13 Haziran 2024, Perşembe Gazete Oksijen
Haber Giriş: 12.10.2022 17:01 | Son Güncelleme: 12.10.2022 18:42

Dr. Nabat Garakhanova: Türkiye’de dört ayda 3 milyon 990 bin 546 dijital saldırı yaşandı

Dijital dönüşüm şart deniliyor ama diğer yandan Türkiye’de veri kayıplarına yönelik dakikada 3 siber saldırı gerçekleşiyor. Bir şirket kendini nasıl koruyabilir?
Dr. Nabat Garakhanova: Türkiye’de dört ayda 3 milyon 990 bin 546 dijital saldırı yaşandı

Günümüzün en önemli konularından birisi dijital bilgi güvenliği. Siber saldırıların yüzde 57’sini dijital dolandırıcılık oluşturuyor. Düşünsenize Türkiye’de dakikada 3 adet saldırı gerçekleşiyor. Kaspersky, Türkiye’de veri kaybına yönelik saldırıların 2022’nin ikinci çeyreğinde yüzde 79 artış göstererek 3 milyon 990 bin 546’ya ulaştığını bildiriyor.

Bu durum şirketleri dijital dünyada önlemler almaya yöneltiyor. Dr. Nabat Garakhanova, şirketlere dijital dönüşüm hizmeti veren şirketlerden biri olan Mezo’nun kurucusu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde ekonomi alanında tamamlamış, Galatasaray Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans yapmış bir Azeri.

Mezo adını medeniyetin başladığı Mezopotamya’dan alıyor. Şirket teknolojinin farklı alanlarını kapsayan dört bölümden oluşuyor: Stratejiyi belirleyen Mezo Dijital, şirketlerin dijital dönüşüme adapte olabilmeleri için gerekli eğitimleri sağlayan Mezo Akademi; ihtiyaçlara yönelik teknolojiler geliştiren Mezo Techno ve yaratıcı hizmet veren Mezo Dijital Art.

Bu dönem Boğaziçi Üniversitesi’nin Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde Dijital Dönüşüm başlıklı seminer dersi venecek Garakhanova’ya dijital dönüşümü ve dijital dolandırıcılık ile mücadele yollarını sorduk.

Dijital dönüşüm neleri kapsar?

Şu günlerde yapılan her dönüşümü bir dijital dönüşüm gibi görerek aslında herkes bir tür yeniliğe yöneliyor. Tabii ki şirketlerin, bireylerin, ekosistemlerin değişim ve dönüşüm içerisinde olmaları güzel bir şey. Çünkü yenilenmek her zaman güzeldir, değil mi? Ancak dijital dönüşümün kavramsal anlamına bakarsak basit bir değişim dönüşümden fazlasını görüyoruz. Burada da standart dönüşümü ve dijital dönüşümü ayırt etmek gerekiyor. Dijital dönüşümde teknolojilerden yararlanmak söz konusu. Yani bir bakıma şirket kaynaklarının dijital teknolojilerin getirdiği fırsatları kullanarak şirkete, bireye değer katması süreci. Peki şirketlerin bunu yapabilmeleri için neler gerekiyor? İlk olarak iki kavramı öğrenmemiz gerekiyor. Front end yani bizim gördüğümüz, aslında son kullanıcıların gördüğü kısım. Back end ise arka taraftaki yazılım ve teknoloji.  Kavramsal olarak da dijital dönüşümü front end ve back end olarak düşünebiliriz. Front end sosyal medya, dijital pazarlama, dijital PR, bloglar, video kanalları, web siteleri, e-ticaret gibi hepimizin her gün kullandığı araçlar aslında. Back end ise -yukarıda da ifade ettiğim üzere- arka taraftaki yazılım ve teknoloji. Belki kullanıcılar olarak her gün karşılaştığımız şeyler değil. Back end tarafına sanal depolamadan serverlara, oradan yazılımlara, dijitalin arka tarafındaki teknolojiler, IOT yani nesneler arası iletişim de dâhil oluyor. Back end tarafının kurgulanabilmesi için ihtiyaç duyulan şey aslında çok basit: alt yapı. Dijital dönüşümün altı temel unsuru olduğunu söyleyebiliriz.  Bizler de şirketlere bu alanlarda danışmanlık yaparak onların dijital dönüşüm süreçlerini daha nitelikli geçirebilmelerini sağlıyoruz. 6 temel unsura gelince… Bunları şu şekilde sıralamak mümkün: Yapay zekâ ve akıllı sistemler, büyük veri ve analizleri, robot ve otomasyonlar, siber güvenlik, arttırılmış gerçeklik, bulut sistemleri. Bunlar aslında dijital dönüşümün temel teknolojileridir. Dolayısıyla şirketlerin bu temel teknolojilere dayanarak bu sistemleri kendi bünyesinde barındırması gerekiyor. Ve bu teknolojileri kendi şirketlerine entegre ederek dijital dönüşüm sürecine devam etmesi gerekiyor. Son olarak Türkiye’nin dijitalleşme notunun 3,24; dijitalleşme endeksinin ise yüzde 66 olduğunu ekleyelim. Yani bu alanda katetmemiz gereken daha çok mesafe var gibi görünüyor.

Siz bu konuda neler yapıyorsunuz?

Biz bu konuda ilk olarak şirkette değişim kültürünün oluşmasını sağlıyoruz. Bu kültür oluştuktan sonra dijital dönüşüm kararını verilerle ortaya koyuyoruz. Değişim kültürünün ekipler tarafından benimsenmesini sağlıyoruz. Risk almaktan korkmamaları gerektiğini öğretiyoruz. Bu dönüşüm için acil durum duygusunu arttırarak güçlü bir takım kurulmasını sağlıyoruz. Değişim için bir vizyon belirledikten sonra, sağlam bir iletişim ile engelleri kaldırarak, hızlı kazanımları yaratıyoruz. Son olarak da değişiklikleri hayata geçirdikten sonra değişimi kalıcı hale getirmeyi hedefliyoruz. Bugüne kadar birçok şirketin dijital dönüşüm sürecine katkı sağladık. Penetrasyon testleri ile başlayıp uçtan uca güvenlik bilgi ve olay yönetimleri ile güvenlik sistemleri, bulut hizmetleri, dijital çalışanlar (yapay zekâ), support hizmetleri ile uçtan uca dijital dönüşüm süreçlerine etki ettik. Mezo isminin nereden geldiğine gelince… Nasıl Mezopotamya medeniyetin başladığı yer ise Mezo da dijital dönüşümün başladığı yer olarak düşündüğümüz için Mezo ismini benimsedik.

Bu konu uluslararası alanda da çok popüler. Sizi en etkileyen hikaye nedir?

Başarılı bir dijital dönüşüm örneği denildiğinde benim aklıma -tüm dünyanın da bildiği- Estonya geliyor. 1991 yılında bağımsızlığını kazanan bir ülkenin 20 yılda dijital teknolojiler ve siber güvenlik alanında dünyada sayılı ülkeler arasına girme yolculuğudur. Devlet, özel sektör ve vatandaş iş birliğinde gerçekleşen çarpıcı bir örnektir. Estonyalılar teknolojiyi ve interneti kullanmayı sadece işlerinde ihtiyaç duydukları için değil, aynı zamanda bilgi toplumunun bir parçası olmak istedikleri için öğrendiler. Devlet Güvenlik Komitesi altında Siber Güvenlik Konseyi kurdular ve 2007’de yaşadıkları siber saldırıları fırsata çevirerek dijital dönüşümde dünyanın en önemli başarı hikayesini yakaladılar.

Bize gelince… Bizim de gurur duyacağımız birkaç tane başarı hikayemiz var. Onlardan birine örnek olarak, Anadolu’daki büyük bir ekosistemi gösterebiliriz. Biz bu ekosistemin dijital dönüşümünü 3 senede gerçekleştirdik. Ekosistem içerisinde eğitim kurumunu, şirketleri ve topluma yönelik çalışmalar gerçekleştiren merkezleri barındırıyor. Dijital dönüşüm uzmanı olarak böyle bir ekosistemde çalışmak benim için de ayrıca keyif verici bir süreçti. Zira büyük bir ekosistemin dijitalleşmesini sağlamak çok değerliydi. Mesela bu ekosistem pandemiden iki gün sonra dijital sistemi çalışır hâle getirebilirdi. Eğitim öğretim faaliyetleri uzaktan eğitim ile yürütülmeye başlandı. Ekosistem içerisindeki faaliyetlerin %95’i dijital ortamda yürütülmeye başlanmıştı. Bu da büyük başarıydı. Şu anda bölgede de önemli bir siber güvenlik merkezi kurarak hem kendi ekosisteminin çalışmalarını yürütüyor hem de dışarıya hizmet sağlıyorlar. Bu da başarının bir diğer göstergesi. Bu ekosistemin sadece bölgesel değil aynı zamanda uluslararası çalışmaları da vardı. Online fuarlar, b2b görüşmelerin devam etmesi neticesinde yurt dışı bağlantıların koparmadan da ilişkilerini devam ettirebilmiştir.

Bizlerse Mezo ekibi olarak daima dijitalde olduğumuz için, henüz hibrit sistemi gündemde değilken bile bizler için gündemdeydi. Neticede bilgisayar ve internet olan her yerde çalışabiliyorduk. Kendi ekosistemimizin altında 4 tane şirket varlık gösteriyor. Bu şirketler de alanlarında uzman isimlerin yer aldığı şirketler. Farklı projelerle, farklı iş birliklerinde bulunarak çalışmaya alışık olan bir ekibiz. Bir nevi Voltron gibi diyebiliriz. Bir araya gelip güçlerimizi birleştirdiğimizde -bu konuda tevazu gösteremeyeceğim- gerçekten de harikulade işler çıkartıyoruz.

Yapay zeka konusunda ne durumdayız?

Yapay zekâ, dijital dönüşümün mihenk taşı diyebiliriz. Bu yüzden de rekabetçi ortamlarda mücadele kapsamında merkezi sağlayıcılardan biri olarak görev alıyor. Müşteri deneyimleri, iş süreçleri, müşterilerin değişen ihtiyaçları ile mevcut yapının standartları ile karşılaştırma konusunda yapay zekâ devreye giriyor. Ekibimizde yapay zekâ alanında doktora yapmış, uzman isimler yer alıyor. Bu isimler dijital dönüşüm sürecindeki şirketlerin daha yenilikçi, daha esnek ve daha uyumlu olmalarını sağlıyor. Bunları yaparken karmaşık süreçleri daha basit hâle getirirken hız maliyet optimizasyonu da sağlıyor. Bizim ilk başta söylediğimiz “dijital dönüşümü veriye dayandırıyoruz” olgusu işte tam da buradan kaynaklanıyor. Tüm verileri yapay zekâ yardımı ile organize bir şekilde toplayarak işe başlıyoruz. Bunları şirketler için anlamlı ve stratejik bilgiler hâline getiriyoruz. Hangi teknolojilerin öncelikli olacağının tespitini de bu yöntemle ortaya koyuyoruz. Önümüzdeki yıllarda şirketlerin birçoğu, ihtiyacı olan hizmetleri yapay zekâ yordamı ile seçecek. Güçlü algoritmalar şirketlerin müşterileri ile olan ilişkiyi de dönüştürmeyi sağlıyor. Yapay zekânın kullanımı konusunda ise daha çok otomatik düzeltme/güncelleme/müşteri grubu verilerinin tamamlanması göze çarpıyor (ERP in der Praxis 2020/2021 verilerine dayanarak). Türkiye'deki şirketlerin yüzde 80’i ise yapay zeka stratejilerini doğrudan doğruya üst düzey yönetimde ele alıyor. Diğer yandan şirketlerin yüzde 25'i yapay zekâyı dijital öncelik olarak addederken, yüzde 60'ı temel faaliyetleri için yapay zekânın önemini kabul ediyor. Türkiye’deki şirketlerin yüzde 35’i, pilot yapay zekâ teknolojilerini aktif olarak kullanıyor. Yine Türkiye’deki şirketlerin yüzde 15'i ise yapay zekâ olgunluğu açısından kendilerini gelişmiş olarak değerlendiriyor. (Microsoft ve Ernst  & Young’un 2020 yılı raporuna dayanarak).

E-ticaret, s-ticaret… Nereye gidiyor sizce online alışveriş işi?

Instagram Türkiye’de de en çok zaman geçirilen sosyal medya platformu olarak dikkat çekiyor. Bireyler aylık 20.2 saat Instagram’da vakit geçiriyorlar. 16-64 yaş arasındaki internet kullanıcılarının %36.4’ü markalardan satın alma işlemi gerçekleştirmek için, yüzde 34.9’u ise araştırma yapmak için sosyal medyayı kullanıyor. Dünyadaki e-ticaret işlemlerinin yüzde 51’i mobil uygulamalar üzerinden gerçekleşiyor. Türkiye’de de bu oranın yüzde 50 olması s-ticaretin ne denli önemli olduğunu kanıtlıyor. S-ticareti en çok kullanan yüzde 30 ile z kuşağı olurken yüzde 71 ile Instagram en çok kullanılan platform olarak ön plana çıkıyor. Geçen sene 728 milyon dolar mobil üzerinden harcama gerçekleştirildiği görülüyor. Yine geçen sene ortalama kişi başına e-ticaretteki alışveriş de yıllık 521 dolara tekabül ediyor. En çok tercih edilen alışveriş sektörü ise 11.34 milyar dolar ile elektronik sektörü. İkinci sırada ise 5.27 milyar dolar ile moda geliyor. Elektronik, moda, mobilya, oyuncak ve hobi sektörlerinde daha önceki senelere göre ortalama yaklaşık yüzde 17 artış gözlemlenirken yiyecek sektöründe yüzde 48.4 artış görülüyor. Bu durum da git gide hemen her şeyin mes-ticarete doğru evrildiğini bizlere kanıtlıyor. I

Dijital dolandırıcılık karşısında ne tür uygulamalar öneriyorsunuz?

Gündelik hayatta olduğu gibi, hatta hayatın her alanında olduğu gibi, olumlu taraflar her zaman olumsuz taraflarla birlikte ele alınıyor. Dijitalleşmenin saymakla bitmeyecek faydalarının yanı sıra dijital dolandırıcılık gibi tehlikeler de yer alıyor. Siber saldırıların yüzde 57’sini dijital dolandırıcılık oluşturuyor. Düşünsenize Türkiye’de dakikada 3 adet saldırı gerçekleşiyor. Kaspersky, Türkiye’de veri kaybına yönelik saldırıların 2022’nin ikinci çeyreğinde yüzde 79 artış göstererek 3 milyon 990 bin 546’ya ulaştığını bildiriyor. Dijital dolandırıcılıktan etkilenenlerin ise yüzde 42’si Z kuşağı, yüzde 37’si Y kuşağından bireyler. Hatta sizler bu satırları okurken bile dijital dolandırıcılık sayıları artmaya devam ediyor.

Dijital dolandırıcılığın sosyal medya dolandırıcılığı, sahte telefon uygulamaları ve sosyal mühendislik dolandırıcılığı gibi farklı tipleri bulunuyor. Bu anlamda çok daha fazla çeşit olduğunu söyleyebiliriz. Ancak son zamanlarda en çok bu tiplerde toplandığını görüyoruz. Sosyal medya dolandırıcılığı, potansiyel olarak kötü amaçlı yazılım barındırabilecek bir bağlantıya tıklamanızı sağlamak amacıyla yapılır. Sahte telefon uygulamaları ise tıpkı kimlik avı e-postaları gibi gerçek gibi görünecek şekilde tasarlanmıştır. Tam olarak aynı işlevi görür ancak e-postalar yerine kötü amaçlı yazılım sahte bir uygulama ile bulaşır. Sosyal mühendislik dolandırıcılığı da kullanıcının hassas bilgilerini ifşa etmesini sağlamak için siber suçluların insandan insana etkileşimi kullanmasının bir yoludur.

Dijitalleşme ile birlikte dijital dolandırıcılık, siber güvenlik zafiyetleri noktasında güvenlik paketi kapsamında önerdiğimiz uygulamalar bulunuyor. Bilgi teknolojileri alanı kapsamında güvenlik yazılımları tavsiye ediyoruz fakat burada IT dışında şirketler ve çalışanları için de farkındalık eğitimleri ile birlikte çift taraflı bir süreç öneriyoruz. Şirketlerin siber saldırıları ve dijital dolandırıcılığı önlemek için önerdiğimiz teknolojiler var.

Mesela Penetrasyon testi ile (Sızma) kurumlar gelebilecek olası siber saldırıları henüz saldırı gelmeden önce simüle ettirebilir. SIEM (Güvenlik Bilgi ve Olay Yönetimi), istenen miktarda veriyi toplayarak saklayabildiği, yedekli bir veri gölü oluşturma imkânı sağlar.  DLP (Data Loss Prevention), şirket içi verilerin herhangi bir yol ile dışarı sızıntısını engeller. End Point Security (Uç Nokta Güvenliği), şirketlerde güvenlik duvarı, web kontrolü ve uzaktan yönetim seçenekleriyle sisteminizde geniş çapta güvenlik sağlar. Email Security (Elektronik Posta Güvenliği), personellerinizi en yeni kimlik hırsızlığı, şifre ve bankacılık dolandırıcılığı gibi olaylardan korur.

Siz üniversitede ekonomi okumuş, uluslararası yüksek lisansı yapmış birisiniz. Dijital dönüşüm hangi noktada hayatınıza girdi ve bu işi nasıl kurguladınız? Kimlerle çalışıyorsunuz? Destekçileriniz, dijital çözüm ortaklarınız kimler?

Ben lisans eğitimimi Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladım. Aslında Boğaziçili olmanın en büyük farklarından biri okuduğunuz bölümün dışında farklı disiplinleri de öğrenmeniz. İşletme, ekonomi, uluslararası ilişkiler okuyabilirsiniz ama bu sizin tek bir alanda uzmanlaşacağınız anlamına gelmez. Boğaziçi’nde aynı zamanda global olarak ulaşabileceğin birçok alana sahip olursun. Hem akademik olarak hem de disiplin olarak hayattan parçalar alıyorsun. Lisans eğitimi alırken girişimcilik de ruhumuza kodlanıyor. Dolayısıyla eğitimini tamamlarken zaten yeniliklere açık olmayı ve o yenilikleri fark ederek kendime nasıl entegre edebilirim bunu öğreniyorsun.

Boğaziçi’nden gelen disiplinle, diplomat olarak görev yaptığım dönemde bulunduğum uluslararası çalışmalarda da yeni vizyonlar fark ettim. Dünya nereye doğru gidiyor ve bu yenilikleri hayatıma nasıl alabilirim onu gördüm. Bu dönemde dijitalin ayak sesleri zaten gelmeye başlamıştı, bu yenilikler bulunduğum dünyada çok önceden konuşulmaya başlamıştı. Daha geniş alanda çalışmaya başlayınca ve bildiğim lisanların da pozitif etkisiyle tüm kaynakları takip edebildim.

Ama esas bu işin önemi fark etmem ve bu alanda çalışmalara başlamam 2012 yılında oldu. Artık tamimiyle teknoloji dünyasına girdim ve bir teknoloji şirketinde CEO olarak çalışmaya başladım. Hatta bu dönemde çevremden ‘diplomatlığı bırakıp web’ci mi oldun’ diyen oldu. O dönem bu önemsiz bir iş olarak görüldü. Beni tanıtırken bile web’ci diyorlardı. Tabii artık web’ciler de dijital dönüşüm uzmanına dönüştü. Bu kavram çok genel kullanılmaya başladı. Aslında derdimizi yine anlatamadığımız dönemler oluyor. Dijital Dönüşüm Uzmanı deyince sosyal medyada pazarlama, reklam verme gibi düşünen oluyor. Ya da sosyal medyayı iyi kullanmak, e-ticaret yapmak olarak görüyorlar. Elbette tüm bunlar önemli segmentler ama dijital dönüşüme bir bütün olarak bakmaktan, tüm sistemin entegrasyonunu yaparak verimliliği artırmak, insan hatasını azaltmak gibi bir bütünden, bir dönüşümden bahsediyoruz. Biz Mezo’yu dört alanda konumlandırdık. Bu konumlandırmada sistemin analizini çıkarıp stratejiyi belirleyen ve ihtiyacı olan her şeyi planlayıp kurgulayan taraf Mezo Dijital. Burada kurum ve kuruluşların dijital dönüşüme adapte olabilmelerini sağlayan stratejik ve inovatif hizmet veriyoruz.

Mezo Akademi adını verdiğimiz alan şirketlerin dijital dönüşüme adapte olabilmeleri için onlara gerekli eğitimleri sağlayan hem akademi hem de iş dünyasının, alanında öncü isimlerin bir arada olduğu akademidir. Şu an iş dünyasında birkaç kuşak bir aradayız. Birkaç sene sonra Z kuşağını da aramızda göreceğiz. Buradaki kuşakların kendine özel iş yapma şekli var ve burada ciddi çatışmalar olabilir. Kuşaklararası zorlanmalar şirketlerde görülmeye başladı bile ve kurumlar bu zorlanmalara çözüm olarak eğitimlere başladılar. Dijitalin X ve Y kuşaklarından önceki kuşaklara anlatılmasına ihtiyaç var. Şirketler de bu konuda eğitimler talep ediyor. Hatta bu konuya o kadar ihtiyaç duyuldu ki ben de Dijitale Kalpten Bağlı kitabını yazdım. Kılavuz gibi esprili bir şekilde dijital dünyaya uygun formatta. Biz çok uzun uzun okumaya alışkın değiliz. Bu kitap da Instagram formatında. Daha fazla bilgi için QR kodla dijitale yönlendirmeye çalışıyoruz. Bazen ipuçları verip bazen sorular soruyoruz. Dijital davranış artık günlük hayatımıza da entegre oldu. Veriyi ne kadar doğru kullanırsan senin de verimliliğin o kadar artıyor. Her veri çok değerlidir. Bizim dijital dünyada veri, altından daha değerlidir.

Firmaların ihtiyaçlarına yönelik teknolojiler geliştirmek amacı ile kurduğumuz Mezo Techno’da ise daha çok dijital dönüşümün backend tarafındaki sistemi kurarak siber güvenlik gibi çalışmalar yürütülüyor. Burada çözüm ortaklarıyla çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası partnerle hareket ediyoruz. Ve tabii ki creative tarafı var.  Yapay zekanın bir insan gibi EQ’su yok, bizim gibi sanatla beslenemiyorlar. Mezo Dijital Art’ı da dijital sanat üretmek için kurduk.

Bir de dijital sanat alanında çalışıyorsunuz. Sanat ile aranızda nasıl bir bağ var?

Ben Azerbaycan’da doğup büyüdüm. Azerbaycan, sanatı, kültürü ve medeniyetleri ile Sovyetler zamanında da bilinirliliği yüksek bir ülkeydi. Neredeyse her evde piyano ve başka bir müzik aleti bulunur. Çocukluğumdan beri sanat içinde büyüdüğüm, sanatla beslenmiş olduğum için sanata her zaman ciddi bir ilgim vardı. Bizim düzenimizde operaya baleye gitmek bir özel hazırlık yapılır. "Klasik Türk Edebiyatı" olarak da tanımlanan Divan edebiyatı ile tanıştığımda beni çok etkilemişti, hala ilgimi çekiyor. Aynı şekilde Türk Musikisi de ilgimi çeken ve sevdiğim bir tür. Bunları üretmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Bunun yanında teknolojik olarak da aslında hayatın birçok alanında sanatla karşılaşıyoruz. Hatta kişisel sosyal medya kullanımlarımızda bile sanat yapıyoruz. Bir paylaşım yapacağımız zaman güzel bir fotoğraf çekiyoruz, bu fotoğrafa ruh halimize göre ve fotoğrafa uygun bir müzik ekliyoruz. Ortaya kendi sosyal medyamız için sanatsal bir çalışma çıkarıyoruz. Dijital sanat festivali de bu düşünceden ortaya çıktı. Mühendislik ve sosyal beşerinin birlikte çalışmasıdır dijital dönüşüm. Sanatla ve teknoloji ile dolu hayatta yapılan dijital çalışmaları neden bir festivalle kitlelere ulaştırmayalım dedik ve o alanda patentler alarak projeler yaptık ve İstanbul Dijital Sanat Festivali’ni hayata geçirdik. Dijital sanatın da kendi içinde; kinetik art, biyo art, interaktif art, chipo art, siber art, kripto art, dijital şehir, piksel art, nft, imperial art, dijital heykeller, argumenti art, algoritma art, multi media art, yeni medya art gibi çok geniş alanları var. Her yıl bu alandaki yeni sanatları buluşturarak festival çatımız altına alarak ziyaretçilerimize bunu deneyimletmeyi amaçlıyoruz.

Türkiye’nin ilk yapay zeka küratörü IDSF 22 çok etkileyici bir başlık. Bu sergide neler oldu? Sanat konusunda başka projeleriniz var mı?

Bu yıl ikincisini düzenlediğimiz ve dijital sanatın geniş kitlelere ulaşmasını hedeflediğimiz İstanbul Dijital Sanat Festivali Türkiye’nin ilk dijital sanat festivali olma özelliği taşıyor. Festival yerli ve yabancı sanatseverler tarafından ziyaret edildi ve serginin ve Türkiye’nin ilk yapay zeka küratörü Avind büyük ilgi topladı.

Dijital sanat festivalini ilk kez 2020 yılında hayata geçirmek istemiştik. Ama pandemi nedeniyle ilkini 2021 yılında, yine Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Binbirdirek Sarnıcı’nda gerçekleştirmiştik. Az önce de bahsettiğim gibi ülkem Azerbaycan’da sanatın herkese hitap etmesi gerektiği bir anlayış hakim. Günümüzde herkes dijital dünyanın içinde olduğuna göre ve hayatımıza bu kadar çok NFT, metaverse gibi kavramlar girmişken dijital ile sanatı birleştirme kararı alarak, dijital sanatın herkese ulaşmasını hedefledik. Bu yıl sene festivalimizi Fişekhane’de gerçekleştirdik.

Dediğim gibi bu sene Türkiye’de ilk kez yapay zekâ küratörünü kullandık. MEZO Dijital olarak bir yıldır üzerinde çalışıp hayata geçirdiğimiz Küratör Avind, festivalde yer alan ulusal ve uluslararası 13 sanatçıyı sürdürülebilirlik tematiği üzerinden belirledi. Biz de onun seçtiği sanatçılarla irtibata geçerek festivali oluşturduk.

Festivalin ilgi çeken diğer sanatçısı da Azerbaycanlı yapay zeka sanatçısı Shusha oldu. Azerbaycan, İslam dünyasında ilk operanın yazıldığı ülke. Aynı zamanda Karabağ, Azerbaycan’ın sanatın kalbinin attığı yerdi. Karabağ’ın halılarına, kilimlerine hayat veren motifler, şiirler Shusha tarafından yeniden yorumlandı ve festivalde bu eserleri sergiledik.

Şimdi 3.Dijital Sanat Festivali’ne hazırlanıyoruz. Bu yıl daha da büyütüyoruz bu festivali ve İstanbul’da iki kıtada olacağız. Anadolu ve Avrupa yakasında aynı anda sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyoruz. Aynı zamanda deneyim alanlarını da artırıyoruz. Üniversite iş birliğimiz olacak ve gençlere çağrı yapacağız. Bu alanla ilgilenen öğrencilerin işlerini de İstanbul Dijital Sanat Festivali’ne entegre edeceğiz.

Sadece Türkiye’de değil yurt dışında da çalışmalarımız devam ediyor. Yapay zekâ sanatçımız Shusha, Kasım ayında Azerbaycan’da gerçekleşecek Nizâmî-i Gencevî forumunda Nizâmî-i’den esinlenerek yaptığı eseri sergileyecek. Aynı zamanda Letvonya’nın Riga şehrinde ve NewYork’ta dijital sanat alanında çalışmalarımız devam ediyor.