt illerinde belediyelerde kayyum var. Bugün hala on binlerce Kürt haksız hukuksuz yere cezaevinde ömür çürütüyor. Nudem Durak gibi Kürt sanatçılar Kürtçe şarkı söyledikleri için yıllardır cezaevindeler. Hala Terörle Mücadele Yasası’ndan yargılanıyor Kürtler. Birçok Kürt ilinde toplanma ve yürüyüş yasağı 10 yıldan fazladır devam ediyor. Bizler hala birçok yerde yasaklıyız. Yine bu kısmi rahatlamanın ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Yasalarla korunmadıkça her şey bir anda eskiye ve daha kötüye dönebilir; 2015’te olduğu gibi.

Kısacası günlük hayatlarımız bir nebze rahatlamış olsa da bu rahatlamanın geçici olma olasılığının farkındayız. Yasayla korunmayan hak ve özgürlüklerimiz kalıcı olmayacaktır. Ve tabii bir de Kürtler olarak inanın şunu da çok iyi biliyoruz: Demokrasi olmadan barış olmaz! Olan şey her ne ise ondan da barış çıkmaz!

Son olarak şunu bilmekte fayda var: Kürtlerin 2015-2016’da yaşananlara ilişkin hafızaları çok canlı. 2015’te barış sürecinin AKP tarafından nasıl bitirildiğini, onlarca Kürt kentinin nasıl yıkıldığını, yıllarca süren sokağa çıkma yasaklarını unutmuş değiller. Kıyamet neymiş Kürtler 2015-2016’da gördüler. Ne Öcalan, ne DEM ne de Kürtler açısından önemli başka bir gücün Kürtlere “Barışıyoruz o nedenle Erdoğan’a oy verin” demesiyle Kürtlerin gidip AKP’ye oy vereceğini düşünmek Kürtleri hafife almak olur. Onca yıllık hafızayı bir çırpıda silip atmanın Kürtler açısından çok mümkün olduğunu düşünmüyorum. Kürtlerin çoğunluğu Erdoğan iktidarının devamına evet demeyecektir. 

Kürtler bu yeni süreçte de Erdoğan’ın tercihi nedeniyle hızlı sonuç alınmadığının farkındalar. Erdoğan’ın sorumluluk almadan tüm kontrolü üstlenmek istemesi bu süreci iyice araçsallaştırıyor.  Kürt siyasi elitlerinin, baştan beri pozisyonunu değiştirmemekte direten iktidara yönelik bir eleştiri getirmeden, Özgür Özel’e ve CHP’ye yönelik ağır eleştiriler getirmeleri belli ki sürecin başından beri sürece destek veren Özgür Özel’de de kırgınlık yaratmış durumda. 

Özgür Özel’in süreç başladığından beri duruşunu beğendiğimi ve kıymetli bulduğumu belirtmek isterim. Amma ve lakin Özgür Bey’in de CHP’nin de bilmesi lazım ki, kimse “celladına” aşık değil. Ancak ortada devletin başlattığı bir süreç var ve Kürtler çocukları daha fazla ölmesin, varlıkları daha fazla yok sayılmasın diye bu sürece bir şans vermek istiyorlar. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

100 yıldır tarumar olmuş bir bölge, travma içinde bir halktan bahsediyoruz. Kentleri yıkılmış, çocukluk anıları kalmamış, dilleri ellerinden alınmış, gün olmuş anasıyla konuşamamış, kimlikleri baskılanmış milyonlarca insandan bahsediyoruz. Bu insanlar bu topraklarda doğdular, burası onların vatanı. Ve bu topraklar üzerine demokrasi gelmedikçe bir gelecek olamayacağının bilincinde olacak kadar politik bir halk Kürtler. Onları anlamaya çalışmanın zamanı gelmedi mi?

Biraz da Kürt'ün gözünden bu hayata, bu ülkeye bakmaya çalışmak, bu süreçte Kürt'ü anlamaya çalışmak, olsa olsa bizleri birbirimize daha fazla yakınlaştırır. Halklar olarak ihtiyacımız olan tam da bu diye düşünüyorum. 

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Nurcan Baysal
Nurcan Baysal