26 Haziran 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 26.06.2026 04:30 | Son Güncelleme: 26.06.2026 05:36

Parasal bir Maestro’nun senfonisi: Alan Greenspan

Greenspan’in konuşmalarındaki muğlaklık literatüre Greenspeak olarak geçti. O kadar muğlak konuşuyordu ki eşi Andrea Mitchell evlilik teklifini anlamadı ve tekrar etmesini istedi.
Greenspan’in konuşmalarındaki muğlaklık literatüre Greenspeak olarak geçti. O kadar muğlak konuşuyordu ki eşi Andrea Mitchell evlilik teklifini anlamadı ve tekrar etmesini istedi.
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Alan Greenspan ne hatasız bir kahraman ne de tek başına bir günah keçisiydi. Sayılarla cazın, ideolojiyle pragmatizmin arafında yaşamış, küresel finansı bir orkestra gibi yönetmeye kalkışmış şüpheci bir dahiydi. Ekonominin notalarını biliyor, ritmi görüyordu ama insan doğasının irrasyonel coşkusunu tamamen dizginleyemiyordu. Ekonominin rockstar’ı Alan Greenspan’in hikayesine beraber bakalım…


507/[email protected]

“Mahallenizin finans muhbiri” tanımıyla açtığı X (Twitter) hesabıyla, finansal okuryazarlığı en yüksek kullanıcıların en sık takip ettiği finans yazarlarından. 507, X’te kullandığı mahlası.


Yirmi yaşında elinde saksafonla turne otobüslerinde sabahlayan, tren tarifelerini ezberleyen ve nihayetinde küresel ekonominin dümenine geçen bir dahi. 2008 ABD başkan adayı John McCain onun için, “Ölmüş olsa bile fark etmez. Dik tutun, güneş gözlüğü takın ve Fed’deki görevine devam etsin” demişti. Abartıyor muydu? 1990’lardaki Wall Street için pek değil. Piyasalar onun iki dudağının arasından çıkacak her kelimeyi heyecanla bekliyor, evrak çantasının şişkinliğinden bile gizli manalar devşiriyordu.

Greenspan, 22 Haziran Pazartesi günü Parkinson hastalığına bağlı yan etkilerden dolayı 100 yaşında hayatını kaybetti. Geriye ise nevi şahsına münhasır bir miras bıraktı.

Klarnetten Ayn Rand dünyasına

1926 yılında New York’un tek odalı bir apartman dairesinde doğdu. Çocukken beyzbol istatistiklerini ve tren saatlerini hafızasına kazıyordu. Rakamlar onun sığınağıydı. Bir de müziğe yeteneği büyüktü. New York’un ünlü konservatuvarı Juilliard’da eğitim gördü. Caz gruplarıyla turnelere çıktı. Annesinin mağazada kazandığından fazlasını kazanıyordu, lakin bir gün hepsini geride bıraktı ve ekonominin ritmini tutmayı seçti. Sebebini meşhur nüktedanlığıyla şöyle açıklamıştı: “Ekonomi daha az yaratıcıdır, ama en azından kalabalığı ağlatmaz.”

New York Üniversitesi İktisat Bölümü’nde istatistiklerin dilini çözmeye başladı. Hurda metal fiyatlarından, ambalaj kartonlarının hacminden geleceği okuyordu. 1952’de birkaç ay evli kaldığı eşi Joan Mitchell vasıtasıyla ünlü yazar Ayn Rand ile tanıştı. Ünlü yazarın görüşleri zihninde radikal bir değişim başlattı. Rand, siyah takımları ve asık suratı yüzünden ona “Levazımatçı” diyordu. Greenspan, Rand’ın “Kolektif” dediği pazar toplantılarının müdavimlerinden biri oldu. Orada mutlak serbest piyasa inancını ve altın standardını göğsüne bir nişan gibi taktı.

Siyasi kariyeri ekonomik danışman olarak Richard Nixon ile başladı, Gerald Ford ile devam etti. Nixon’ın Oval Ofis’te masaya yumruğunu vurup, “Ben de bir politikacıyım ama en azından dürüst bir iktisatçıya saygı duyarım” dediği gün, siyasetçiler ile iktisatçılar arasındaki o tehlikeli mesafeyi kavradı. Sonra Ronald Reagan onu 1987’de Federal Rezerv’in başına atadı.

Göreve gelmesinden iki ay sonra finans tarihinin en büyük depremlerinden biri yaşandı: “Kara Pazartesi”. Dow Jones tek bir günde yüzde 22 çakıldı. Uçaktaydı. Sakin kaldı ve Fed’in piyasaya likidite sağlayacağını bildiren kısa bir bildiri yayımlattı. Fırtına birkaç hafta sonra dindi. O gün şunu anladı: “Merkez bankacılığının yarısı güven oyunudur.”

Zamanla bu müdahaleci tavrı piyasalarda “Greenspan put” efsanesini doğurdu. Piyasalar ne zaman batacak gibi olsa, Maestro’nun onları kurtaracağına dair sarsılmaz bir inanç gelişti. Kariyerinin en büyük şov alanı ise Kongre sunumlarıydı. Kasıtlı bir anlaşılmazlık stratejisi yürütüyordu. Buna “Greenspeak” dendi. “Eğer size çok açık görünüyorsam, muhtemelen ne dediğimi yanlış anlamışsınızdır” diyerek kürsüden iniyordu. Bu çapraşık lisan o kadar kanına işlemişti ki, gazeteci Andrea Mitchell’a evlilik teklif ederken müstakbel eşi teklifi anlamayıp tekrar etmesini istemişti.

“İrrasyonel coşku”

Üslubu, alametifarikası haline geldi. Belirsizliği strateji olarak kullanıyordu.

Onu anlamak için sabahın köründeki ritüeline bakmak icap eder. Her sabah 05.30’da sıcak bir küvete girer, bacaklarındaki dolaşım sorunları nedeniyle iki saat orada kalırdı. Resmi ve cilalı milli gelir verilerine burun kıvırır; hurda metal alımlarını, navlun fiyatlarını, ambalaj kağıdı üretimlerini incelerdi. Küvette dünyayı düşünürken Arşimet kadar mutluydu. 1990’larda bu küvet analizleri işe yaradı. Herkes “Faizi artır” diye ısrar ederken o bekledi. İnternet ve teknoloji devriminin getirdiği gizli verimlilik artışını herkesten önce sezmişti. Haklı da çıktı. Ekonomi ısınmadan büyüdü. Ancak borsa yükselişi kontrolden tamamen çıktığında, tarihe geçen o iki kelimeyi sarf etti: “İrrasyonel coşku.” Piyasa bu sözlü uyarıyı dinlemedi. İnsan psikolojisinin, faiz oranlarından daha hoyrat olduğunu anladı.

Time dergisi, Hazine yöneticileri Robert Rubin ve Larry Summers ile beraber Greenspan’i ‘Dünyayı Kurtarma Komitesi’ başlığıyla kapağa taşıdığında artık yarı-tanrı mertebesindeydi. 1998’de LTCM adlı dev hedge fon çökerken, Rand’dan yadigar serbest piyasacı felsefesini bir kenarda tutup Wall Street bankalarını organize etti ve kurtarma operasyonunu yönetti. Reagan’dan oğul Bush’a dört başkan tarafından yeniden atanan Greenspan, Fed’in fiili imparatoru haline geldi. Onun sayesinde merkez bankacılar politikacılardan emir alan düz bürokratlardan, yeri geldiğinde başkanların önüne geçen rock yıldızlarına dönüşmeye başlamıştı.

Ancak kendi döneminin sonlarına doğru, özellikle 2000’lerin başında uyguladığı düşük faiz politikası konut balonunu şişirmeye başladı. Düzenleme ve mevzuat karşıtlığı (deregulation) ile türev ürünlere karşı aşırı müsamahakar duruşu, irrasyonel coşkuyu daha da körükledi. Serbest piyasanın kendi kendini düzelteceği inancı, ona fark ettirmeden başarısızlığa doğru sürükleniyordu.

Büyük kusur ve pişmanlık

2006’da görevden ayrılırken onursal şövalyelik unvanları ve muazzam bir itibar ile uğurlandı ve koltuğu Ben Bernanke’ye bıraktı. Fakat o sırada subprime konut piyasası sorunları sinsice büyüyordu. 2008 krizi patlak verdiğinde ve Lehman Brothers çöktüğünde prestiji sarsıldı. Eleştirmenler haklı olarak şunu soruyordu: Faizleri neden bu kadar uzun süre düşük tuttu? Türev ürünlerin risklerini neden görmezden geldi? Neden dev bankaların oluşmasına engel olmadı?

Ayn Rand’dan miras aldığı sarsılmaz piyasa imanı çökmüştü ve “rasyonel egoizm” felsefesi yara almıştı. Ekim 2008’de Kongre karşısına çıktığında, o eski kibirli Maestro’nun yüzünde net bir şaşkınlık vardı. Bankaların kendi hissedarlarını korumak için basiretli davranacağına olan kutsal inancı, insan hırsının görünmez duvarına çarpmıştı. Bu, entelektüel bir teslimiyetti.

Yazılmayan kuralın bedeli

Lars Christensen gibi parasal iktisatçılara göre Greenspan’in asıl başarısı, resmi bir hedef koymadan nominal büyümeyi yıllık yüzde 5,5 civarında tutabilmesiydi. Onun dönemine ekonomiyi kırmadan enflasyonun dizginlenebilmesi nedeniyle “Great Moderation” (Büyük Ilımlılık) denildi. Kendisini bir ekonomistten çok muhasebeci olarak görüyordu. Modellere değil, stok toplamlarına ve piyasaların duygusal tepkilerine odaklanıyordu. Fakat kurallarını hiçbir zaman kağıda dökmedi veya açıklamadı.
2006’da kural seti de kendisiyle birlikte Fed’den ayrıldı. Green-speak’in muğlaklığı ile birleşen bu sezgisel yönetim tarzı, kısa vadede mucize yarattı ancak kurumsallaşmadığı için haleflerine zorluk çıkardı. Ben Bernanke döneminde “tam açıklık” ilkesiyle de büyük oranda terk edildi.

Alan Greenspan ne hatasız bir kahraman ne de tek başına bir günah keçisiydi. Sayılarla cazın, ideolojiyle pragmatizmin arafında yaşamış, küresel finansı bir orkestra gibi yönetmeye kalkışmış şüpheci bir dahiydi. Ekonominin notalarını biliyor, ritmi görüyordu ama insan doğasının irrasyonel coşkusunu tamamen dizginleyemiyordu. Ondan geriye, küvette şekillenmiş parlak kararlar, Greenspeak’in muğlak mirası ve serbest piyasanın o büyük kör noktası kaldı.

Eşi Andrea Mitchell, ölümünün ardından duygulu bir açıklamayla veda etti: “1984’teki ilk randevumuzdan itibaren hayatımı şekillendirdi. Beyzbolda, teniste, golfte ve özellikle de cazda ‘irrasyonel coşku’ya sahipti. Hayatımın en büyük mutluluğu onun hayat arkadaşı olmaktı.”

(Fotoğraf: Getty Images)

Alma dediği her gayrimenkulü aldım

Ünlü gazeteci Barbara Walters, 70’lerde Greenspan’le kısa bir ilişki yaşamış, sonrasında yakın arkadaşı olmuştu. 1977’de New York Beşinci Cadde’de lüks bir ev almaya niyetlendiğinde Greenspan ona “Alma” demiş. Greenspan’in itirazına rağmen aldığı daire 10 yılda 3 kat değerlenen Walters tavrını “Alan ne zaman bir gayrimenkulü satın almamamı söylese, hemen gidip orayı satın aldım” diye anlatmıştı. Not: O ev 2023’te 15 milyon dolara satıldı.