26 Kasım 2022, Cumartesi
Haber Giriş: 04.03.2022 04:49 | Son Güncelleme: 04.03.2022 21:18

Her sirende aynı korku: “Ruslar mı geldi?”

Kievliler hem silahla hem de akıllarıyla direniyor kapıdaki Rus işgaline. Her siren sesi yeni bir korku. 1 Mart’ta akşama doğru uzun uzun çalan sirenler, başkanlık sarayına yalnızca 3 kilometre uzaklıktaki resmi televizyon kulesinin vurulduğunun habercisiydi. Acaba bu sefer ki neyin?
Her sirende aynı korku: “Ruslar mı geldi?”

Nimet Kıraç

Şehrin merkezini boydan boya kesen, normal bir günde rengarenk görünen, sokak lambalarıyla çevrili Kreşatik Caddesi bugün alabildiğine gri, boş ve gergin. Kollarında sarı-mavi bantla sarılı birkaç Ukrayna askeri, Bağımsızlık Meydanı’nı bölen taş yolların üzerinde, ağır barikatlar ardında bir Avrupa başkentini koruyor. Sokak çatışmalarına hazırlıklı olmak adına devasa büyüklükte beton bloklar cadde üzerine yerleştiriliyor. Hava 1 derece, ara ara kar yağıyor, sokakta birkaç gazeteci ve askerlerden başka kimse yok. Ukrayna tüm dünyayı ekranlara çağıran sınır ötesi askeri harekata karşı teyakkuzda.

Tarih, 2 Mart 2022.

Saat 13:15. Yakınlarda bir yerden top atışı yapıldı. Top sesleri, 16 dakika öncesinde bir dakika boyunca çalan sirenlerin ardından geldi. Sirenler, “hemen sığınağa gidin” demek. Bir Avrupa başkenti tanınmaz halde. Restoranlar, dükkanlar, marketler kapalı. Toplu taşıma şu an yok. 

Nimet Kıraç

“Kaldım çünkü kazanacağız”

Memleketindeki bu manzaralara baktıkça içi Rusya’ya karşı öfke dolan Katerina isimli genç kadın, neden savaş halindeki ülkesini terk edip gitmediğini şöyle anlatıyor: “Kaldım çünkü kazanacağımıza dair hiç şüphem yok. Sivil direnişimiz bana güç veriyor ve tarihin bir parçası olmak istiyorum. İnsanlar ellerinde, evlerinde ne varsa yolluyorlar. Kadınlar, Rus tanklarını elleriyle durduruyor ve Rus askerlerine ağızlarında çiçek tohumları taşımalarını söylüyorlar. Bu savaşı Ukrayna halkının kazanacağını biliyorum.”

Katerina Ukrayna Alan Savunması adlı silahlı direniş örgütüne destek veriyor.

Ülkenin kuzeyinden ve doğusundan devam eden Rus baskısı esnasında Harkov’da Rus güçlerinin petrol boru hattına saldırmalarının geri dönülmez etkileri olduğunu ve Rusların askeri noktaları değil, sivilleri hedef aldığını söyleyen Ukraynalılar, her şeyden önce bir bağımsızlık mücadelesi verdiklerini söylüyorlar. Normal hayatında bir okulda halkla ilişkiler uzmanı olarak çalışan 27 yaşındaki Yana Luhovtsova da Ukrayna Alan Savunması’nın bir parçası ancak tüfeğini değil, bilgisayarını kullanarak çarpışıyor. Rusya ve Ukraynalılar arasındaki mevcut tek savaş, sahada değil, aynı zamanda beyinlerde ve kalplerde.

“Aslında silahlanıp yüz yüze savaşmak da isterdim. Ancak şu anda buna ihtiyaç var. Bu yüzden gelen yardımların Alan Savunması’na ulaşması için elimden geleni yapıyorum” diyen Luhovtsova, gazetecilerle de sürekli iletişimde kalarak durumun vahametinin doğru şekilde aktarılmasına katkıda bulunmak istediğini söylüyor. “Ruslar başka bir dünyada yaşıyorlar çünkü kendi devletleri onlara sadece yalan söylüyor. Rus halkı yalanlardan dolayı bizi kurtardıklarını sanıyor. Böyle bir askeri operasyonla neyi kurtarıyorlar? Kadınlar ve çocukların öldüğünü belki de bilmiyorlar bile. Rusya, Ukrayna halkına şu an füzelerle saldırıyor” diyor.

Hükümet bir haftadır süren saldırılar esnasında 2 binden fazla sivil öldürüldüğünü söylemiş olsa da Rusya yalnızca askeri ve resmi noktaların vurulduğunu söylüyor. Öte yandan, Polonya sınırındaki Belarus kenti Brest’te gerçekleşecek ikinci müzakereler için Ukrayna heyetine koridor açtığını açıklayan Rusya, 3. Dünya Savaşı’nın “nükleer ve yıkıcı” olacağı açıklamasını yaparak, NATO sınırında gerçekleşen bu savaş esnasında elindeki büyük küresel kozunu öne sürüyor. Ukrayna’nın en büyük nükleer enerji santrali olan ve 2014 yılından beri Rus hakimiyetinde olan Donbas bölgesinin biraz batısında yer alan Zaporijya’yı kontrolü altına aldığını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na bildiren Rusya bir yandan Avrupa’nın Fransa’dan sonra en büyük nükleer gücü olan Ukrayna’nın başkentinden de elini çekmiyor.

Saat 16:15. Kiev’de yeniden sirenler çalıyor. Başkente vardığım gün, yani 1 Mart’ta akşama doğru uzun uzun çalan sirenler, başkanlık sarayına yalnızca 3 kilometre uzaklıktaki resmi televizyon kulesinin vurulduğunun, bu saldırıda da birisi kameraman, beş kişinin öldüğünün habercisiydi. Acaba, bugünkü sirenler neyin habercisi? Cevabını, Ukraynaca yayın yapan haber televizyonlarından anlayabilmek adına televizyonu açıyorum ancak kanallar çekmiyor. Otelde yalnızca kahvaltı var; günün devamını hazır noodle gibi paketli yiyeceklerle geçirmemiz gerekiyor. Odada su ısıtıcı yok, çatal bıçak yok, bunları satan bir yer de yok.

Saat 20:25. Sirenlere alışmıyorsunuz. Çalan her siren “Ruslar vardı mı?” sorusunu yineliyor. Uluslararası haber merkezleri uzunluğu 64 kilometreyi bulan Rus ordusu konvoyunun başkente 20 kilometre kadar yaklaştıklarını bildirmişti. Pentagon, çarşamba gecesi bu konvoyun kıpırdamadığını, başka bir deyişle direniş sebebiyle yol alamadığını açıkladı. Yine de kapıdalar. Siz bu yazıyı okurken, durumun ne olacağını bildirebilecek bir haber merkezi ve hatta resmi merci yok. Sirenin üzerinden 25 dakika geçti. Oldukça yakından epey de şiddetli bir patlama sesi geldi. Haber merkezleri bu patlamanın tren istasyonu yakınından yankılandığını, şehri terk etmek için tren bekleyen kadınların ve çocukların tahliyesinin başladığını söylüyor. Kamu binalarının birçoğunu çeperinde barındıran Bağımsızlık Meydanı’nın hemen yanından ambulans sesleri duyuluyor. Durum hiç iyi görünmüyor. 

Saat 20:57, tekrar sirenler çalıyor. 22:16, tekrar. 22:20, tekrar. 22:21, bir tür atış yapıldı. Kiev’de yarın değil, yalnızca bir dakika sonrasında ne olacağı belli değil.

Kadınlar her yerde güçlü olmak zorunda

Birleşmiş Milletler’in 2 Mart tarihli açıklamasına göre Ukrayna’dan 900 bin kişi göç etti. Yüz binlerin çıkmaya çalıştığı bir ülkeye girmek hiç de kolay değil. “Gelme” diyen seslerin üzerine gitmem Türkiye’nin Kiev Büyükelçiliği’ni sinirlendiriyor. Kiev’e varmam beş günümü alacak. Önce İstanbul’a, oradan Viyana’ya, oradan Varşova’ya. Sınıra yaklaşabilmek için Polonya’nın başkentinden ülkenin güneydoğusunda yer alan Rzeszow şehrine uçuyorum.

Rzeszow, küçük ve sevimli bir şehir. Savaştan kaçan Ukrayna halkı için ilk güvenli liman. Tren istasyonu, bavulları ve üzerinde battaniyeleriyle gecenin bir yarısı ısınmaya ve dinlenmeye ihtiyacı olan kadınlar ve çocuklarla dolu. 23 yaşındaki Magdalena ile konuşmamız  uzun sürüyor çünkü gelen göçmenlere yardım etmek için sık sık yanımdan ayrılması gerekiyor. “Burada gazetecilik okuyorum. Sosyal medyada buraya göçmenlerin geldiğini görüp anında nasıl yardım edebileceğimi düşünmeye başladım” diyen Magdalena, iki gündür neredeyse tam zamanlı olarak gıda yardım paketleri dağıtıyor. “Kadınlar, dünyanın her yerinde güçlü olmak zorunda. Onlara kucak açmak benim için önemli. Çocukların da oyuncakla karşılanması gerek” diyor. 

Gece yarısından sonra tanıştığım Ralph, ABD’li bir yazılımcı. Öğrencilerle beraber bir uygulama yaratmışlar: “Her yerden yardım geliyor. Ancak iki gündür kalem kağıt ile kayda geçirilmeye çalışmak gönüllüleri çok yordu. Şimdi, bu uygulamayla daha efektif olabileceğiz”. Öğrenciler yeni gelen göçmenlerin demografik bilgilerini kayda alıyorlar. Ralph “Kaç bebek, kaç çocuk geldi; yardımları doğru tasnifleyebilmek için bunları bilmemiz gerek. Onun dışında, aileler evlerini hatta arabalarını bile açtı, yardım sorunumuz yok” diyor.

Polonya’ya ulaşan grupları yardım ekipleri karşılıyor

Her yeni tren, beraberinde yardıma ihtiyacı olan yeni aileler taşıyor. İstasyondaki çocuklar resim yaparak eğlenirken aileleri de dinlenme fırsatı buluyor. İnsanları o halde gördükçe, sınıra yaklaşmak için sabırsızlanmaya başlıyorum. Rzeszow’dan arabayla bir saat uzaklıktaki sınır şehri olan Premsyl’e taksiyle giderken radyoda “Wind of Change” çalıyor. 

Premsyl kentine her dakika yeni bir kadın ve çocuk grubu sınırı yürüyerek geçerek ekleniyor. Yardımsever gruplarla karşılaşan Ukraynalıları görmek, Polonya’nın Afgan ve Orta Doğulu göçmenlere olan insanlık dışı müdahalelerini akla getiriyor, Ukrayna’dan gelen göçün anlık yansımaları, Polonya’nın Slav halkına daha farklı baktığını ortaya koyuyor. 

Birleşmiş Milletler’in 5 milyon kişinin Rusya saldırısı sebebiyle göçmen konumuna gelebileceğini açıkladığı şu günlerde on binlerce Ukraynalı Şehyni-Medyka sınır kapısından kendilerini savaşın ötesinde konumlandırmaya çalışıyor. İki yaşındaki Victoria babasının kucağında,  oyuncağa bakarak gülümsüyor. Annesinin konuştukça gözleri doluyor, babası ise yere bakıyor. “Putin” diyor ismini vermek istemeyen anne, “Putin bizlerin üzerine bombalar yağdırdı. Kızım için buradan gitmem gerekiyor artık.” 

Burası NATO coğrafyasının sonlandığı yer. Çevrede sayısız pembe başlıklı küçük çocuk ve kadın var. 

“Altı ay önce Taliban’dan kaçtık”

Başlarına gelenleri anlamlandırmaya çalışanlardan biri de Nahide adındaki Afgan kadın. “Altı ay önce Taliban’ın gelmesiyle başlayan savaş ortamından kaçıp eşim ve çocuklarımla Ukrayna’ya iltica ettik. Şimdi yine bir savaştan kaçıyoruz” diyen kadın, uzaktaki eşini göstererek onun doktor olduğunu, kendisininse çalışmadığını, üç çocuğu büyüttüğünü söylüyor. Üç yaşındaki İbrahim, annesi konuşurken elindeki plastik şişeden çıkardığı çubuğa üfleyerek balon yapıyor, sonra o balonları annesine göstererek kovalıyor. “Şimdi Almanya’ya gideceğiz” diyor annesi sessizce. 

Elinden tuttuğu çocuğuyla beraber sınırda karşılaştığım 35 yaşındaki Elena, Polonya halkına ne kadar teşekkür etse az olacağını söylüyor. “Keşke ülkemde kalıp çocuğumu orada büyütebilseydim ama çocuğumun gökyüzünü, güneşi ve bulutları görerek büyümesi benim için daha önemliydi” diyor. Küçük kızını kucağına alarak yola devam ederken bana Ukrayna’da iyi şanslar diliyor. 

Göçün ters  yönünde yolculuk başladı

Premsyl tren istasyonuna Kiev trenine binmek için geri döndüğümde 24 saate kadar rötar bilgisini alınca sınırı yürüyerek geçmeye karar veriyorum. İnsanların garip bakışları arasında kalabalığın ters istikametinde giderken, sınır görevlisinin Polonya’dan çıkış damgasıyla artık NATO’nun koruması altından çıktığımı idrak ediyorum. On binlerce kadın ve çocuk teller ardında, ellerinde bavulları, çocukların ellerinde oyuncakları, kimisinin yanında köpeği, kedisi… Savaştan kaçıyorlar ve Kiev’e varana kadar da bunun ne demek olduğunu anlamak oldukça güç.

Kapıyı geçtikten sonra yaklaşık 20 dakika yürüyerek bir benzin istasyonunda beni alacak kişiyi bekliyorum. Yaklaşık dört saatlik bir bekleyiş sırasında benzin istasyonunda Türkiye’ye geri dönmeyi bekleyen turistlerle sohbet ve çok sayıda Afrikalı ve Orta Doğulu göçmenin dertlerine tanık olduktan sonra gelen araç beni ülkenin en batısında yer alan ve kültürel olarak Avrupa Birliği değerlerine de en yakın konumlanan Lviv şehrine götürüyor. 30 kilometre boyunca süren araç kuyruğu beni her geçen dakika daha da hayrete düşürse de bu aslında normal; ülkede savaş var.

Sirenler çalarken camdan dışarı bakan bir kadın dikkatimi çekiyor

Farlar kapalı gece yolculuğu

Lviv’de eşyalarımın büyük bir kısmını güvenli bir yere emanet ettikten sonra Kiev’e gelecek olan bir araç bulmaya çalışıyorum. Bir tanıdığın tanıdığının tanıdığı beni almayı kabul ediyor. 40’lı yaşlarındaki bu adamın adı Anatoli ve ortak bir dil konuşmuyoruz. Lviv’den çıkışta da yine Polonya istikametinde kilometrelerce araç kuyruğuna şahit oluyorum. Kiev ile Lviv arası normal koşullarda yedi saat, biz 24 saatte gidebiliyoruz. Yolda her birkaç kilometrede bir Ukrayna Alan Savunması’nın çevirmesini geçmemiz, benim gazeteci olduğumu anlatmam ve Anatoli’nin paniğini dil bilmeden yatıştırmam gerek. 

Evinin bulunduğu, Kiev’in bir saat batısındaki Bila Tserkva’ya ulaşmak, hava karardıktan sonra zorlaşıyor çünkü güvenlik zafiyeti var. Alan Savunması’nın ulaştırdığı bilgiye göre, istikametimizde Rus askerleri olduğu için yolu dört saat kadar uzatıp köy yollarından gidiyoruz. Sıfır ışık, çok sayıda yol kenarlarında konuşlanmış kamufle Ukrayna askeri. Her seferinde duruyoruz, havada dolaşan bir uçağı fark edince Anatoli iyice panikliyor. Oysa hava sahasının kapalı olması gerek. Çelik yeleğimi giymeye karar veriyorum. Günlerdir bavul, laptop ve bilumum çanta taşıdığımdan çok yorgunum ancak uyumam mümkün değil. Yol, aldığımız istihbarat doğrultusunda bir saat daha uzuyor, sonra bir saat daha. Bila Tserkva’ya vardığımızda yeri öpmek istiyorum. Sabah sirenler çalınca Anatoli koşup sığınağa gitmemiz gerektiğini söylüyor. Bu esnada, camdan dışarıyı endişeyle izleyen yaşlı bir kadın gözüme çarpıyor. 

İki ay önce farklıydı

Birkaç saat sonra Kiev’e yaklaştığımızda, pek de yaklaşmamış olduğumuzu fark ediyorum. Önümüzdeki araç sırası, bir saatlik yolu yedi saatlik kılıyor. Yanımızdan transit geçen ambulanslar ve askeri araçlar yakıt ikmali için benzin istasyonlarına giriyorlar. Yalnız her benzin istasyonu açık değil ve hatta neredeyse yalnızca birkaç benzin istasyonu işler halde. İşler halde olan benzin istasyonlarında raflar bomboş, araç sıraları bazen saati buluyor. Güvenlik noktalarındaki Alan Savunması militanlarının yerinde artık Ukrayna askerleri var. İş, gittikçe ciddileşiyor. 

Biz Kiev’e güneyden girerken, kuzeyde Rus askerleri var. Bütün güvenlik noktalarını ve kuyrukları geçtikten sonra girdiğim şehir içimde büyük bir hüzün oluşturuyor. Yollar bomboş. Daha iki ay önce işgal olasılığı haberi için geldiğimde canlılığı ve masalsı yapısıyla bende büyüleyici bir etki bırakan bu başkentte bugün sadece askeri hareketlilik var. Otele vardığımda ilk sireni duyuyorum. Beş kişinin yaşamına mal olan saldırının sireni, hiçbir barış anının yabana atılmaması gerektiğinin kanıtı. 

36 yaşındaki süpermarket çalışanı Andriy, tüm bu olanlardan dolayı çok üzgün olduğunu dile getiriyor, üzüntüsü zaten gözlerinden okunuyor: “Ailemi şehir dışına gönderdim. Ben burada çalışmaya devam ediyorum ama ne olacak bilmiyorum. Siz biliyor musunuz?”