31 Temmuz 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 30.07.2026 20:01 | Son Güncelleme: 30.07.2026 20:16

Çin İran'ı dizginleyebilir mi? Körfez ülkeleri Pekin'in Tahran üzerindeki nüfuzunu test ediyor

ABD-İsrail saldırılarıyla yeniden tırmanan İran savaşında Körfez ülkeleri, Hürmüz ve Kızıldeniz'deki tehditleri azaltması için gözünü Çin'e çevirdi. Pekin'in Tahran üzerindeki ekonomik nüfuzunun ne kadar etkili olduğu, bölgedeki güç dengeleri açısından kritik bir sınavdan geçiyor
Çin İran'ı dizginleyebilir mi? Körfez ülkeleri Pekin'in Tahran üzerindeki nüfuzunu test ediyor
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Reuters'ın bildirdiğine göre İran savaşı yeniden tırmanırken, Körfez'deki Arap ülkeleri Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'in yeniden güvenli hale gelmesi için Washington yerine Çin'in İran üzerindeki ekonomik nüfuzunu kullanmasını istiyor. Böylece Pekin'in Tahran üzerinde ne kadar baskı kurabildiği ve bunu yapmaya ne kadar istekli olduğu da sınanıyor.

Körfez kaynaklarına göre Çin'den daha büyük rol üstlenmesi yönündeki talep, artan hayal kırıklığından kaynaklanıyor. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı savaş, bölgedeki rakipleri İran'ı zayıflatırken, aynı zamanda Körfez ülkelerinin hayati öneme sahip enerji ihracatını da sekteye uğrattı ve farklı ölçülerde onları da çatışmanın hedefi haline getirdi.

Üç bölgesel kaynağa göre İran ve müttefiklerinin Kızıldeniz'deki Bab el-Mendeb Boğazı ile Hürmüz Boğazı'nı tehdit etmesi üzerine Körfez ülkeleri Pekin'den yardım istedi. Kaynaklar, savaşın ABD'nin bölgedeki gücünün sınırlarını ortaya koyduğunu belirtiyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, yeni bir ateşkes sağlanması amacıyla çok sayıda mevkidaşıyla telefon görüşmeleri ve toplantılar gerçekleştirdi. Çin'in Orta Doğu Özel Temsilcisi Zhai Jun da Körfez ülkelerinin başkentlerinin yanı sıra İran'da temaslarda bulundu. Çin Dışişleri Bakanlığı ise Reuters'ın sorusuna verdiği yanıtta, "Çin tüm taraflarla yakın iletişimini sürdürdü ve çatışmaları durdurup barışı teşvik etmek için sürekli çaba gösterdi" ifadelerini kullandı.

Çin'in hem Körfez ülkelerinden petrol alan en büyük müşterilerden biri hem de İran'ın en büyük ticaret ortağı olması önemli fırsatlar sunarken aynı zamanda hassas dengeleri de beraberinde getiriyor.

Bir Körfez kaynağı, "Körfez ülkeleri ile Çin arasında büyük bir karşılıklı saygı var ve Çin önemli bir ticaret ortağı. Bu nedenle hassas konular son derece sessiz ve dikkatli şekilde gündeme getiriliyor" dedi.

İran ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdüreceğini belirtiyor. Tahran yönetimi, ABD ve İsrail'in ortadan kaldırmayı hedeflediğini açıkladığı nükleer programla ilgili müzakereler sürerken saldırıya uğradığını vurguluyor.

Kaynak, Körfez ülkelerinin nihai hedefinin Pekin'in Tahran'ı müzakere edilmiş bir çözüme yönlendirmesi olduğunu belirterek Çin'in genellikle yavaş ve temkinli hareket ettiğini söyledi. Ancak uzun sürecek bir savaşın ABD üzerindeki baskıyı artırarak Çin'in çıkarlarına da hizmet edebileceğinin farkında olduklarını ifade etti.

Çin'in Orta Doğu politikası büyük güç rekabetiyle sınırlanıyor

Çin, 2022'de düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi'nden bu yana Körfez İşbirliği Konseyi'nin altı üyesi olan Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ticaret ve yatırım ilişkilerini önemli ölçüde geliştirdi. Bu yıl Riyad'da yeni bir zirve düzenlenmesi planlanıyor ancak henüz kesinleşmiş değil.

Buna rağmen Pekin, Tahran'ın deniz taşımacılığına yönelik tehditlerini kamuoyu önünde açık biçimde eleştirmekten kaçındı. Bu durum da Çin'in Körfez'in güvenliği ve enerji ihracatını korumak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda soru işaretleri oluşturuyor.

İkinci bir Körfez kaynağı, "Çin daha fazla rol almaya ve daha faydalı olmaya çalışıyor. Ancak Çin'in düşündüğümüz kadar etkili olmadığı ortaya çıktı. Bunun isteksizlikten mi yoksa kapasite eksikliğinden mi kaynaklandığı tartışılır. ABD devreye girdiğinde büyük güç hesaplarının her şeyin önüne geçtiğini görüyoruz" dedi.

Washington Institute'ta Çin uzmanı olan Henry Tugendhat ise Reuters'a yaptığı değerlendirmede, Pekin'in temel önceliğinin taraflardan birinin yanında açıkça yer alıp diplomatik risk almak yerine bölgedeki tüm ilişkilerini korumak olduğunu söyledi.

Tugendhat'a göre ABD doğrudan savaşa dahil olduktan sonra Çin'in hesapları yalnızca Körfez'le sınırlı kalmadı; Washington ile küresel rekabet de belirleyici unsur haline geldi.

Çin ile yapılan görüşmeler hakkında doğrudan bilgi sahibi bir kaynak ise, "Körfez ülkeleri Çin'den teknoloji, yatırım ve insansız hava araçları satın alabilir. Ancak Washington'dan bağımsız şekilde işleyen bir Çin nüfuzu satın alamazlar" dedi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 24 Eylül'de ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek üzere ABD'ye gitmesi bekleniyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, Şi'nin Orta Doğu'da barış ve istikrarın korunmasına yönelik dört maddelik öneri sunduğunu ve bölge ülkelerinin kalkınma, güvenlik ve iş birliğini desteklemeyi teklif ettiğini açıkladı.

Çin ve diğer ülkeler çıkar dengesi kuruyor

Çin, güçlü ekonomik bağlarını kullanarak Orta Doğu diplomasisinde daha etkin rol üstlendi ve 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasındaki sürpriz normalleşme anlaşmasına aracılık etti. Ancak bugün bu diplomatik başarının da ciddi bir sınavdan geçtiği belirtiliyor.

Reuters'a geçen hafta konuşan üç Pakistanlı kaynağa göre Pekin, Washington ile Tahran arasında barış görüşmelerinin yeniden başlaması için Pakistan'ın arabuluculuk yapmasını teşvik ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı ise Pekin'in "Orta Doğu ve Körfez bölgesinde barış ve istikrarın en kısa sürede yeniden tesis edilmesi için aktif rol oynamayı sürdüreceğini" açıkladı.

Bilgi sahibi altı kaynağın verdiği bilgiye göre Çin ayrıca, İran destekli Husilerin Suudi limanlarına erişimi engelleyeceğini açıklamasının ardından Çin bağlantılı tankerlerin Kızıldeniz'in güneyinden saldırıya uğramadan geçebilmesi için Husilerle doğrudan görüşmeler yürüttü. Çin Ulaştırma Bakanlığı ise bu konuda yorum yapmadı.

Washington Institute'tan kıdemli araştırmacı Anna Borshchevskaya, Çin'in diplomatik girişimlerinin şu ana kadarki tek somut sonucunun Çin bağlantılı gemileri koruyan ikili düzenlemeler olduğunu söyledi.

Borshchevskaya, "Bunun ötesinde Çin'in neyi başarabildiğini ya da başarmaya istekli olduğunu görmek zor" değerlendirmesinde bulunarak, savaşın Çin'in çıkarlarını korurken yükselen enerji fiyatları nedeniyle ABD ve Avrupalı liderler üzerindeki seçmen baskısını artırdığını savundu.

Uluslararası yaptırımlar nedeniyle İran petrolünü indirimli fiyatlarla satın alan Çin bu durumdan ekonomik olarak da fayda sağladı. Son yıllarda çift kullanımlı bileşenler, çip ekipmanları ve uydu navigasyon sistemleri aracılığıyla İran'ın güvenlik kapasitesine desteğini artırdı. Ancak savaş başladıktan sonra açık biçimde askeri yardım sağlamadı.

İran savaşı başladığından bu yana Pekin, İran'a çip ekipmanları, istihbarat desteği veya savunma sistemleri sağladığı yönündeki haberleri sürekli yalanladı. Çin yönetimi, tutumunun "şeffaf ve açık" olduğunu, "çatışmayı körüklemediğini" savundu.

Analistlere göre Pekin'in krize yaklaşımı, Doğu Asya dışındaki bölgelerde bağlayıcı güvenlik taahhütlerinden kaçınan uzun vadeli stratejisinin bir yansıması niteliğinde.

ABD'nin karşılıklı savunma yükümlülüklerine dayanan ittifak sisteminden farklı olarak Çin, ticaret, yatırım ve silah satışına dayalı ortaklıkları tercih ediyor. Daha yakın askeri angajmanlarını ise büyük ölçüde kendi yakın çevresiyle sınırlı tutuyor.

Çin ile yapılan görüşmelere doğrudan vakıf olan kaynak, Pekin'in Husilerle kurduğu çıkar temelli ilişkinin Çin bağlantılı gemileri büyük ölçüde saldırılardan koruduğunu ancak tüm saldırıları sona erdirecek bir baskı oluşturmadığını söyledi. Kaynak, Çin'in Husilerin 2023-2024 dönemindeki saldırılarında da benzer bir yaklaşım sergilediğini belirtti.

Kaynağa göre ABD'nin aksine Çin'in Körfez'de herhangi bir savunma yükümlülüğü, deniz yollarını korumaya yönelik askeri görevi veya böyle bir rol üstlenme isteği bulunmuyor.

Pekin, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için askeri güç kullanmaya hazır olmadığını ve başka ülkelerin de bunu yapabileceğine inanmadığını açıkladı. Çin bunun yerine diplomasi, diyalog ve uluslararası deniz ticaret yollarının güvenliğinin korunması çağrısını sürdürüyor.