27 Mayıs 2024, Pazartesi Gazete Oksijen
10.02.2023 04:30

Bu virüs insanı katil eder

Andrew Mayne’ın Natüralist serisinin üçüncü kitabı olan Cinayet Teorisi, okuru bilim ile cinayetin buluştuğu karmaşık bir noktaya götürüyor

Yıllar önce bayılarak izlediğimiz (hatta yerli uyarlaması da yapılan) House dizisi, Sherlock Holmes’tan esinlenmişti. Sherlock’un cinayet mahallerinde yaptığını Doktor Gregory House insan vücudunda yapıyor ve katil yerine virüsleri enseliyordu. O da Sherlock gibi asosyal, alaycı ve geçimsiz bir tipti.
Cinayet Teorisi romanını okurken, Andrew Mayne’ın ters yoldan gittiğini düşündüm. Onun kahramanı Profesör Theo Cray bir biyolog. Doktor House gibi, tehlikeli bir virüsün peşinde. Her türlü teknolojiyi ve yöntemi bazen polislerden deli muamelesi görmeyi göze alarak kullanıyor. Kırmızı çizgileri ve kuralları pek takmadığı için de sık sık belaya sokuyor başını.

Birbiriyle ilgisiz görünen olaylar

Teorisi ise dehşet verici: Ya manyak dâhinin teki insanları katile dönüştüren bir virüs yarattıysa? İlk bakışta birbiriyle ilgisiz görünen bazı cinayetlerin asıl nedeni buysa? Profesör Cray’in serinin bir önceki kitabında yakalamış olduğu katilin kurbanlarını öldürdüğü evde başlıyor her şey. Olay yerinde inceleme yapan üç FBI ajanından biri, diğer ikisini öldürüp kayıplara karışmış. Yakalandığında diğer arkadaşları onu tanımakta zorluk çekiyor çünkü adeta başka bir kişiliğe bürünmüş. Cinayetleri işlediğini ise kesinlikle hatırlamıyor.

Cinayet mahallinden bulaşan virüs

Katil zanlısı ajanın beynini incelerken, insandaki şiddet dürtülerini kontrol eden ön loba bir virüsün saldırdığını keşfediyor Cray. Virüsün cinayet mahallinde bulaştığını ve insan yapımı olduğunu anlayınca dehşete kapılıyor. Hatta aynı bulgulara çoktan hüküm giymiş başka katillerde de rastlıyor. Birisi ürettiği virüsle insanları katile dönüştürerek resmen cinayet salgını yaratmak istiyor! Ama kim? Hangi deyyus?
Profesör Cray tıpkı öncülleri Sherlock ve House gibi, zeki ve egosantrik. Karşısındakinin kendisinin karanlık versiyonu olduğunu anlayınca, bunu bir meydan okuma olarak görüyor. Devletten aldığı kârlı laboratuvar işlerini bırakıp düşüyor salgın planlayan deli dâhinin peşine. Lanet olası federaller ise ona yardım edeceklerine tehlikeyi görmezden gelmeye çalışıyorlar. Hatta Cray’e “yoksa virüsü sen mi yarattın?” demeye bile getiriyorlar. Yeter ki ucu kendilerine dokunmasın, ihmalleri ortaya çıkmasın, kimsenin başı yanmasın. Liyakat üzerine kurulmuş Amerikan sisteminde de böyle şeylerin yaşanabileceğini okuyunca bir Türk olarak nasıl rahatladığımı ise anlatamam!

Dedektifimiz bir biyolog, suçun işlendiği yerse insan beyni. Haliyle, romanda sayısız bilimsel terim, ayrıntı ve ukalalık var. Bunları test edecek bilgiyse en azından bende yok (Sevil Atasoy hocamız test edebilirdi belki ama o da prensip olarak polisiye roman okumuyor). Neyse ki Andrew Mayne parlak bir mizahla işi dengelemiş, Cinayet Teorisi son tahlilde epey eğlenceli bir roman olmuş. Serinin ilk iki kitabını okumadıysanız da Profesör Cray’in dünyasını hızla kavrıyorsunuz. Yazarın diğer mesleğinin sihirbazlık olduğunu öğrenince de hiç şaşırmadım. Allah için, şapkadan tavşan çıkarmayı her sayfada başarmış.

Cinayet Teorisi-Natüralist 3 / Andrew Mayne / Çeviren: Gökçe Çiçek / İthaki Yayınları / Roman / 312 Sayfa