02 Temmuz 2022, Cumartesi
Haber Giriş: 22.01.2021 08:00 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:14

Maskenin içinde ağlamak çok zordu

Söz sırası salgınla en ön saflarda mücadele edenlerde
Maskenin içinde ağlamak çok zordu
Editör Editör
Pınar Çıtak Koygun

Anneye babaya sarılamamak, çocuğunu kucaklayamamak, gözyaşlarını bir maskenin içine akıtmak... Sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlardan sadece birkaçı. Hastaların dert ortağı da onlar, psikoloğu da. Kimisi annesinin, kimisi çocuğunun yerine koyuyor, bunlar da üzerlerine biçilen rollerden bazıları. Tek beklentileri ise saygı, anlayış ve şiddete maruz kalmamak. Çok mu şey istiyorlar, okuduktan sonra siz karar verin

Dünyayı teslim alan koronavirüsle savaşın en ön saflarında onlar yer alıyor. Yaşadıkları türlü zorluklara rağmen, mesleklerine olan bağlılıkları zerre azalmamış. Görev başında yaşadıkları güçlüklere, altüst olan aile hayatları eklenmiş. Yorgunlar, önlemlere uymayanlara kızgınlar ve aile özlemiyle dolular. Pandeminin kahramanları, yaşadıklarını Oksijen’e anlattı.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Rahman Köseoğlu: ''Salgının başında ayrı ev tuttum'' 

Trabzon’da ilk vakanın Fransa’dan gelen bir kadın hastada görüldüğünü belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Rahman Köseoğlu, salgının başında 2 ay eve gidemediğini hatta bir doktor arkadaşıyla ailesinden uzakta tuttukları bir evde yaşadığını söyledi. “14 gün boyunca yatma zorunluluğu olduğu için başını duvara vuran, duvarları yumruklayan hastalar oldu” diyen Köseoğlu, şöyle devam etti: “Zor bir süreçti. Koruyucu ekipmanlarla saatlerce sırılsıklam çalıştık. Mayısta evime döndüm. Annemin yanına giderken bile test yaptırdım. Dedemi Covid’den kaybettik. Hiçbir yakınımızın oraya gidememesi çok kötüydü. 10 yataklı servisi 13 yatağa çıkardık. Her gün 5-6 kişiyi kaybettiğimiz bir dönem oldu. Sağlıkta şiddet çok belirginken, bunun üzerine pandeminin yaşanması herkeste duygusal olarak bir kırgınlık yarattı”. Köseoğlu’nun unutamadığı hastası, virüse birlikte yakalanan bir çiftmiş: “İkisi de zatürre olmuştu. Erkeği yoğun bakım için ikna ederken bana ‘Eşim size emanet doktor bey‘ dedi. ‘Eşiniz kurtulacak’ dedim. Ancak kadın hastamın taburcu olduğu gün, eşi vefat etti. Hastamın, eşinin vefat ettiğinden haberi yoktu. Bunu unutamam çok etkilendim.”  Doktor Köseoğlu, sağlık çalışanlarının taleplerini de şöyle dile getirdi: “Pandemiden sonra belirli bir standardın olmasını, pandemide çalışanların sosyal haklarının ve performans sisteminin güncellenmesini istiyoruz. Bir hekim günde 80 hasta bakmamalı. Kimse 80’inci hasta olmak istemiyor. Özellikle hemşireler ve yardımcı sağlık personellerinin özlük haklarının iyileştirilmesi gerekiyor.” 

Yoğun Bakım Hemşiresi Seher Altuncu: ''Anneme 'Sarılmak yok' dedim, başladık ağlamaya''

Trabzon’daki Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakım hemşiresi olarak çalışan Seher Altuncu’yu yüzündeki maske izleriyle tanıdık. Seher hemşirenin o fotoğrafı, sağlık çalışanlarının ağır mesaisinin tek karelik özetiydi. Fotoğrafın nöbet arasında çekildiğini söyleyen Altuncu “4.5 saat içeride kaldım. O gün çok yoğundu. Bir eks vermiştik, bir kişiyi entübe etmiştik. Günün yoğunluğunun ifadesiydi” dedi.  Koronavirüs hastalarının bu süreçte bir bebek gibi bakıldığını söyleyen Altuncu, “Bazen bilinci açık hasta konuşmak istiyor. Sohbet ediyorsunuz. Yedirmek, içirmek de dahil. Yoğun bakım hemşireliği annelik gibi” diye konuştu.  Salgın başlar başlamaz anne ve babasıyla ayrılmak zorunda kaldıklarını anlatan Altuncu şöyle devam etti: “Onları köye gönderdim. Boğazımız ağrısa, virüs kaptık diye endişelendik. Psikolojik olarak çok yorulduk. 3.5-4 aydır ailemle görüşmüyorum. Aşı olduk, psikolojik olarak rahatladık ama maskeyi çıkar at olmuyor. Aşımızı olup işimize döndük.” En hüzünlü anısını, annesine sarılamadığı an olarak tarif eden Altuncu “Annem ile babamı köye gönderdikten sonra kumanya götürmüştük. Annem beni görünce sarılmak istedi, “Sarılmak yok” dedim. Annem ağlamıştı. Maske içinde ağlamak, beni çok zorlamıştı” dedi.  Altuncu, beslemek zorunda olduğu bir kadın hastayla arasında geçen diyaloğu da şöyle anlattı: “Hasta utanıyordu benden. Rahatlatmak için ‘Beni evladın yerine koy’ dedim. ‘Evladımdan ötesiniz’ diye yanıt verince ikimiz de ağlamaya başladık.” Altuncu’nun maske takmak istemeyenlere de bir mesajı var: “Biz 24 saat maskenin içindeyiz.  Sınırları zorlayan insanlar var. Bir süre konforlarından feragat edebilirler. İnsanlar bazen acımasız olabiliyor. O fotoğrafımı akıllarına getirsinler.”

Hastabakıcı Yavuz Çelenk: ''Maskenin yeri çene veya kol değil''

20 yıllık hastabakıcı Yavuz Çelenk, Trabzon Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi’nde görev yapıyor. Kendisi de koronavirüse yakalanan Çelenk, “Koruyucu ekipmanımız olduğu için kapma ihtimalim çok düşüktü, hastaneden mi dışarıdan mı kaptım bilmiyorum. Nöbet çıkışı eklem ağrılarım başladı. Annem babam yaşlıydı, küvözde çocuğum vardı kendimi hemen evde izole ettim” dedi. Bir süre odasından çıkmadığını, sürekli eldiven kullandığını anlatan Çelenk “Solunum sıkıntım başlayınca 112’yi aradım ve hastaneye götürdüler. Virüsün akciğere indiği tespit edildi. 8 gün hastanede yattım; 3 kez plazma aldım. Şu an iyiyim raporum bitince 1 hafta sonra bir aksilik olmazsa işe başlayacağım. Ama yürüyüş yaptığım zaman hala yoruluyorum” diye konuştu.  Çelenk’i en çok etkileyen, yoğun bakımda tedavi gören gençler olmuş. Maskeyi çenesine ve koluna takanlara kızgın. Cerrahi maskelerin kullanım süresinin 3-4 saat olduğunu hatırlattı ve halktan duyarlılık beklediklerin vurguladı.  

Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Kutbettin Demir: ''Yoğunluk ve ekipman eksikliği darbe vurdu'' 

Pandemi boyunca 15 aile hekiminin hayatını kaybettiğini söyleyen Kutbetin Demir, “Yaşanan yoğunluk ve kişisel koruyucu ekipman eksikliği gibi nedenlerle aile hekimleri de hastalandı” dedi. Karın ağrısıyla gelen hastaların çoğu zaman asemptomatik taşıyıcı olabildiğini ifade eden Demir, şöyle devam etti: “Oran olarak en çok sağlık çalışanının hastalandığı ülkeyiz. İtalya’da kayıtlı hasta sayısı hekim başına 800, Almanya’da 1000, Türkiye’de ise bu sayı 3 bin 500. Bu nedenle fiziki şartların düzeltilmesi lazım. Özellikle pandemi döneminde, hasta sayısının düşürülmesi gerekiyor.” Koronavirüs bulaşır diyerek çoğu kişinin hastaneye gitmediğini de söyleyen Demir, “Aile sağlığı merkezlerinde kimin korona olduğu bilinmiyor. Gereksiz yere başvuru yapmamak, hastaları korumak için çok önemli. Maske, mesafe ve hijyen önlemleri, aşılandıktan sonra en az 1 yıl daha devam etmeli. İnsanların da sağlık çalışanlarına ılımlı davranması gerekiyor“ diye konuştu.

Hemşire Ersan Bıçak: ''Psikolojik destek de bizim işimiz''

Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan hemşire Ersan Bıçak, göreve başlar başlamaz pandemiyle tanışmış. Atamasının 19 Mart’ta yapıldığını söyleyen Bıçak “Herkes korku içindeydi, ne olduğunu bilmiyorduk. İlk başta 5 koronavirüs hastası yattı. Önce 12 saat, ardından 24 saat nöbete geçtik. Tulumu giymek bile başlı başına bir iş. Tulumun üstüne bir de önlük giyiyorsunuz. Hastadan hastaya geçerken, viral yük taşımamak için, yeşil önlüklerimizi değiştiriyorduk. Saldıranlar, tükürmeye çalışanlar, birçok kişiyle karşılaştık” dedi.  Bir hastanın “Ben ölecek miyim?” diye sormasını unutamadığını belirten Bıçak “Atlatırsın, gençsin” diye teselli verdim kendisine. Taburcu ettik sonunda, çok mutlu oldu. Odaya girdiğimizde hastalara sadece ilaç tedavisi vermedik; psikolojik açıdan da onlara destek olduk. Bir baba-oğul peş peşe hastaneye yatmıştı. 50 yaşındaki oğlu vefat etti. 80 yaşındaki baba ise taburcu oldu. Eve gittiğinde oğlunun öldüğünü öğrenmişti. En genç hastamız 20 yaşındaydı. Aslında bu süreçte hastalarla psikolojik olarak da bir bağ kuruyorsunuz. Bizleri çocukları yerlerine koyuyorlar” diye konuştu. Bıçak, salgın öncesi üç arkadaşıyla aynı evi paylaştığını, ardından evi ayırıp yalnız yaşamaya başladığını söyledi, Giresun’da yaşayan ailesini 3 aydır görememekten yakındı. Bıçak’ın eve gittiği her gün kendisine sorduğu soru ise hep aynıymış: “Acaba bana da bulaştı mı?”