30 Mayıs 2024, Perşembe Gazete Oksijen
Haber Giriş: 26.02.2021 06:00 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:14

"20 milyon TL daha bulursak aşıyı 2022’nin ilk yarısına hazır ederiz"

Boğaziçi Üniversitesi’nde bir grup bilim insanı, pandeminin başından bu yana yeni bir teknoloji kullanarak korona aşısı üretmeye çalışıyor. Ekibin lideri Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özeren, ASC mikrokürecik aşı teknolojisini Oksijen’e anlattı
"20 milyon TL daha bulursak aşıyı 2022’nin ilk yarısına hazır ederiz"
Boğaziçi Üniversitesi’nde bir grup bilim insanı son 10 yıldır yeni bir aşı teknolojisi üzerinde çalışıyordu. Vücuttaki ASC proteinini istilacı mikroorganizmaya karşı harekete geçirerek bağışıklık tepkisini yükseltmeyi’ amaçlayan bu yeni teknolojiye ‘ASC mikrokürecik aşı’ adını verdiler. Geçen yıl Covid-19 patlak verince, bu teknolojiyi kullanarak koronavirüse karşı etkili bir aşı geliştirmek üzere harekete geçtiler. Ekibin başında üniversitenin Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr.  Nesrin Özören var. Prof. Özören liderliğinde 10 kadın ve 5 erkekten oluşan ekip, koronavirüsün Türkiye’de ilk görülmeye başladığı Mart 2020’de kolları sıvadı. Şu anda aşıyı fareler üzerinde deniyorlar. Prof. Özeren, geliştirmeye çalıştıkları aşıyı ve geldikleri noktayı Oksijen’e anlattı.

Diğer aşılardan farklı

“ASC mikrokürecik yapıları, vücuda giren virüsü algıladığında bağışıklığı yükseltme ve vücudu virüsten koruma’ prensibine dayanıyor. Diğer koronavirüs aşılarından önemli farkları var. Mikrokürecik aslında bir protein yapı. İnsanda varolan ASC proteini, kendi kendine katlanarak ipliksi yapılar yapıyor. Bu ipliksi yapılar yün yumağı gibi ama toplu iğnenin binde biri kadar. Yabancı bir mikroorganizma vücuda girdiğinde akyuvarlarımızda oluşan doğal bir yapı. Bir istilacı geldiğinde alarm zilini çalıyor. Stokin salımını başlatan bir mikrokürecik aslında bu.”
Pınar Çıtak Koygun ve Prof. Dr. Nesrin Özeren
Pınar Çıtak Koygun ve Prof. Dr. Nesrin Özeren

Fareler üzerinde başarılı

“Biz ASC mikroküreciklerini kendi amaçlarımız doğrultusunda patentli bir teknolojiye dönüştürdük. ASC proteinini koronavirüsün taç proteiniyle (RBD bölgesi) kaynaştırıyoruz. Yani virüse ait bir parçayı mikroküreciğe dahil ediyoruz. Fareler üzerindeki deneylerde bağışıklığı başlattığını kanıtladık. Bu sadece korona aşısına özgü bir teknoloji değil. Bizim öncül projelerimiz kuş gribine yönelikti. Kanser immün (bağışıklık) tedavisi için kanserin bir belirtecini mikroküreciğe dahil edip hayvana verdiğimizde o belirtece karşı immün yanıtın tetiklendiğini gösterdik. Bu teknolojiyi henüz biz de kullanmadık, dünya da kullanmadı. Bizim öncü bir çalışmamız vardı, koronavirüs gelince ona adapte etmek istedik. Belki de Türkiye’den çıkacak bir buluşla, insan deneylerinde her şeyi düzgün yaparak diğer teknolojilerin de önünü açmış olacağız.”

Burun spreyi ve damla

“1 Nisan’dan bu yana fare deneyleri devam ediyor. Aşının farelerde karın içine enjeksiyonunda başarılı sonuçlar alındı. Ardından kas içine geçtik. Etik Kurul’dan karın içi, kas içi ve deri altı izni almıştık. Deri altı deneyleri 1-2 hafta içinde başlayacak. Önce bu zerrecikleri üretip saflaştırıyoruz, bu süreç iki ay alıyor. Deney de 2 ay sürüyor. Belki sonra burun spreyi ve çocuk felci aşısı gibi ağızdan damla formunu da denemek istiyoruz. Bunlar bizi çok heyecanlandırıyor. Bu daha önce hiç yapılmadı. Her deney hem bizim hem de bilim dünyası için yeni.”

4 ayrı patent alındı

“Dört bölgeden patent aldık. En son 2019’da AB tarafından tescillendi. Herhangi bir kişi bu çalışmayı gizli yapıyorsa da dışarı satamayacak, bizimle anlaşması gerekecek. Denetim ve onay süreçlerinin ardından insanlar üzerinde Faz denemeleri başlayacak. Bizim laboratuvarda ürettiğimiz aşıyı insanlarda kullanamayız. Kırklareli’de bir ilaç fabrikasıyla anlaşma yapacağız. Sertifikalı bir yerde aşıyı üretip, test süreçlerinin hepsini tamamlayıp Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumu’na gideceğiz. ‘Şu deneyleri yaptık, artık insanlı denemelere geçebilir miyiz?’ diyeceğiz. Faz denemelerine Mayıs, Haziran gibi başlamayı planlıyoruz. Faz I ve Faz II’yi birarada yapabilirsek, aşının 2022’nin ilk altı ayı içinde piyasada olması muhtemel görünüyor. Faz 3’e 10 bin kişi katıldı diyelim, ilk 2 aydaki sonuçlar çok önemli. Hızlı ruhsatlandırmadan yararlanmak isteriz.”

20 milyon TL gerek

“ASC mikrokürecik aşısı projesine ilk 12 ay için 1.5 milyon TL bütçe ayrıldı. Bundan sonraki çalışmalar için görüşmeler devam ediyor. TÜBİTAK araştırma kısmını karşıladı. İnsan faz çalışması için yine bütçe gerekiyor. Faz I, Faz II, Faz III için 20 milyon TL gibi bir bütçeye ihtiyacımız var. Faz I, 50 kişiyle yapılırsa kabul ediliyor. FAZ II’de 200-300 kişiye gitmeniz lazım. FAZ III’te de 5-10 bin kişiyle çalışılması gerekiyor.”

Aşımızın hiçbir riski yok

“Koronavirüs aşıları farklı farklı. mRNA aşıları, RNA aşıları ile klasik inaktif aşılar. En bilineni inaktif aşı. Ve şu anda Sinovac hızlı ruhsat aldı. Riski biraz daha az diyebiliriz çünkü bildiğimiz, eski teknoloji bu. RNA ya da DNA aşıları moleküler biyoloji açısından çok ilginç, heyecan verici, fakat RNA’ları biz çok iyi kontrol edemiyoruz. RNA molekülünün kendisini kontrol edemiyoruz. Bozulması kolay, - 70, - 80 derecede korunması gerek. Avrupa ve Türkiye’de GDO’lu gıdaları yasaklarken, şu anda dünyada insanlara RNA aşıları yapıyoruz. Hücre yapısını değiştirme ihtimali var. Belki de hiçbirşey olmayacak ama bilemiyoruz. Mikrokürecik aşısı ise güvenli. Neden? Çünkü bizim kendi yapımız; mikrokürecik zaten oluşan bir şey. Burun içi ya da deri altına, biraz daha yüksek miktarda vereceğiz. Hiç yan etkisi olmayacak diyemeyiz. Olabildiğince doğala yakın yapmaya çalışıyoruz. O mikrokürecik kendimize has bir protein, üstüne taç proteinin bağlanma bölgesine girdiği noktasındaki parçayı ekledik. Bizim aşımızda, DNA ve başka bir tuz katkısı olmayacak. Bizim aşımız oda sıcaklığında en az 1 ay , 4 derecede buzdolabında yıllarca saklanabilecek.”
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü laboratuvarlarında 15 kişilik ekip çalışmalarına devam ediyor
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü laboratuvarlarında 15 kişilik ekip çalışmalarına devam ediyor

"Hiçbir varyant aşının etkisini sıfıra indirmez"

Prof. Dr. Nesrin Özören koronavirüs mutasyonlarının bir aşıyı tamamen etkisiz hale getirmesinin mümkün olmadığını söylüyor. “Mesela İngiliz varyantında 400- 500 aminosaitten biri değişiyor. Bilgisayar modellemesiyle, protein yapısı üzerinde takip edebiliyoruz bunu. Bizim hedeflediğimiz bölge değişmedi. Çok korkulan Afrika varyantı kendi kendine sönümlenmiş yeni gelen haberlere göre. İnsan vücudu ve yapısı zaten bizim dünyada kalmamız için en güçlü silahımız. Biz aşılayarak onu tetikliyoruz. Bizim kendi bağışıklığımıza güvenmemiz gerekiyor. Virüsler ve mutasyonlar hep olacak. Diyelim ki taç proteini ACE 2’ ye bağlanacaktı. Ama çok değişik bir mutasyon yaptı. Bu virüsün de işine gelmiyor. Virüs varolan taç protein yapısını alt üst edip tamamen yeni bir yapıya geçemez. Bizim bölge değişirse biz ona göre, aşıyı modifiye edebiliriz. Virüs değişiklikleri minimal yapıyor. Mutasyon esnasında 500’de 1 fark olmuşsa koruyuculuk yüzde 99 değil de yüzde 95’e inebilir…”

Üç virüse karşı tek aşı yapabiliriz

Rusya’da hayvanlardan insanlara geçen bir H5N8 virüsü, kanatlı hayvan çiftliğinde çalışan 7 işçiyi enfekte etti. Örneğin bu ya da bunun gibi ileride çıkabilecek virüslere karşı mikrokürecik aşısı modifiye edilebilir mi? Prof. Dr. Nesrin Özören “Evet” diyor, “Elimizde bir prototip var. Aşının ortaya çıkması 12-16 ay sürer. Korona gibi hayvan deneyleri vs olacak. Orada da çözüm ortaya koymak isteriz. H5 ile ilgili bizim projemiz zaten var. Onun raporunu TÜBİTAK’a 2019’da sunmuştuk. Projeye Boğaziçi Üniversitesi hibeleriyle devam ettik. Kompozit aşı, yani domuz gribi, kuş gribi, insan gribi üçlüsünü beraber aynı mikrokürecikte yapmak istiyoruz. Bu şekilde çözümlerimiz de var. Bunlar teorik olarak düşündüğümüz şeyler. Sıfır noktasında değiliz. İleride hayvan aşılarına da yönelmek istiyoruz. Yeter ki fon gelsin. Şu anda ilgilenen 6-7 yatırımcı var. Covid-19, 2-3 yıllık bir salgın değil. Önümüzde uzun bir yol var.  Tüm dünyada yüzde 60’a yakın bir aşılamaya ulaşıldığında virüsün yayılması durur. Bunun için en az 2-3 yıla ihtiyacımız var. Bazı şeyler istediğimizden daha uzun sürüyor. Bu, işin doğasında var. Herkesten sabır ve iyiniyet istiyoruz.”