01 Eylül 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
01.09.2026 14:50

Fransız sağının "kaybeden veliahtı" Balladur vefat etti

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İzmir doğumlu Édouard Balladur 97 yaşında Fransa’da vefat etti. Fransız sağının bir dönem en önemli figürü olan balladur, 1995 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde otuz yıllık dostu Jacques Chirac’a rakip çıkarak, Fransız sağını bölen adam olarak da anılır. Türkiye ile doğumundan ötürü olan ilişkisinden dahi haz etmeyen Balladur, konuyla ilgili tek bir açıklama yapmıştı: “Türk değil Osmanlıyım”. Sarkozy’nin mentoru Balladur, Türkiye’ye özel statü verilmesini savunurdu


Nurdan Bernard

Édouard Balladur, 97 yaşında hayatını kaybetti. François Mitterrand döneminin son başbakanı, Fransız sağının bir dönem en önemli figürü ve 1995 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde otuz yıllık dostu Jacques Chirac’a rakip çıkan adamdı. O seçimde uğradığı ağır yenilgi, yalnızca kendi siyasi kariyerinin sonunu değil, Fransız sağında uzun süre hissedilecek bir kırılmayı da beraberinde getirdi.

Balladur’u yalnızca "kaybeden veliaht" olarak hatırlamak haksızlık olur. Kendisi Beşinci Cumhuriyet'in kuruluşunda da kritik bir rol üstlenmişti.

Fotoğraf: Getty

İzmir'de doğdu, Fransa'ya geldi

1929’da İzmir’de doğan Balladur, ailesiyle küçük yaşta Fransa’ya geldi. Geliş tarihleri ile ilgili 1 yaş ile 15 yaş arası pek çok farklı hikaye bulunuyor. Tıpkı kökenleriyle ilgili olduğu gibi.

Levanten de deniyor, Ermeni de. Kökeni ve İzmir konusu açılınca, genelde pek gülümsemeyen yüzü iyice asılır ve cevap vermezdi. Sadece bir kere “Türk değil, Osmanlıyım” demişti. Ancak Türk dostu olmadığını belli ederdi. Paris’te tanıştığım kuzenleri Levanten ve Yehova Şahidi'ydiler.

Fransa’da hukuk ve siyaset eğitiminin ardından danıştaya girmiş, 35 yaşında Georges Pompidou’nun siyasi ekibine katılmıştı. 1968’de, Fransa’yı sarsan Mayıs olaylarının ardından yapılan Grenelle görüşmelerinde baş müzakereci Chirac’ın yanında rol aldı. Pompidou Cumhurbaşkanı olduğunda onun en yakın çalışma arkadaşlarından biri oldu; 1969-1974 arasında Élysée Sarayı’nın genel sekreterliğini yaptı.

Chirac, kendisi ile sağın aynı siyasi ailesinden gelen ve yıllardır birlikte hareket ettikleri Balladur’ü 1986’da ekonomi, maliye ve özelleştirmelerden sorumlu bakan olarak atadı. Balladur, Fransız sağının ekonomik olarak daha liberal çizgiye gelmesinin önemli temsilcilerinden biri oldu.

1993 genel seçimlerinde sağ büyük bir zafer kazanınca sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand, ikinci “cohabitation” (birlikte yönetim) döneminde hükümeti kurma görevini Balladur’a verdi. 63 yaşındaki başbakan kısa sürede kamuoyunda büyük bir popülarite kazandı. Ekonomik kriz ve işsizliğin yükselmesine rağmen “Balladur dönemi” uzun süre bir başarı hikâyesi gibi algılandı. Öyle ki 1995 cumhurbaşkanlığı seçimine giderken Balladur ilk turda yüzde 30’lara yaklaşan oy oranlarıyla favori görünüyordu; Chirac ise anketlerde çok gerilerdeydi.

İşte hikâye burada kırıldı.

Balladur, 1995'İn başında adaylığını açıkladı. Onu destekleyenler arasında dönemin İçişleri Bakanı Charles Pasqua ve genç Bütçe Bakanı Nicolas Sarkozy de vardı. Sarkozy, Balladur hükümetinin sözcülüğünü de üstlenmişti. Balladur’un kampanyasında sağın önemli isimleri bir araya gelmişti. Ancak Fransız siyasetinin en acımasız kurallarından biri burada işledi: favori olmak, kazanmak anlamına gelmiyordu. Chirac beklenmedik bir “toplumsal bölünme” teması çıkararak, halktan kopuk görünen Balladur’un karşısına yerleşti. Balladur’un aristokratik, mesafeli ve kendinden emin görüntüsü işine yaradı. Üstelik Pasqua’nın karıştığı yolsuzluk tartışmaları kampanyayı sarstı. Balladur’un kendisinden çok “Balladur klanı” konuşulmaya başladı. Sonuçta Chirac kazandı ve “otuz yıllık arkadaşlık” geri dönülmez biçimde bozuldu. Eski klanından Nicolas Sarkozy Cumhurbaşkanı olduğunda 2007’de onu anayasa reformu hazırlayan komisyonun başına geçirdi ancak 1995’te kaybettiği siyasi ağırlığını bir daha kazanamadı.

Balladur’la zorunlu karşılaşmam

1993 Genel seçimlerinde RPR’in (Cumhuriyet için Birlik) büyük zaferi sayesinde başbakan olduğu dönemde kendisiyle röportaj yapmak için yaptığım başvurulara cevap gelmeyince, etkili olabileceğini düşünerek iletişimim olan Madame Chirac’ı devreye sokmuştum.

1976 yılında bizzat kurduğu RPR’in başkanı ve hala Paris Belediye Başkanı olan Jacques Chriac’ın eşine Balladur’un hayır demesi zordu. Bernadette Chirac ve ortak dostumuz Nelly Chadirat, düzenledikleri ve Balladur’un katılacağı bir etkinlikte emri vaki yaparak bizi bir odaya kapatıverdiler. Karşımda röportaj vermek istemediği açıkça belli olan, sorularımı hayli sıkıntıyla yanıtlayan, mesafeli ve huysuz bir Balladur vardı.

O gün karşımdaki adamın neden kamuoyunda hem “devlet adamı” hem de “kendinden fazla emin politikacı” olarak iki farklı yüzle algılandığını iyice hissettim. Sorularıma en ufak bir haber değeri olmayan şekilde ruhsuz cevaplar verdi. Röportajın tek “başarısı”, gazetemizin Fransız Başbakanı ile görüşmüş olduğunu kanıtlayan fotoğraftan ibaretti. Tüm görsel malzemeyi ham haliyle gazeteme ilettiğimden elimde geçmişe ait tek bir kare bulunmadığından bu yazı çerçevesinde onu da kullanamıyoruz.

Balladur’un İzmir doğumlu olması nedeniyle Türkiye ile bağlantısından rahatsızlığı bilinen bir durumdu. Fransız siyasetçi, 1993-1995 arasında Başbakan olarak Tansu Çiller hükümetiyle Brülsel’de Nato Zirvesinde, Paris’te de ikili temaslar dahilinde buluştu. Paris’te Başbakanlık Sarayı Matignon’da, kendisine verilen hediyeleri teşekkür ederek alıp yardımcılarına vereceğine, bakmadan yere koyması diplomatik bir skandaldi mesela. Ancak asıl kendini tutamadığı konu, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olmasıydı. Başbakan iken benimsediği mesafeli çizgiyi daha da ileri götürerek tam üyelik yerine Türkiye’ye “özel statü” verilmesini savunarak bu karşıtlığını göstermişti.

Balladur, Pasqua, Sarkozy: Sağın eski dünyası

Balladur’un hikâyesi Fransız sağının eski çalışma biçiminin de hikâyesi. Charles Pasqua, Nicolas Sarkozy ve başbakan Balladur aynı siyasi ağların içinde yükselen isimlerdi. Pasqua, sağın sert, milliyetçi ve güvenlikçi kanadını temsil ederken Balladur ekonomik liberalizmin ve devlet yönetimindeki teknokratik çizginin yüzüydü. Sarkozy ise bu iki dünyanın içinden çıkıp kendi siyasi yolunu açacak genç isimdi.

Bu kuşağın siyasi kariyerlerinde tartışmalı finansman dosyaları ve yolsuzluk davalarının bulunması da Fransız sağında yeni bir olgu değildi. Balladur’un adı, Pakistan ile yapılan silah sözleşmelerinde rüşvet yoluyla yasadışı kampanya finansmanı iddialarına karıştı ve Karachi soruşturmasında yargıya taşındı. Adalet Divanı 2021’de kendisini beraat ettirse de artık vefat etmiş olan savunma bakanı François Léotard beraat ettirilmedi ve iki yıl ertelenmiş hapis cezası aldı.

Pasquabakanlığı döneminde tam 7 ayrı dosyada çeşitli yolsuzluk dosyaları nedeniyle yargılandı. Balladur’un genç bütçe bakanı Sarkozy’nin siyasi kariyeri de ilerleyen yıllarda çeşitli adli soruşturmaların gölgesinde kaldı. Yani bugün Fransa’da siyasetin para, iş dünyası ve kamu gücüyle ilişkisi üzerine yapılan tartışmaların kökleri yalnızca bugünün siyasetinde aranamaz.

Balladur’un siyasi mirası bugün biraz paradoksal görünüyor: reformcu bir devlet adamı, ekonomik liberalizmin savunucusu, Pompidou’nun sadık öğrencisi ve aynı zamanda hırsının dostluğunu siyasete feda ettiği bir politikacı.

Ama belki onu en iyi anlatan şey, 1995 seçimidir. Çünkü Balladur o seçimde yalnızca Chirac’a yenilmedi. Fransız sağının geleceğini de kaybetti. Ve o geleceğin içinden, Balladur’un yanında genç bir bakan olarak duran Nicolas Sarkozy çıktı. Bugün 97 yaşında hayatını kaybeden Édouard Balladur, geride böyle bir Fransız siyasi ağının ve bir dönemin hikâyesini bıraktı.

Macron, ölümünün ardından onu “talepkâr, ölçülü ve özverili bir devlet hizmetkârı” olarak niteledi. Sarkozy ise daha kişisel konuştu: “Hayatımda en çok yeri olan insanlardan birini kaybediyorum” dedi.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Nurdan Bernard
Nurdan Bernard