22 Şubat 2026, Pazar
Haber Giriş: 22.02.2026 12:29 | Son Güncelleme: 22.02.2026 13:40

50 yıllık sır deşifre olmak üzere: Ay’ın karanlık yüzeyi ilk kez insan gözüyle görülecek

NASA’nın 10 günlük Artemis II görevi, 50 yılı aşkın aranın ardından insanlığı yeniden Ay’ın yakınına taşıyacak. Mürettebat, Ay’ın Dünya’dan görünmeyen uzak yüzeyini gözlemleyerek yeni keşiflerin önünü açmak istiyor
50 yıllık sır deşifre olmak üzere: Ay’ın karanlık yüzeyi ilk kez insan gözüyle görülecek
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

NASA’nın Artemis II görevi kapsamında astronotlar, Ay etrafında gerçekleştirecekleri 10 günlük uçuş sırasında, insan gözünün daha önce doğrudan görmediği bazı yüzey özelliklerini inceleme fırsatı bulabilecek.

Görev sırasında mürettebat, her zaman Dünya’dan uzak kalan Ay’ın “karanlık yüzü”nü gözlemleyecek. Apollo görevlerinde kapsüllerin izlediği yörüngeler nedeniyle astronotlar bu bölgenin tamamını doğrudan görememişti.

CNN International'ın haberine göre en erken mart ayı başında fırlatılması planlanan Artemis II, insanlığın 50 yılı aşkın süredir ilk kez Ay’ın yakın çevresine gitmesini sağlayacak ve yeni bir Ay keşif dönemini başlatacak.

Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvarı profesörlerinden Jeff Andrews-Hanna, “Ay’ı insanlık tarihi boyunca gözlemledik, astronotlar ve çok sayıda robotik görev Ay’ı ziyaret etti. Buna rağmen hala temel düzeyde anlamadığımız çok şey var” dedi.

Kuru kayalarda su bulundu

1960’ların sonu ve 1970’lerin başında gerçekleştirilen Apollo görevlerinde toplanan örnekler, Ay’a ilişkin mevcut bilgimizin temelini oluşturdu. Ay kayaları ve toprak örnekleri, uydunun kökeni ve bileşimine dair önemli veriler sundu. Son yıllarda daha önce incelenmemiş Apollo numuneleri ile robotik görevlerin getirdiği örnekler üzerinde yapılan analizler, kuru olduğu düşünülen kayalarda hapsolmuş su bulunduğunu ortaya koydu.

Ancak Apollo görevleri, iletişim uydularına erişimin mümkün olduğu, Ay’ın Dünya’ya bakan yüzündeki ekvator yakınlarında ve nispeten düz arazilerde gerçekleştirildi. Bilim insanlarına göre bu örnekler, Ay’ın son derece çeşitli yapısını tam anlamıyla temsil etmiyor.

Artemis programı kapsamında farklı Ay bölgelerinin incelenmesi; yüzeyin ve bileşiminin daha bütüncül bir resmini ortaya koyabilir, Ay’ın yakın ve uzak yüzleri arasındaki farkları, ne kadar su içerdiğini ve zaman içinde nasıl evrimleştiğini açıklayabilir.

Ay’ın kökeni: Dev çarpışma teorisi

Hakim teoriye göre Ay, Mars büyüklüğünde bir gökcisminin Dünya’ya çarpması sonucu uzaya savrulan erimiş maddeden oluştu.

NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde görev yapan ve Artemis III’ün bilim ekibine liderlik eden Noah Petro, “Ay’ı Dünya’nın sekizinci kıtası olarak görüyorum. Ay’ı incelediğimizde aslında Dünya’nın bir uzantısını inceliyoruz” dedi.

Apollo örneklerinde bulunan ve nadir görülen magmatik bir kaya türü olan anortozit, Ay’ın bir dönem tamamen erimiş bir magma okyanusuna sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca Apollo kayalarındaki izotopların Dünya’nın manto katmanındaki izotoplarla eşleşmesi, iki gökcisminin aynı dönemde oluştuğuna işaret etti.

Andrews-Hanna, “Ay’ı oluşturan çarpışma olmasaydı Dünya bugün bildiğimiz gezegen olmazdı. Ay’ın varlığı, Dünya’nın ve ikliminin istikrarında kritik rol oynadı. Ay olmasaydı insanların evrimleşmesi mümkün olmayabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Ay’ın iki yüzü arasındaki gizem

Apollo görevleri Ay’ın yakın yüzüne dair önemli keşifler sağladı. Ancak yörünge araçlarından elde edilen veriler, Ay’ın uzak yüzünün tamamen farklı özellikler taşıdığını gösterdi.

Yakın yüz; ince kabuk yapısı, alçak topoğrafyası ve radyoaktif elementler bakımından zengin KREEP adı verilen jeokimyasal bileşeniyle dikkat çekerken, uzak yüz daha kalın bir kabuğa, daha yüksek rakımlara ve çok daha az volkanik izlere sahip.

Andrews-Hanna, “Ay neredeyse her açıdan asimetrik ve bunun nedenini bilmiyoruz. Bu küresel asimetri, Ay’ın evrimindeki en büyük gizemlerden biri” dedi.

Ay yüzeyi aynı zamanda, Güneş Sistemi’nin erken dönemlerindeki yoğun çarpışmaları kaydeden kraterlerle kaplı. Dünya’da bu izlerin büyük kısmı erozyon ve jeolojik süreçlerle silinirken, Ay adeta bir zaman kapsülü niteliği taşıyor.

Güney Kutbu-Aitken Havzası hedefte

Bilim insanlarının özellikle ilgisini çeken bölgelerden biri, Ay’ın uzak yüzünde yer alan Güney Kutbu–Aitken Havzası. Yaklaşık 2.500 kilometre çapı ve 8 kilometreyi aşan derinliğiyle Ay yüzeyinin yaklaşık dörtte birini kaplayan bu kraterin en eski çarpma yapısı olduğu düşünülüyor, ancak kesin yaşı bilinmiyor.

Petro, “Yaşını belirlemek, Güneş Sistemi’nin erken tarihine dair bir Rosetta Taşı bulmak gibi olur” dedi.

Artemis II’de insan gözünün rolü

Ay’a iniş Artemis III göreviyle, 2028 civarında planlanıyor. Artemis II sırasında Orion kapsülü Ay’a 6.400 ila 9.600 kilometre mesafeden yaklaşacak ve Ay diskinin tamamı, kutuplardaki normalde gölgede kalan alanlar dahil, gözlemlenebilecek.

Mürettebatta NASA astronotları Reid Wiseman, Victor Glover ve Christina Koch ile Kanada Uzay Ajansı’ndan Jeremy Hansen yer alıyor. Astronotlar, İzlanda gibi Dünya’daki Ay benzeri jeolojik alanlarda kapsamlı eğitim aldı.

Ay’ın uzak yüzü üzerinden yaklaşık üç saat sürecek geçiş sırasında astronotlar, çarpma kraterlerini ve antik lav akıntılarını görüntüleyecek ve gözlemlerini Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’ndeki bilim insanlarına anlık olarak aktaracak.

Petro, “Eğitimli bir çift göz, evrene gönderebileceğimiz en büyük deneydir. Çünkü merakla birlikte çalışır” dedi.

Su, sarsıntılar ve yeni örnekler

Artemis III ve IV görevlerinde Ay’ın güney kutbuna iniş yapan astronotlar, gözlem yapacak, deneyler kuracak ve örnek toplayacak. Şu ana kadar Apollo ve robotik görevlerle Ay yüzeyinin yalnızca yüzde 5’inden örnek alındı.

Güney kutbunda kalıcı gölgede kalan kraterlerde hapsolmuş buz miktarı, en önemli araştırma konularından biri. Paul Hayne, “Kutsal kase, ne kadar buz olduğu ve nereden geldiği. Bir örnek alabilirsek, Dünya’daki suyun kökenine dair de ipucu elde edebiliriz” dedi.

Artemis V görevi kapsamında dondurulmuş örnekleri Dünya’ya getirebilmek için Ay’a bir dondurucu sistem gönderilmesi planlanıyor.

Ay’dan Mars’a uzanan yol

Artemis programı, “Ay’dan Mars’a” stratejisinin parçası olarak görülüyor. Ay’da geliştirilecek teknoloji ve altyapının ileride insanlı Mars görevlerinin temelini oluşturması hedefleniyor.

Petro, “Dünya, Ay ve Mars’ı birlikte düşündüğümüzde, gezegenlerin nasıl çalıştığını anlama konusunda güçlü bir çerçeve elde ederiz. Keşiflere başlamak için en iyi yer Ay” dedi.

Bilim insanlarına göre Artemis görevleri, Ay’a dair hikayeyi tamamlamaya bir adım daha yaklaştırırken, insanlığın Güneş Sistemi’ndeki yerini anlamasına da katkı sağlayacak.

Kaynak: Gazete Oksijen