25 Eylül 2022, Pazar
Haber Giriş: 20.08.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:16

Beni elbette öldürecekler

Defalarca suikast girişimine maruz kalan, sokakta dövülen ancak Taliban’ın dönüşüyle bile ülkesini terk etmeyen kadın hakları savaşçısı Şükriye Barakzai, “damarlarında gezen korkuyu” ve Batı’ya duyduğu öfkeyi anlattı
Beni elbette öldürecekler
Editör Editör
Şükriye Barakzai, Afganistan kadın hakları hareketinin lider figürlerinden. Defalarca suikast girişimine maruz kaldı. Gizlice kız çocukları için okullar açmaya, bunları yönetmeye devam etti. Aylarca hastanede yattı. Taliban yenilince Kabil milletvekili oldu. Ülkesini Norveç’te büyükelçi olarak temsil etti. Mücadele Taliban yenilince de bitmedi. Ancak İngiliz Daily Mail gazetesine, Taliban Kabil kapısına dayanmışken yazdığı yazıda bambaşka bir öykü anlattı. 48 saat sonra Taliban şehri ele geçirdi.  “Taliban’ın suikast listesinin üst sıralarında olduğumu biliyorum. İşin aslı, Taliban buraya gelince ne kadar yaşarım bilmiyorum” diyen Barakzai’nin “Neden ülkeyi terk etmedin?” diyenlere de bir yanıtı var: “Beş çocuklu bekar bir anneyim. Onlara bırakacağım ülkeye dair sorumluluklarım var. Benim gibi insanlar ülkeyi terk ederse, kim kalıp savaşacak?” İşte o yazıdan geniş bir özet: Siz bu yazıyı okurken kim bilir Taliban nereye varmış olacak. Şimdiden yüzlerce sivil öldürüldü, sayısız korku hikayesi anlatılıyor. Korku dolu ailesinin önünde bir kadının gözleri oyuldu; daha 12 yaşında kızlar Taliban’ın “mücahitleri” için seks kölesi yapılmak üzere annelerinden koparıldı; erkekler sırf “yanlış” müzik dinlemek veya “eğitim alma” cüreti göstermek gibi basit “suçlar” yüzünden cezalandırıldı.  Şimdi bu kadim ve dertli topraklarda yeni bir kanlı dönem başlıyor. Ömrümün çoğunu geçirdiğim Kabil şehrinde, Taliban’dan kaçmak için çaresizlik içinde başka bölgelerden akın eden on binlerce mülteci de var. Çoğunun sırtındaki kıyafetten başka bir şeyi yok. Su, gıda, hijyen yok. 11 Eylül sonrası Koalisyon Güçleri’nin 2001 yılında Taliban’ı mağlup etmesiyle başlayan dönem sona erdi. 20 yılda büyük zorluklarla elde edilmiş haklar da silinip gidiyor. 
17 Kasım 2014’te Barakzai’nin aracına yönelik intihar saldırısında en az üç kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı.
17 Kasım 2014’te Barakzai’nin aracına yönelik intihar saldırısında en az üç kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı.

90’ların başı bambaşkaydı

1990’ların başlarında, kadınlar Afgan toplumunda çoğunlukla eşit muamele görürdü. Şehirler modern dünyaya açılmıştı; kadınlar eğitim alıyor, aile hayatıyla birlikte kariyerini de sürdürüyordu. Genç bir kadın olarak ben de Kabil Üniversitesi fizik bölümüne girmiştim; yazar olmayı düşünüyordum. O günlerde siyaseti başkalarının işi olarak görüyordum. Ilımlı Afgan hükümeti ile Sovyet işgaline direnen ve on yıl süren savaştan galip çıkan mücahitlerin gerilla savaşı arasında tırmanan şiddet, hem bu planımı hem de eğitimimi sona erdirdi.  Üstelik daha en kötüsünü görmemiştik. 1996 Eylül’ünde, Taliban Afganistan’da iktidar oldu. Herkes acımasız yasaklara maruz kaldı ama en ağır bedeli kadınlar ödedi. Şiddet gördüler, ötekileştirildiler, eğitim, çalışma ve toplum içinde var olma haklarımız bir bir elimizden alındı. Ev dışında çalışmamıza izin yoktu; evden çıkmaya cüret edebilmemiz için burka takmamız ve yanımızda erkek bir akrabamızın bulunması gerekiyordu. Eğitimli orta sınıftan birçok kişi Afganistan’dan kaçarak sürgüne gitti ama ben kalmayı tercih ettim. Kaldım çünkü elimden geleni yapmaya kararlıydım. Gizli okullar açtım. Etrafımdaki adaletsizliğe karşı, bildiğim tek yöntemle savaşmak zorundaydım. Sokaklarda dayak yedim ve üç kez tutuklandım fakat uluslararası toplumun bize destek vereceğine dair inancımı sürdürerek hayatta kaldım. Bu, beş yıl sürdü. 2001’de ABD ve İngiliz ordularının hava taarruzu ve ardından gelen şiddetli kara muharebesi sonrası Taliban geri çekildi.  Sonraki 20 yıl, haklarımızın ciddi bir kısmını geri almak için bitmek bilmez bir mücadeleyle geçti. Bu haklar için önce milletvekili olup Kabil’de mücadele ettim, Afganistan’ın Taliban sonrası anayasasının oluşturulmasına yardımcı oldum, sonra kadınların sesini duyuran haftalık Ayna-i Zen gazetesini kurdum. Yeni nesil Afgan kadınlar okullara, üniversitelere ve iş yerlerine döndü; istedikleri yaşamı hayal etmekte ve seçmekte hürdüler. Şimdi o hayaller berhava oluyor. Okullar ve üniversiteler birbiri ardına kapatılıyor. Taliban eskisinden daha merhametsiz ve gaddar. İçinde radikal IŞİD’den Özbekistan İslami Hareketi’ne, Pakistanlı Tehrik-i Taliban’dan Çeçen ve Uygur gerillalara kadar, uluslararası terörist ağlarından birçok kişi bulunuyor.  Bugünkü savaşçıların HUMVEE denen askeri 4x4’leri, roketleri ve makineli silahları var; öncüllerinden çok daha iyi donanımlılar, çok daha ileri teknolojileri kullanıyorlar. Bu yılın başından beri rüzgarı arkalarına aldılar. Nisan ayında ABD Başkanı Joe Biden tarafından Amerikan birliklerinin ülkeden tamamen çekileceğinin teyit edilmesinden önce de alametler vardı. Ocak ayında Afgan Yüksek Mahkemesi’nde görevli iki kadın hakim, pazar sabahı işe giderken Kabil’de kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından öldürülmüştü. 
Barakzai, saldırıdan sonra hastanede. (Fotoğraf: Getty Images)
Barakzai, saldırıdan sonra hastanede. (Fotoğraf: Getty Images)

Kapı kapı gezip evlenecek çocuk arıyorlar

Sonra bombardımanlar başladı. Hedefler arasında bir kız de okulu vardı. Gazni’nin Malistan kentinde bir grup, kocasının ve çocuklarının önünde bir kadının önce gözlerini oydu, sonra da kadını öldürdü. Kuzey Afganistan’da cihatçı komutanlar imamlardan 12-45 yaş arası evlenmemiş kız çocuklarının ve kadınların listesini istiyor. Bu çocuk ve kadınlara ganimet gözüyle bakılıyor. Taliban askerleri bazı köylerde kapı kapı dolaşıp zorla evlenmek için genç kız arıyor; amaçları bu kızları cinsel köleliğe mahkum etmek. Hiçbir bakireyi gözden kaçırmamakta öyle kararlılar ki evdeki çekmeceleri, gardıropları, hatta valizleri bile arıyorlar. Erkekler de bu acımasız muameleden nasibini alıyor. Uruzgan vilayetinde yüksek lisans yapmış tek kişi olan bir mühendis, sırf kentin en eğitimli insanı olduğu için öldürüldü. Herat eyaletinde bir başka erkek, devlet memurluğu “suçundan” Taliban tarafından katledildi. 

Sokakta doğum

Geçen hafta başka biri pop müzik dinlerken yakalandığı için bilincini kaybedene kadar yalın ayak yürümeye zorlandı. İnsanlar Kabil’e kaçtı. Birçoğu acımasız yaz sıcağında gölge bulabildiği bir yerde yatıyor. Hafta başında bir kadın sokakta doğum yaptı. Dün gece bir kampı ziyarete gittim, evden birkaç torba giysi götürdüm ve yurtlarından nasıl olduklarını dinledikçe ağladım. Afgan hükümeti yardım için elinden geleni yapıyor ama işin aslı, Taliban güçleri ufukta görünmeseydi bile, Kabil yurdundan edilmiş binlerce sivile bakabilecek altyapıya sahip değil. Bu yüzden bir abluka hissiyatı hakim. ABD ve İngiltere kendi vatandaşlarının tahliyesine yardımcı olmak için birlik gönderirken, biz kaderimize razı oluyoruz. Gidecek yerimiz yok. Benim korkmak için özel sebeplerim de var. Kadın hakları için kampanyalar düzenleyen ve sözünü sakınmayan biri olduğumdan, yıllardır Taliban’ın suikast listesinin üst sıralarında olduğumu biliyorum. Son yıllarda, Koalisyon’un Taliban’ı mağlup ettiği “barış” döneminde bile, birçok kez hayatıma kastedildi.  2003’te anayasa taslağı üzerinde çalışırken, meclisten ayrılacağım saate göre ayarlanmış bombadan son anda kurtuldum. O günden beri tetikteyim; rutinimi değiştiriyorum ve programımdan sadece güvenilir birkaç kişiyi haberdar ediyorum.  Ama bir fanus içinde yaşanmıyor. 2014 Kasım’ında güneşli güzel bir sabah, koruma eşliğinde meclise doğru ilerlerken bir intihar bombacısı aracımı hedefi aldı. Cep telefonumdan konuştuğum arkadaşlarımla o akşam için yemek planı yapıyordum. Yan taraftan gelen kırmızı arabayı fark ettim. Sonrasını hatırlamıyorum. Sonradan kırmızı arabanın içinde bulunduğum zırhlı araca yandan çarptığını ve sürücüsünün üzerindeki bombayı patlatarak aracımı neredeyse tamamen yaktığını öğrendim. Gözlerimi açtığımda yaşayıp yaşamadığımı bile bilmiyordum. Bir tek şoförümün ağladığını fark edebildim. Mucize eseri ikimiz de sağ kurtulduk. Üç ay hastanede yattım; vücudum yaralarla kaplıydı. Bugün bile etkileri sürüyor, dengemi sağlayamıyorum. Ama ben şanslıydım. O gün bomba patladığında etrafta olan üç sivil hayatını kaybetti. Hala hedefte olduğumu biliyorum; Taliban beni ibret olarak göstermek istiyor. Damarlarımda korku dolaşıyor. İşin aslı, Taliban buraya gelince ne kadar yaşarım bilmiyorum. Ama bir yere gidemeyeceğimi de biliyorum. Beş çocuklu bekar bir anneyim. On yaşında ikiz oğullarım, 23, 19 ve 17 yaşında üç kızım var. Onlara bırakacağım ülkeye dair sorumluluklarım var. Benim gibi insanlar ülkeyi terk ederse, kim kalıp savaşacak? Üstelik risk altında olan tek kişi ben değilim: Taliban’a ve onların rezil öğretisine muhalif olan herkes tehlikede. 

Biden’a, hepsine yazıklar olsun

Batı’nın ikiyüzlülüğünün ve sırt çevirmesinin bedelini ödüyoruz. Geçen yıl birçok ülke Katar’ın başkenti Doha’daki sözüm ona “barış görüşmelerinde”, Taliban’ın önüne kırmızı halı serdi.  Gerçekte herhangi bir görüşme olmadı; sadece Batı’yı sakinleştirip Koalisyon’un tamamen çekilmesi için gerekli koşulları yaratacak içi boş bir halkla ilişkiler faaliyeti yürütüldü.  Umarım dünya izliyor ve utanç duyuyordur. Biden’ın ülkeden çekilme kararı tamamen sorumsuzca bir hamleydi; üstelik sadece Afganlar için değil, günün birinde bu sorundan payını alacak bütün Batılı müttefikler için. Hayatlarımızla ve insan haklarıyla oynadılar; hepsine yazıklar olsun. Oksijen’in notu: Barakzai, Taliban Afganistan başkentine girince bir tweet atarak “Kabil’de yaşayanlar şok ve travma içinde. Bu oyunun bu kadar tekrar edileceğini hiç bilmiyordum” dedi.