13 Temmuz 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 13.07.2026 15:14 | Son Güncelleme: 13.07.2026 16:22

Bosna’dan Dünya Kupası geçti, geriye zambaklı bayraklar kaldı

Bosna-Hersek'in play-off maçında İtalya'yı sürpriz bir şekilde penaltılarla elemesinin ardından 3 milyon Bosnalının gözü Dünya Kupası’na döndü. Bağlamı çok farklı olsa da Dubioza Kolektiv’in “I am from Bosnia, take me to America” parçası ülkenin kupa şarkısı oldu. Her maç karnaval havasında geçti
Bosna’dan Dünya Kupası geçti, geriye zambaklı bayraklar kaldı
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Özgür Dirim Özkan

Daha önce Saraybosna’ya gelen ziyaretçiler bilir. Şehir doğudan batıya uzanan, yaklaşık 10 kilometrelik bir aks üzerinde kurulu Milyatska Nehri’nin açtığı vadinin üzerinde dar ve uzun bir yapıya sahiptir. Doğu ucu Osmanlı kentidir. Batıya geldikçe Avusturya-Macaristan'ın dönemindeki modern şehirleşme hamlelerinin izlerini görürsünüz. Bunu da Yugoslavya'nın sosyalist kent dokusu takip eder.

"I am from Bosnia, take me to America" Saraybosna sokaklarında. (Fotoğraf: Özgür Dirim Özkan)
"I am from Bosnia, take me to America" Saraybosna sokaklarında. (Fotoğraf: Özgür Dirim Özkan)

Kentin tarihî bölgesinde Brusa Bezistan’ın (Bursa Bedesten) hemen önünde Avusturya-Macaristan'ın Habsburg mimarisi ile Osmanlı mimarisi arasında keskin bir sınır vardır. Bu, ayrıca bir de kültürel sınır yaratır. Maçlardan önce coşkunun atmosferdeki ağırlığı da bu hudutların ayırdığı alanlarda farklıydı.

Yirmi yıl önce Saraybosna’ya ilk geldiğimde Başçarşı’nın gün boyu kalabalık, gece ise erken saatlerden sonra tenhalaşan bir yer oluşu dikkatimi çekmişti. Kupa maçlarında ise şehir gece yarısından sonra bile ayaktaydı. Fakat beklediğimin aksine en hareketli yer Başçarşı değildi.

ABD-Bosna maçından hemen önce Saraybosna-Başçarşı
(Fotoğraf: Özgür Dirim Özkan)

Başçarşı tarihî ve turistik bir merkez. Millî coşkunun doğal sahnesi ise daha çok kentin Habsburg döneminde inşa edilen kısmı, özellikle de Tito Caddesi ve çevresindeki sokaklardı.

Osmanlı tarafında geleneksel kafe kültürü ve özellikle son yıllarda iyice popülerleşen “nargile kafeler”, yani alkolsüz sosyallik baskın. Habsburg mirasının belirginleştiği tarafta ise barlar, gece hayatı ve modern şehir eğlencesi başlar.

ABD-Bosna maçından hemen önce Tito Caddesi ara sokakları (Fotoğraf: Özgür Dirim Özkan)

Osmanlı tarafında geleneksel kafe kültürü ve özellikle son yıllarda iyice popülerleşen “nargile kafeler”, yani alkolsüz sosyallik baskın. Habsburg mirasının belirginleştiği tarafta ise barlar, gece hayatı ve modern şehir eğlencesi başlar.

ABD-Bosna maçı başlamadan bir nargile kafede sakin sakin oturan Saraybosnalılar.
(Fotoğraf: Özgür Dirim Özkan)

Bosna’nın Dünya Kupası’na katılışı ilk değil. 2014’te Brezilya’daki Dünya Kupası’na da katılmıştı. Acıdır ki Saraybosna’da, Zenica’da, Tuzla’da ve Boşnak nüfusun yoğun yaşadığı yerleşimlerde bu coşku yaşanırken; Banya Luka, Priyedor, Vişegrad gibi Bosnalı Sırp nüfusun yoğun yaşadığı yerlerde, ya da Şiroki Briyeg, Livno ya da Batı Mostar gibi Bosnalı Hırvatların yoğun olduğu yerlerde bu coşkunun emaresi bile yoktu. Hatta dilimiz söylemeye varmıyor ama çoğu zaman buralardaki fanatikler, Bosna’nın rakiplerini destekliyordu.

Saraybosna'da açık platformlardan birinde maçtan önce Halid Beşliç'in şarkılarıyla coşan Saraybosnalılar (Fotoğraf: Özgür Dirim Özkan

Savaştan bu yana 30 yıl geçmesine rağmen kimlikler arasındaki politik ayrım azalmak bir yana, artarak keskinleşti. Bunun bir numaralı sorumlusu etnik/kültürel farklılıkları siyasi sınırlara dönüştüren Dayton Anlaşması ise, iki numaralı sorumlusu da varlıklarını hamasi şovenist söylemlere borçlu olan ve otuz senedir ülkenin çanına ot tıkayan, yağma düzeni oluşturan kleptokratik siyasetçilerdir.[1]

On iki yıl önce Bosna gruptan çıkamamıştı. Yine de sadece Boşnak yerleşimlerle sınırlı kalsa da müthiş bir coşku vardı. Öte yandan 2026 coşkusu ise bambaşkaydı. Saraybosnalılar iki aydır arabaların üzerini ve balkonları bayraklarla süslüyor, ulusal takım formalarıyla şehirde dolaşıyordu. Fakat bu sene bambaşka bir şey dikkatleri çekiyordu: Zambaklı bayrak!

Bosna tribünlerinde zambaklı bayrak yoğunluğu... (Fotoğraf: Al Jazeera)


1992’de bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek, devlet bayrağı olarak Orta Çağ Bosna Krallığı’nın altı zambaklı tarihî bayrağını benimsemişti. Boşnakların İslam’ı kabul edişlerinden yaklaşık üç yüz yıl önce kullanılan bu bayrak, Bosna’da etnik/ulusal kimliklerin üstünde tanımlanan ve tüm Bosnalıları kapsayan bir simgeydi. Dayton müzakereleri sırasında Sırp tarafı, bu bayrağın Bosna-Hersek’in tamamını değil, yalnızca Boşnakları temsil ettiğini öne sürerek itiraz etti. Sonunda ülke, Avrupa Birliği’nin tasarladığı bugünkü bayrağı kabul etmek zorunda kaldı.

On iki yıl önce de bunlardan tek tük vardı ama bu sefer tribünlerde, sokaklarda ve kutlamalarda her zaman zambaklı bayraklar ön plandaydı.

Bu durum şu nedenle önemli: Boşnaklar, “Madem siz; Bosnalı Hırvatlar ve Bosnalı Sırplar bu ülkeyi sahiplenmiyorsunuz, suni sembolleri değil, bu ülkenin asıl, tarihi sembollerini biz sahipleniriz!” diyor.

Bugün zambaklı bayrağın yeniden popülerleşmesi, Boşnakların “Bosna” fikrini temsil etme iddiasını daha açık biçimde üstlenmesi anlamına geliyor.

Bu iyi mi, kötü mü? Cevap kolay değil. Bir yandan zambaklı bayrağın yükselişi, Bosna-Hersek’in ortak devlet idealinin zayıflığını gösteriyor. Öte yandan bu sembol, Bosna fikrini tamamen terk etmeyen, onu hâlâ yaşatmaya çalışan topluluğun kimliksel direncini temsil ediyor. Belki de mesele tam burada düğümleniyor: Bosna-Hersek Millî Takımı, herkesin takımı olma iddiasıyla sahaya çıkıyor. Ancak gerçekten sevinen, sokaklara dökülen ve bayraklarını asanlar çoğu zaman Boşnaklar oluyor.

Bosna Millî Takımı'nı gerçekten kim destekliyor?

Kâğıt üzerinde Bosna-Hersek millî takımı üç kurucu halkın da takımı fakat pratikte durum çok daha karmaşık. Bosna-Hersek'te Sırp ve Hırvat kökenli futbolcuların sayısı tarih boyunca sınırlı kaldı. Mesela ABD karşısındaki ilk 11’de tek bir Sırp kökenli oyuncu yoktu. 26 kişilik kadroda da sadece üçüncü kaleci Sırp kökenliydi.

Bunun nedeni basitçe “ayrımcılık” değil. Sorunun kökü savaş sonrası Bosna futbolunun üç ayrı etnik yapıya bölünmesinde yatıyor. Saraybosna merkezli Bosna-Hersek Futbol Federasyonu 1996’da FIFA’ya, 1998’de UEFA’ya kabul edilirken, Hırvat Federasyonu 2000’de sisteme katıldı. Buna karşılık Bosna Sırp Cumhuriyeti Futbol Federasyonu, yani FSRS, 23 Mayıs 2002’ye kadar Bosna-Hersek Federasyonu'na katılmayı reddetti ve ayrı uluslararası tanınma aradı. Hatta bir ara FSRS takımları Sırbistan Ligi’nde oynadı.

Bu kopukluk yalnızca idari bir gecikme değildi. Bir futbol neslinin hangi takımı “kendi takımı” olarak göreceğini belirleyen kültürel bir yarılmaydı. Bosna Sırp Cumhuriyeti'ndeki (RS) Sırplar geleneksel olarak Bosna-Hersek’i değil, Sırbistan Millî Takımı'nı destekledi. 2013’te Bosna’nın Litvanya’yı yenip Dünya Kupası’na katılmayı garantilediği maçın RS televizyonunda yayınlanmaması ve sonucun ancak saatler sonra kısa haber olarak geçilmesi, bu mesafenin sembolik örneklerinden biriydi.

Dolayısıyla bugün “Bosna kadrosunda neden belirgin bir Sırp oyuncu yok?” sorusunun cevabı, sahadan çok Dayton sonrası kurumsal yapıda aranmalı. FSRS’nin geç entegrasyonu, RS toplumunda Sırbistan’a güçlü kimliksel bağlılık, federasyon krizleri ve yetenekli Sırp kökenli oyuncuların uluslararası düzeyde Sırbistan’ı tercih etme eğilimi birleşince, Bosna millî takımındaki Sırp temsili zayıf kaldı.

Hırvatlar söz konusu olduğunda tablo biraz farklı, ama yalnızca oyuncu düzeyinde. ABD karşısındaki ilk on birde dört adet Bosnalı Hırvat oyuncu var. Fakat bu Bosnalı Hırvatların millî takıma duygusal olarak bağlandığı anlamına gelmiyor. Hatta taraftar düzeyinde Bosnalı Hırvatların önemli bir bölümü Bosna-Hersek’ten çok Hırvatistan’ı destekliyor.

Burada oyuncu ile taraftar davranışı arasında açık bir asimetri var. Hırvat kökenli genç bir futbolcu için Bosna-Hersek Millî Takımı, Hırvatistan kadrosuna giremediği noktada uluslararası kariyer kapısı olabilir. Hırvatistan’ın çok geniş ve başarılı bir oyuncu havuzuna sahip olması, Bosna-Hersek’i bazı oyuncular için ikinci seçenek haline getiriyor. Fakat taraftar için mesele kariyer değil, kimlik. Bosnalı Hırvatların büyük çoğunluğu, özellikle Hırvatistan başarılı oldukça, duygusal yatırımını Zagreb’e yapıyor.

Bugün zambaklı bayrakların yeniden görünür olması tam da bu yüzden önemli. Bu bayrak yalnızca nostalji değil, Bosna’nın kime ait olduğu sorusuna verilmiş bir cevap. Sırplar Bosna’yı sahiplenmiyorsa, Hırvatlar Hırvatistan’a bakıyorsa, Boşnaklar Bosna’nın asıl ve tarihi sembolünü daha güçlü biçimde öne çıkarıyor.

Bir de diaspora meselesi var. ABD maçındaki ilk 11’in hiçbirinin Bosna yerel liginde oynamaması, hatta önemli bir kısmının doğrudan diaspora kökenli olması tesadüf değil. Savaş sırasında Batı Avrupa’ya göç eden Bosnalı mültecilerin çocukları için futbol, sosyal yükselmenin en önemli araçlarından biri oldu. Yugoslav eğitim sisteminden geçmiş, spora değer veren ailelerin çocuklarını Avrupa kulüplerine yönlendirmesi, Bosna Millî Takımı'nın kadro yapısını doğrudan etkiledi.

Bu anlamda Bosna Millî Takımı, Saraybosna’dan çok Stuttgart, Malmö, Viyana, Zürih ve diğer Avrupa şehirlerinde büyüyen bir kuşağın takımı haline geldi. Sahada Bosna formasını giyen oyuncuların çoğu, savaşın ve göçün çocukları. Onların hikâyesi, Bosna devletinin içeride çözemediği aidiyet krizini dışarıdaki diaspora üzerinden telafi etme hikâyesi. Bu hikayelerin arasında 2005 ABD doğumlu, PSV’nin sağ kanat oyuncusu, Srebrenitsa soykırımından sağ kurtulan bir anne babanın oğlu olan Esmir Bayraktareviç’inki belki de en dokunaklı olanı.

Belki de bu yüzden Bayraktareviç’in hikâyesi, Bosna Millî Takımı'nın hikâyesini tek başına özetliyor. Savaşın ABD'ye savurduğu bir ailenin çocuğu, yıllar sonra Bosna formasını giyerek ülkesini orada temsil ediyor. Dubioza Kolektiv’in “Ben Bosnalıyım, beni Amerika’ya götür” sözü de böylece beklenmedik bir anlam kazanıyor: Bir zamanlar Bosna’dan Amerika’ya göç edenlerin çocukları, şimdi Bosna’yı yeniden Amerika’ya taşıyor.

Bosna-Hersek'te Dünya Kupası heyecanı gelip geçti. Maçların gürültüsü dindi, sokaklardaki kalabalık dağıldı. Fakat geriye, Bosna’nın kim tarafından ve hangi sembollerle sahiplenildiği sorusu kaldı. Zambaklı bayrakların bu turnuvada bu kadar görünür olması da tesadüf değil. Çünkü o bayraklar yalnızca geçmişe duyulan özlemi değil, bütün parçalanmışlığına rağmen Bosna’dan vazgeçmeyenlerin iradesini temsil ediyordu.

Zambaklı bayrakların dönüşü bu yüzden bir tribün süsü değil, Dayton sonrası Bosna’nın bitmemiş kimlik tartışmasının en açık işaretlerinden biri.



[1] 2014 yılında konu ile ilgili daha ayrıntılı “Farklı Etnik Gruplar Tarafından Bosna-Hersek’in 2014 FIFA Dünya Kupası’na Katılımının Algılanışı” ( Perception of Bosnia and Hercegovina’s Qualification to FIFA World Cup 2014 by Different Ethnic Groups) başlıklı makale için tıklayın...

Kaynak: Gazete Oksijen