Yorgun olduğumuzu biliyoruz ama nedenini tam tarif edemiyoruz.
Fiziksel bir yorgunluk değil bu. Uykuyla geçmiyor, tatille azalmıyor. Biraz daha dinlenince düzelecek gibi de durmuyor. Bu hâlin adı giderek daha netleşiyor: Dijital yorgunluk.
Ve onu tetikleyen şeylerden biri, farkına varmadan içine düştüğümüz zaman biçimi: Zaman Konfetisi.
Zaman artık akmıyor; bölünüyor. Gün dediğimiz şey, küçük dikkat parçalarına ayrılıyor. Bir mesaj, bir bildirim, kısa bir bakış, hızlı bir cevap. Her biri önemsiz gibi ama toplamı ağır.
Amerikalı gazeteci ve araştırmacı Brigid Schulte bu durumu “Time Confetti” yani zamanın konfeti gibi dağılması olarak adlandırıyor: Günün, anlamlı bir bütün olmaktan çıkıp parlak ama işe yaramaz kırıntılara ayrılması. Zaman var ama yaşanmıyor.
Bu parçalanma, sadece günümüzü bölmekle kalmıyor; zaman algımızı da bozuyor.
Dinlenme zamanını verimsiz “mini işler” ile karıştırıyoruz. Boşlukları doldurdukça dinlendiğimizi sanıyoruz ama bedeni de zihni de gerçekten kapatamıyoruz.
Burada devreye psikolojide bilişsel aşırı yüklenme denilen durum giriyor. Beyin aynı anda çok fazla bilgiyle baş etmeye çalıştığında, hiçbirini derinlemesine işleyemiyor. Bildirimler, açık sekmeler, mesajlar ve akışlar zihni sürekli uyarıyor. Sonuçta kişi kendini dağınık ya da yetersiz sanıyor ama aslında zihni fazla yük altında. Bu yüzden gün sonunda kendimizi tembel değil, bitkin hissediyoruz.

Boş zamanımız var ama boş zamanın kendisi çalışmaya benzemeye başladı. Kısa molalar, hızlı kontroller, “bir bakıp çıkmalar” dinlenmenin yerini alıyor. Dinlenme, üretkenliğin küçük bir uzantısına dönüşüyor. Beyin hiçbir anı tam olarak yaşayamıyor. Sürekli yarım kalan dikkat, sürekli açık kalan bir dosya gibi arka planda çalışıyor. Dijital yorgunluk tam da burada başlıyor.
Bu yorgunluğu derinleştiren bir başka etki ise bağlam değiştirme maliyeti. Bir işten diğerine, bir düşünceden başka bir ekrana geçmek saniyeler sürüyor gibi görünse de beynin her seferinde yeniden uyum sağlaması gerekiyor. Zaman konfetisi çağında bu geçişler gün içinde defalarca yaşanıyor. Her geçiş küçük ama bedeli büyük. Akşam olduğunda yorgunuz ama “bugün ne beni bu kadar yordu?” sorusunun net bir cevabı yok. Çünkü yorgunluk tek bir şeyden değil, bitmeyen geçişlerden birikiyor.
Araştırmalar, sık dikkat bölünmesinin zihni sürekli “acil durum” modunda tuttuğunu söylüyor. Beyin tehdit algılıyor: “Bir şey kaçıyor olabilir.” Bu hâl, kortizol seviyesini yükseltiyor, zihinsel yorgunluğu derinleştiriyor. Zaman konfetisi böylece sadece bir his olmaktan çıkıp, bedende ve beyinde karşılığı olan bir duruma dönüşüyor.
Gün içinde defalarca bölünen zaman, akşam olduğunda bedene ve zihne toplu bir yorgunluk olarak geri dönüyor. Bu yüzden çok yoruluyoruz ama neye yorulduğumuzu tam söyleyemiyoruz. Gün dolu ama his boş.
Peki bunu gerçekten yaşıyor muyuz? Çoğumuz “evet” der ama emin miyiz?
Belki de önce küçük teste ihtiyacımız var.
Zaman konfetisi testi (Kendinle sessiz bir yoklama)
Aşağıdaki soruları hızlıca geçmeyin. “Evet” sayınız önemli.
- Bir işi yaparken aynı anda telefona bakmadan duramıyorum.
- Gün sonunda yorgunum ama somut olarak ne yaptığımı hatırlamak zor.
- Bildirim gelmese bile telefonu kontrol ediyorum.
- Dinlenirken bile “bir şey kaçırıyorum” hissi oluyor.
- Uzun bir şeye odaklanmak (kitap, film, sohbet) eskisinden daha zor.
- Günler birbirine karışıyor, zaman hızlı ama verimsiz geçiyor gibi.
- Sessizlik bazen rahatsız edici geliyor.
- 0–2 evet: Zaman hala büyük ölçüde seninle.
- 3–5 evet: Zaman konfetisi gündelik hayatına sızmış durumda.
- 6–7 evet: Dijital yorgunluk artık bir sinyal veriyor olabilir.
Bu bir teşhis değil.
Ama yaşadığımız zaman biçimine dair güçlü bir işaret.

Neden zaman konfetisi bu kadar güçlü bir tuzağa dönüştü?
Çünkü zaman konfetisi, anlık üretkenlik hissi veriyor.
Bir mesajı cevaplamak, kısa bir taslak bırakmak, mini bir işi aradan çıkarmak… O an tatmin edici. Ama bu kısa tatmin, uzun vadede derin dikkati ve gerçek dinlenmeyi ortadan kaldırıyor. Zaman konfetisi, günümüzün şekerle kaplı yorgunluğu gibi. Tatlı geliyor ama beslemiyor.
Bu küçük görevler bize kontrol hissi veriyor ama aslında zamanımız üzerindeki kontrolü daha da zayıflatıyor. Günün sonunda hiçbir şey tam olarak bitmemiş gibi hissediyoruz. Çünkü her şey biraz yapılmış durumda.
Zaman konfetisi çağında yaşıyoruz; bundan tamamen kaçmak mümkün değil. Ama her an bölünmek zorunda da değiliz. Dijital yorgunluğu azaltmak, ekran süresini kısmaktan çok, dikkatin bölünme sayısını azaltmakla ilgili. Asıl mesele, aynı anda her yerde olmaktan vazgeçmek. On dakikayı gerçekten on dakika gibi yaşayabilmek.
Zamanı nasıl geri kazanabiliriz?
Büyük kararlar değil; küçük ama somut bir farkındalıkla başlayabiliriz.
Bir günlük zaman deneyi:
Bugün ya da yarın, günün herhangi bir tek saatini seçin. Bu bir toplantı, bir yürüyüş, bir kahve molası ya da bir iş olabilir.
- O saat boyunca telefonunuza sadece iki kez bakın.
- Bildirimleri kapatmanıza gerek yok; sadece erteleyin.
- Zihniniz başka yere gittiğinde fark edin ve geri dönün
Saat bittiğinde kendinize şunu sorun: Bu bir saat daha mı uzun geldi, yoksa daha mı kısa?
Çoğu insan için cevap şaşırtıcı oluyor. Zaman uzamıyor; derinleşiyor.
Sonra şunları deneyin:
- Gerçek molalar yaratın
Mola, çalışmanın zıddı değil; parçası. Ama telefonlu molalar dinlenme değildir. - Odak listesi yapın
Yapılacakları değil, neden yaptığınızı yazın. Bu, karar yorgunluğunu azaltır. - Sessiz zamanı koruyun
Bildirimleri kapatmak cesaret ister; ama gerçekten dinlenmek istiyorsanız buna ihtiyacınız var. Kısa bildirim sessizlikleri, beynin yeniden toparlanmasına izin verir.
Belki de günün sonunda sormamız gereken soru şu: Bugün zamanımı mı harcadım, yoksa gerçekten yaşadım mı?
Çünkü zaman hala akabiliyor. Ama ancak biz onu yeniden bir bütün haline getirmeyi seçersek.