Yeni çıkan diziler ve izlenmesi gereken en iyi filmler hangileri? IMDb puanı yüksek filmler, ters köşe senaryolarıyla şaşırtan diziler ve ödül sezonuna damga vuran yapımlarla dolu bir izleme listesiyle karşınızdayız!
Oksijen Dijital Platformlar Editörü Elçin Yahşi; her hafta Netflix, Disney+, Amazon Prime Video ve BluTV gibi popüler platformlarda öne çıkan yapımları, gerçek olaylardan uyarlanan filmleri ve hafta sonu bir solukta izleyebileceğiniz dizileri derliyor ve 'Ne İzleyelim?' bülteniyle her cumartesi sabah 09.00'da mail olarak okurlarımıza iletiyor. Eğer "Bugün ne izlesem?" diye düşünüyorsanız, Haziran 2026'nın en çok konuşulan dizileri ve en iyi yeni çıkan filmleri bu listede!
Elçin Yahşi'nin Ne İzleyelim? bülteni her cumartesi saat 09.00'da posta kutunuzda olsun istiyorsanız bu adresten ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
19 - 25 Haziran
Harlan Coben’den Netflix’e bir gizem daha
Gizem ve gerilim türünün usta kalemi Harlan Coben’in romanlarından uyarlanan ve Netflix kütüphanesinde büyük ses getiren yapımlar arasına bir yenisi daha eklendi: I Will Find You (2026).
Run Away, Missing You, Fool Me Once, Stay Close ve The Stranger gibi pek çok başarılı uyarlamanın ardından, 2023 yılında yayımlanan ve yazarın en güncel eserlerinden biri olan I Will Find You bu kez izleyiciyi daha da karanlık ve sürükleyici bir hikâyenin içine çekiyor.
Dizi, oğlunu öldürdüğü iddiasıyla haksız yere hapse atılan David adındaki bir babanın, oğlunun aslında hâlâ hayatta olabileceği haberini alınca gerçeği bulmak uğruna çıktığı zorlu görevi konu ediniyor.
Böylece oğlunu bulabilmek için her şeyi göze alan bir babanın, tehlikelerle örülü arayışını konu alan çarpıcı bir hikâye ortaya çıkıyor.
Netflix’te yer alan Harlan Coben uyarlamalarının 13’üncüsü olan dizi, güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor: Sam Worthington (Avatar), Britt Lower (Severance) ve Milo Ventimiglia (This Is Us, Gilmore Girls).
Bu karanlık ve gizemli arayışa ortak olmak isteyenler için I Will Find You şimdi Netflix’te.
Colin Hoover uyarlaması: Senden Geriye Kalan
It Ends with Us ile hem sinemada hem de medyada büyük yankı uyandıran; romantik yönüyle öne çıkan Regretting You ve Josh Hartnett, Dakota Johnson ile Anne Hathaway’in başrollerinde yer alacağı psikolojik gerilim Verity gibi uyarlamaların yazarı Colleen Hoover’ın bir başka çok satan romanı daha sinemaya uyarlandı: Reminders of Him (2026).
Maika Monroe (It Follows, Longlegs) ile Tyriq Withers’ın (HIM, I Know What You Did Last Summer) başrollerini paylaştığı bu romantik film, karanlık geçmişinin bedelini yıllarca hapiste kalarak ödedikten sonra serbest kalan Kenna adında bir annenin hikâyesini anlatıyor.
Kenna'nın tek isteği, hiç tanımadığı küçük kızıyla yeniden bir bağ kurmaktır. Ancak yıllar sonra geri döndüğünde, çocuğunu büyüten kişiler ona güvenmez ve Kenna bu duvarı aşmakta zorlanır. Ona güvenen tek kişi, yerel bir bar sahibi Ledger olur. Annelik, affetme, suçluluk ve değişim temalarının etrafında şekillenen bu hikâye, Kenna ve Ledger arasında beklenmedik bir aşkın doğuşuyla daha da derinleşir.
Peki, ikinci bir şans gerçekten mümkün müdür? Reminders of Him, 25 Haziran’dan itibaren Apple TV üzerinden kiralanarak ya da şu an satın alarak izlenebilir.
Müziğin en büyük rekabeti: Mozart & Salieri
Peter Shaffer’ın 1979 tarihli tiyatro oyunundan uyarlanan ve 1984 yapımı Oscar ödüllü filminden yeniden ekrana taşınan bu mini dizi, tarihin en büyüleyici sanat ve rekabet hikâyelerinden birini yeniden anlatıyor.
Amadeus (2025), merkezinde müzik dehası Wolfgang Amadeus Mozart ile saray bestecisi Antonio Salieri arasındaki sarsıcı rekabeti konu alıyor. Mozart’ın olağanüstü yükselişi, onu hayranlıkla izleyen Salieri için hem bir ilham kaynağı hem de giderek derinleşen bir takıntının başlangıcına dönüşürken, sanat, inanç, kıskançlık ve deha arasındaki karmaşık ilişki iç içe geçiyor.
Emmy adayı iki yıldız Will Sharpe (The White Lotus, Giri/Haji, Too Much) ve Paul Bettany (WandaVision, VisionQuest) başrolleri paylaşırken, beş bölümlük bu etkileyici dizi artık TOD ekranlarında izleyiciyle buluşuyor.
Tesadüf mü, evrenin mesajı mı?
Genç bir kadın, ölen kız kardeşinin telefonuna komik itiraflar içeren sesli mesajlar bırakmaya devam eder; hayatını onunla paylaşmayı sürdürür. Ancak bu mesajlar, yanlışlıkla kız kardeşinin eski numarasının yeni sahibine ulaşmaktadır. Mesajları dinleyen genç bir emlakçı, tanımadığı bir kadının bu samimi ve duygusal ses kayıtlarına giderek daha fazla bağlanır. Zamanla, hiç tanışmamış iki yabancı arasında beklenmedik bir duygusal bağ oluşur. Kardeşlik bağının gücü ve tesadüflerin etkisi, iki insanı hiç ummadıkları bir yakınlığa sürükler.
Zoey Deutch (Set It Up, Nouvelle Vague) ve Nick Robinson (Love, Simon) başrollerinde yer aldığı ABD yapımı romantik komedi Voicemails for Isabelle (2026), artık Netflix’te.
Yeni hayat ile eski aşkın çarpışması
Yakın zamanda evlendiği Kevin’la birlikte New York’ta yaşayan Damla, Kevin’ı da alarak Türkiye’deki ailesini ziyaret etmeye gelir. Burada ilk aşkı Burak ile karşı karşıya kalır.
Geçmişin silinmeyen bir figürü olan Burak, Damla’nın büyük bir çabayla kurduğu Amerika’daki yaşamını tehlikeye atar. Damla, ilk aşkının etkisiyle büyük bir sorgulamanın ortasında kalır. Nisan Dağ (Bir Nefes Daha) ve Esra Saydam (Öte) tarafından yönetilen filmin başrollerinde Damla Sönmez, Ahmet Rıfat Şungar ve Jacob Fishel yer alıyor.
Deniz Seviyesi (2014), yarından itibaren MUBI’de.
Bir aile, kayıp silah ve çöken güven
77. Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan ve ardından En İyi Uluslararası Film dalında Oscar adaylığı elde eden The Seed of the Sacred Fig (2024), HBO Max kütüphanesinde yerini aldı.
There is No Evil filmiyle Altın Ayı kazanan ve İran sinemasının önemli isimlerinden biri haline gelen Mohammad Rasoulof’un yönettiği film, Tahran’daki Devrim Mahkemesi’nde görev yapan hakim Iman’ın hikâyesine odaklanıyor.
Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestoların giderek şiddetlendiği bir dönemde, Iman’ın silahının gizemli bir şekilde kaybolması her şeyi değiştirir. Şüphelerini önce ailesine yönelten Iman, zamanla artan bir paranoyanın içine sürüklenir. Dışarıda siyasi çatışmalar büyürken, evin içinde de baskı ve güvensizlik giderek tırmanır.
Otoriter bir rejimin birey ve aile üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde ele alan Kutsal İncirin Tohumu, tüm karakterleri karanlık ve gerilim dolu bir atmosferin içine hapsediyor.
Eski koca, yeni kocayla kurtarma operasyonunda
Eski eşini kaçıranların izini sürmek isteyen bir dedektif, beklenmedik bir şekilde çözümü onun yeni kocasıyla birlikte hareket etmekte bulur.
İki eski koca, birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip bu ikili, kişisel çekişmelerini ve geçmişten gelen gerilimleri bir kenara bırakıp tehlikeli ve bir o kadar da absürt bir kurtarma operasyonuna girişir.
Peki başarılı olabilecekler mi? Güney Kore yapımı film, aksiyonu, macerayı ve komediyi harmanlayarak izleyiciye giderek daha kaotik ve eğlenceli anlar sunuyor. Başrollerinde Jin Seon-kyu (Aema, The Price of Confession) ve Gong Myoung'un (Love Untangled) yer aldığı Husbands in Action, (2026) Netflix’te izlenebilir.
Vahşi doğada ölümcül takip
Yellowstone, Landman, 1923, 1883… Televizyonda kendine özgü bir Western evreni kuran ve Hell or High Water filminin senaryosuyla Oscar adaylığı bulunan Taylor Sheridan, Angelina Jolie’yi gerilim dolu bir aksiyonun başrolüne taşımış.
23 Haziran’dan itibaren Netflix kütüphanesinde yerini alacak olan Those Who Wish Me Dead (2021), Montana’nın vahşi doğasında geçiyor. Babasının cinayetine tanık olduğu için iki suikastçı tarafından hedef alınan bir çocuk ile onu korumak için tehlikeli bir göreve atılan, aynı zamanda kendi travmalarıyla mücadele eden itfaiyeci Hannah’nın hayatta kalma mücadelesine odaklanıyor.
Fırtınaların ve orman yangınlarının ortasında sıkışan ikili, hem doğaya karşı hem de peşlerindeki ölümcül tehditlere karşı amansız bir savaş vermek zorunda kalır.
Kaderi değiştiren adam
Aile kavramını yeniden tanımlayan ve yolu mutfaktan geçen bir hikaye, Mr. Church (2016). Ölümcül bir hastalığa yakalanan bekar bir anne ve küçük kızının hayatı, yetenekli bir özel şef olan Henry Church’ün aralarına girmesiyle tamamen değişir. Doktorların yalnızca altı ay ömür biçtiği bu süreç, beklenmedik şekilde 15 yıla uzanırken, bu üçlü arasında derin ve sarsılmaz bir bağ oluşur.
Başrollerinde Eddie Murphy (Shrek serisi, Beverly Hills Cop serisi), Britt Robertson (Tomorrowland, The Longest Ride) ve Mckenna Grace’in (Scooby-Doo: Origins, Young Sheldon) yer aldığı film, “aile” kavramını yeniden tanımlayan duygusal bir hikâye sunuyor.
TRT 2’den haftanın filmleri
Between the Cliffs (2023)
Dağlık bir bölgede koyun sürüleri arasında yaşayan iki kardeşin sıradan hayatı, beklenmedik bir kazayla sarsılır. İbrahim’in bir çukura düşmesiyle birlikte İlma, hem sürüyle hem de kaderle baş başa kalır; İran yapımı bu dram, tam da bu kırılma anının etrafında şekilleniyor. (Bu akşam, 21.30)
Handle with Care (2017)
Eşi öldükten sonra altı yaşındaki evlatlık oğluyla tek başına kalan bir deniz işçisi baba, çocuğunun geçmişine dair daha fazla bilgi öğrenmek için onunla Norveç’ten Kolombiya’ya duygusal bir yolculuğa çıkar. (Yarın, 21.30)
January 2 (2024)
Kocasından ayrılan Klára, arkadaşıyla birlikte taşınmak için aynı güzergâhta tekrar tekrar gidip gelirken, bir çiftin zorlu ayrılığını kadının bakış açısından anlatan Macaristan yapımı gerçekçi bir hikâye ortaya çıkıyor. (Pazartesi, 21.30)
The Runner (1984)
İran’ın güneyindeki bir liman kentinde, ayakkabı boyayarak, su satarak ve depozitolu şişeler toplayarak geçimini tek başına yaşayan Amiro adlı genç bir yetimin hayat mücadelesine odaklanan, yönetmenliğini Amir Naderi’nin üstlendiği İran yapımı bir dram. (Salı, 21.30)
Sermon to the Fish (2022)
Sermon to the Void filmiyle bu sene 45. İstanbul Film Festivali'nde yer alan Azerbaycanlı yönetmen Hilal Baydarov, TRT'nin de yapımcıları arasında yer aldığı bu filminde, savaştan döndüğünde köyündeki herkesin tuhaf bir çürüme hastalığına yakalandığını öğrenen Davud'un hikâyesini anlatıyor. (Perşembe, 21.30)
MUBI’de bu hafta öne çıkanlar
Orphan (2025)
Son of Saul filmiyle 68. Cannes Film Festivali’nden Büyük Ödül (Grand Prix) ile dönen Macar yönetmen László Nemes, 1957 Budapeşte’sinde geçen yeni filmiyle karşımızda.
Annesinin ölen babası hakkında anlattıklarıyla sarsılan 12 yaşındaki Yahudi bir çocuğun, gerçek babası olduğunu iddia eden kaba bir adamla karşılaşmasının yol açtığı olayları merkezine alıyor.
God is Shy (2025)
En derin korkularını resmederek bir tren yolculuğunda vakit geçiren iki kişinin hayatının, gizemli bir yolcunun onlara katılmasıyla bambaşka bir yöne sürüklenmesini konu alan Fransa yapımı animasyon kısa film.
Ticket of No Return (1979)
Freak Orlando ve The Blood Countess gibi filmleriyle Alman sinemasının en sıra dışı yönetmenleri arasında yer alan Ulrike Ottinger, bu kült yapımında, büyüleyici güzelliğiyle dikkat çeken kimliği belirsiz bir kadının, hayatının geri kalanını sarhoşluk içinde geçirme arzusuyla Berlin’e uzanan yolculuğunu anlatıyor.
Dorian Gray in the Mirror of the Yellow Press (1984)
Uluslararası bir medya imparatorluğunu yöneten Dr. Mabuse, yarattığı kusursuz Dorian Gray’i skandallarla dolu bir çöküşe sürükler. Oscar Wilde’ın klasik eserinin modern bir uyarlaması olan bu film, Ulrike Ottinger’ın bir başka sıra dışı filmi.
Hardcore (1979)
Suç ve dramı birleştiren, Paul Schrader (First Reformed, The Card Counter) yönetmenliğindeki ABD yapımı film, muhafazakâr bir iş insanının pornografi endüstrisine yönelen kızının peşine düşmesini konu ediniyor. Bugün yayına giriyor.
HBO Max’te bunlar da var
Meant to Be: The Story of Pogány Induló (2025)
Macaristan’ın küçük bir kasabasından çıkıp 18 yaşında şöhrete kavuşan bir rapçi, şöhretle birlikte baskı, bağımlılık ve fedakârlıkla dolu bir mücadele vermek zorunda kalır. İlham verici bir yaşam hikâyesini merkezine alan dört bölümlük belgesel serisi.
The Girl Without a Name (2025)
Sorunlu bir çocukluktan kaçtıktan sonra ailesiyle yeniden bağ kurmaya ve parçalanmış kimliğini yeniden inşa etmeye çalışan birinin hikâyesi üzerine Fransa-Belçika ortak yapımı bir dram.
The Topurias (2026)
Yenilgisiz rekoru, yıkıcı nakavt gücü ve korkusuz dövüş stiliyle Ilia Topuria, UFC'nin en tehlikeli isimlerinden ve hafif sıkletin gerçek şampiyonlarından biri. Bu yeni spor belgesel serisi ise Topuria'nın kariyerindeki büyük zaferlerin ardından gelen hayatına ve zirvede kalma mücadelesine odaklanıyor.
Ultras: Passion and Death (2026)
Örgütlü, son derece tutkulu ve fanatizmin suç ve şiddetle iç içe geçtiği İspanya’daki “ultras” hareketini, üç büyük suç olayı üzerinden mercek altına alan spor belgesel dizisi.
Kurak Günler (2022)
Selahattin Paşalı, Ekin Koç, Selin Yeninci ve Erdem Şenocak gibi güçlü isimlerin oyuncu kadrosunu oluşturduğu film, küçük bir kasabaya atanan genç savcı Emre'nin kendisini derin bir toplumsal çatışma ve büyük bir skandalın ortasında bulmasını konu alıyor.
Kurtuluş filmiyle, bu yıl Berlin Film Festivali'nden Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü'yle dönen Emin Alper'in, festivallerde büyük ilgi gören bir diğer filmi. Çarşamba günü yayına girecek.
12 - 18 Haziran
Güzellik ve şöhretin gölgesinde bir tarikat
Eternal Values adlı tarikatı mercek altına alan belgesel serisi Bring Me the Beauties: A Model Cult (2026), HBO Max'te.
Manhattan sosyetesinin tanınmış isimlerinden Frederick von Mierers, kıyamet kehanetleri ve UFO inançları etrafında şekillenen Eternal Values adlı tarikatın lideriydi. Bu ruhani grubun dikkat çekici yönlerinden biri, üyelerinin önemli bir kısmının genç modeller, oyuncular ve varlıklı profesyonellerden oluşmasıydı. Tarikatın en bilinen üyesi ise ünlü erkek süper model Hoyt Richards'tı. Richards, yıllarca sevgi ve istismar arasında gidip gelen karmaşık bir ilişkinin içinde kalarak tarikatın etkisi altında yaşadı.
HBO Max'te yayınlanan bu üç bölümlük belgesel de moda dünyasının perde arkasındaki çarpıcı olayları aralarken, Mierers ile Richards'ın ilk karşılaşmalarından başlayarak ilişkilerinin zaman içinde nasıl şekillendiğini ve Eternal Values tarikatının üyeleri üzerindeki etkisini çarpıcı bir anlatımla gözler önüne seriyor. Ayrıca Hoyt Richards ile yapılan çarpıcı röportajlar, yaşananların birinci ağızdan aktarılmasını sağlıyor.
Taşıyıcı anneliğin yüküyle sınıra doğru bir yolculuk
Sonbahar, Karanlık Gece ve Âşıklar Bayramı gibi filmleriyle sinemamızda kendine özgü bir yer edinen Özcan Alper’in son filmi Erken Kış (2025), HBO Max’te izleyiciyle buluştu.
Film, başrollerinde Timuçin Esen (Hekimoğlu, Müslüm) ve Leyla Tanlar’ı (Siyah Kalp, Paramparça) buluşturuyor.
Özcan Alper’in Sonbahar’daki Karadeniz melankolisini hatırlatan atmosferinden beslenen film, Gürcü-Ukraynalı genç sanatçı Lia’nın, orta yaşlı bir çiftin çocuğunu taşıyıcı anne olarak dünyaya getirdikten sonra Türkiye’den Gürcistan’a dönmek zorunda kalmasını konu alıyor. Çocuğun babası Ferhat ile sınıra doğru bir yolculuğa çıkan Lia, dünyaya getirdiği çocuktan ayrılmakta güçlük çekerken; Ferhat da hem bu hassas süreci hem de eşi Handan’a verdiği sözleri yönetmekte zorlanıyor. Böylece süreç, tarafların beklediğinden çok daha karmaşık ve sarsıcı bir hâl alıyor.
Film, bu yolculuk üzerinden aidiyet, annelik, bağ kurma ve sınıf farkı gibi temaları derinlikli bir şekilde ele alıyor.
Yeni bir başlangıç mı yoksa bir kâbus mu?
Freida McFadden'ın aynı adlı çok satan psikolojik gerilim romanından uyarlanan The Housemaid (2025) filmi, TV+ kütüphanesindeki yerini aldı.
Bridesmaids, A Simple Favor, Last Christmas ve daha birçok yapımla tanınan Paul Feig'in yönetmen koltuğunda oturduğu filmin oyuncu kadrosu yıldızlarla dolu: Sydney Sweeney (Euphoria, Anyone But You), Amanda Seyfried (Mamma Mia!, The Dropout), Brandon Sklenar (Drop, It Ends with Us, 1923) ve Michele Morrone (365 Days).
Psikolojik gerilim, gizem ve erotik unsurları bir araya getiren filmin konusu ise şöyle: Hapishaneden yeni çıkan ve geçmişini geride bırakarak hayatına yeni bir başlangıç yapmak isteyen Millie, zengin bir çiftin evinde yatılı hizmetçi olarak çalışmaya başlar. İlk başta her şey yolunda gibi görünse de evde yaşayanların davranışları giderek daha tuhaf ve rahatsız edici bir hâl alır. Millie, zamanla bu ailenin kusursuz görünen hayatının ardındaki karanlık sırları keşfeder ve kendisini güç, manipülasyon ve gizemle örülü tehlikeli bir oyunun içinde bulur.
1996 yazında bir anne-kız yolculuğu
Defne Akman diyor ki:
“Prime Video’da yayına giren, yapımcılığını OGM Pictures’ın (Onur Güvenatam), yönetmenliğini Erdem Tepegöz’ün üstlendiği Yaz Evi’ni (2026) izlerken insanın kendini bir anda 1996 yılında bulması işten değil. Atlanta’da olimpiyatlar, hepimizin deliler gibi Macarena dansı yaptığı, kulaklarımızda Spice Girls’ün Wannabe’si ve Fugees yorumuyla Killing Me Softly’si, sinemada Mission Impossible ve Trainspotting fırtınası. Mustafa Sandal’ın Gölgede Aynı, Özlem Tekin’in Kime Ne, Nazan Öncel’in Sokak Kızı ve Ümit Sayın albümleriyle yerimizde duramadığımız o yıl. Yaz Evi işte böyle bir atmosferin ortasında geçiyor ama sadece bir nostalji güzellemesi değil. Hikâyenin odağındaki Selin (Mina Demirtaş), gönlündeki işi yapamadığı için mutsuz olan ve hayatını adeta bir helikopter ebeveyn gibi yönetmeye çalışan annesinin (Selma Ergeç) baskısını hisseden genç bir kadın. Annesi Bodrum’daki yazlığı satmaya karar verince ipler iyice geriliyor ve Selin eşyaları toplamak için aile evine gittiğinde kendini bir zaman yolculuğunun içinde buluyor. Bir anda 1996 yazına dönen Selin, orada kendi yaşlarındaki annesinin gençlik haliyle (Derya Pınar Ak) sıkı bir dostluk kuruyor. Henüz hayalleriyle yaşayan neşeli annesi, ebeveynleriyle olan bağına ve müstakbel babasıyla (Onur Seyit Yaran) tanışma hikâyesine bizzat ortak oluyor.”
Acı tatlı bir komedi
Oğuzhan Koç’un yazdığı bir hikâyeden uyarlanan Bugün Güzel (2025), ekranların sevilen program yapımcısı Ali’nin hayatındaki büyük değişimi konu alıyor
Ali, beyninde bir tümör olduğunu öğrenince hayatını bambaşka bir yöne çevirmek zorunda kalır. Tedavi sürecinde tanıştığı hemşire Güneş ise onun hayatında adeta bir ışık gibi belirir. Güneş’le birlikte Ali’nin hayatına umut ve neşe yeniden girerken, aşk ve öncelikleri de yeniden şekillenmeye başlar.
Komediyi ve dramı bir araya getiren filmde Oğuzhan Koç ve Ayça Ayşin Turan’a İbrahim Selim, Neslihan Arslan, Buçe Buse Kahraman, Derya Alabora ve Şerif Erol gibi ünlü isimler eşlik ediyor. Filmin yönetmenliğini ise son dönemde Manifest grubunun müzik videolarıyla tanınan Mali Ergin üstleniyor.
Netflix’in yeni yıldızı
Alex Hanscombe’un Letting Go adlı anı kitabından televizyona uyarlanan The Witness (2026) isimli mini dizi, 1992 yılında Londra'daki Wimbledon Common parkında acımasızca bıçaklanarak öldürülen Rachel Nickell adlı genç bir kadının gerçek trajedisini merkezine alıyor. Netflix'te izlenebilen üç bölümlük drama dizisi Rachel'ın partneri André Hanscombe ve oğlu Alex Hanscombe'un deneyimleri üzerinden anlatılıyor. Alex o sırada sadece 2 yaşındaydı ve annesinin ölümüne tanık olan tek kişiydi.
Tokyo’da sıra dışı bir iş: Kiralık Aile
The Mummy serisiyle tanınan ve The Whale filmiyle büyük bir geri dönüş yapan Oscar ödüllü oyuncu Brendan Fraser, Tokyo’da geçen duygusal bir dramla izleyici karşısına çıkıyor. Filmin yönetmeni ise Beef dizisinin ilk sezonunda da görev alan Hikari.
Film, işsiz bir Amerikalı aktörün Japonya’da faaliyet gösteren bir 'kiralık aile' ajansında çalışmaya başlamasıyla gelişen sıra dışı olayları konu alıyor. Başta yalnızca bir iş olarak gördüğü bu görev, zamanla müşterilerinin hayatlarına duygusal olarak dahil olmasına ve etik ikilemlerle yüzleşmesine yol açar. Gerçeklik, kimlik ve aidiyet kavramlarını sorgulayan Rental Family (2025), artık Apple TV üzerinden satın alınarak izlenebiliyor.
Dizi olarak Amadeus
Amadeus, Joe Barton tarafından Peter Shaffer'ın 1979 tarihli tiyatro oyunundan uyarlanan, 2025 yapımı bir İngiliz tarihi draması.
Beş bölümlük dizi, Wolfgang Amadeus Mozart ve Antonio Salieri'nin (Will Sharpe ve Paul Bettany) ve de Mozart'ın eşi Constanze'nin kurgusal hayatlarını konu ediniyor. 25 yaşındaki Amadeus, artık bir çocuk dâhi değil; yaratıcı özgürlük özlemiyle kendini 18. Yüzyılın hareketli Viyanasına atmış ancak dünyasına dindar saray bestecisi Salieri ve son derece sadık müstakbel eşi Constanze gibi iki önemli figür dahil olmuş. Bütün bölümler, 15 Haziran’da TOD’da olacak.
Mahkemede kendi suçunun jürisi olmak
Juror # 2 (2024), geçtiğimiz ay kutladığı 96. yaşıyla birlikte sinemaya artık veda ettiği açıklanan Clint Eastwood’un son filmlerinden biri.
Hem yönetmenliğini üstlendiği Mystic River ve Million Dollar Baby gibi klasikleşmiş filmleriyle hem de western sinemasının unutulmaz yapımları The Good, the Bad and the Ugly ile A Fistful of Dollars’daki oyunculuk performanslarıyla tanınan Clint Eastwood, izleyicisini bir mahkeme salonunun içine taşıyan filmiyle TV+’ta. Ve HBO Max’te.
Filmin başrolünde Nicholas Hoult (Nosferatu, Superman, The Menu) yer alırken, ona Toni Collette (Hereditary, Knives Out) ve J.K. Simmons (Whiplash) eşlik ediyor.
Peki Juror #2 ne anlatıyor? Çarpıcı bir cinayet davasında jüri üyesi olarak görev yapan Justin Kemp isimli aile babası, duruşma ilerledikçe davadaki ölümün kendi aracıyla bağlantılı olabileceğine dair sarsıcı bir ihtimalle yüzleşir. Bu keşif onu büyük bir ahlaki ikilemin içine sürükler: Suçunu itiraf edip hapse girmeyi mi seçecek, yoksa herkesi manipüle ederek yanlış kişinin mahkûm edilmesine göz mü yumacaktır?
Sadakatsizliğin bedeli intikam
Güney Afrika yapımı The Polygamist (2026), Netflix ekranlarında. Sosyal medyanın gözde ismi Joyce, kusursuz bir evliliğe ve herkesi imrendiren bir hayata sahip gibi görünmektedir. Ancak çapkın kocasının gizli kaçamakları ortaya çıkmaya başlayınca, kapalı kapılar ardında saklanan gerçekler bir bir gün yüzüne çıkar: çok eşli oluşu, aldatmalar ve tek gecelik ilişkiler… Joyce, yıllarca inşa ettiği hayatı korumaya çalışırken kendini derin bir duygusal krizin içinde bulur. Fakat bu süreçte, huzurunu bozmadan ilerleyeceği soğukkanlı bir intikam planı da şekillenmeye başlar. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Polonya’nın karanlık renkli vakaları
Şeytani Renkler serisinin ikinci filmi Siyah, ilk film Kırmızı’dan iki yıl sonra ekranda.
Polonya’nın sahil kasabasında genç bir kızın cinayetiyle başlayan Colors of Evil: Red (2024), savcı Leopold Bilski’nin bu karanlık davayı kurbanın annesiyle çözme sürecini konu alıyordu. Şimdi ise sırada Colors of Evil: Black (2026) var.
Savcı Leopold Bilski bir kez daha yeni bir gizemin peşine düşüyor. Bu kez sakin bir kasabada genç bir çocuk kaybolmuştur. Olayı araştıran Bilski, bunun sıradan bir kayıp olmadığını ve geçmişteki başka bir dosyayla bağlantılı olabileceğini gösteren beklenmedik ipuçları keşfeder. Kasabada yıllardır anlatılan bir yerel efsanenin aslında gerçek olabileceği ortaya çıkar.
Leopold Bilski’nin farklı gizemli vakaları çözdüğü bu suç-gerilim serisinin iki filmi de Netflix’te izlenebilir.
The Agency yeni sezon öncesi TV+’ta!
22 Haziran'da TOD’da izleyicilerle buluşacak 2. sezonu öncesinde, The Agency'nin 10 bölümden oluşan ilk sezonu TV+'ta yayında! Michael Fassbender'ın (12 Years a Slave, Shame) başrolünde yer aldığı diziye Richard Gere (Pretty Woman, Chicago), Jodie Turner-Smith (Queen & Slim) ve Jeffrey Wright (American Fiction) gibi başarılı isimler eşlik ediyor.
Casusluk ve gerilim türündeki dizi, yıllardır gizli görevde çalışan bir CIA ajanının sahte kimliğini geride bırakarak Londra İstasyonu'na dönmesini konu alıyor. Ancak geçmişte bıraktığını düşündüğü aşkının yeniden ortaya çıkmasıyla hayatı karmaşık bir hâl alır. Yeniden alevlenen duygular, hem kimliğini hem de görevini tehlikeye atar.
Aşkı bulmak mı zor, sürdürmek mi?
İzlenme rekorları kıran Fault serisinin ikinci filmi Your Fault: London (2026), Prime Video’da!
Culpa Mía, Culpa Tuya ve Culpa Nuestra… İspanya’dan çıkıp ortalığı kasıp kavuran Prime Video’nun sevilen gençlik aşk üçlemesi!
Geçtiğimiz yıl hikâye My Fault: London ile uyarlanmıştı ve şimdi sıra uyarlamanın ikinci filminde: Your Fault: London, 17 Haziran’da Prime Video’da!
İlk filmde, annesiyle birlikte onun yeni zengin partneri William’ın yanına Londra’ya taşınan Noah ile William’ın asi oğlu Nick arasında kaçınılmaz bir çekimin doğurduğu aşkın ilk tohumlarını izlemiştik. İkinci filmde ise bu aşktan sonrasını, yolları farklı hayatlara ayrılan ikilinin yeni hayatlarında ortaya çıkan güven sorunlarını, yeni insanları ve kıskançlıkları konu alıyor. Aralarındaki aşk her ne kadar heyecan verici olsa da, onu koruyabilmek için zorlu bir savaş vermeleri gerekir. Yoksa her şeyi kaybedebilirler…
Kedili ve bol aksiyonlu bir komedi
Adı Keanu olan bir kedi yavrusunu kurtarmaya çalışan ekran ünlüleri Key & Peele’in bir macerası.
Sinemada korku türüne Get Out, Us ve Nope filmleriyle yeni bir soluk getiren yönetmen-senarist Jordan Peele ile ünlü oyuncu Keegan-Michael Key, bir dönem Emmy ödüllü komedi programları Key & Peele (2012–2015) ile geniş bir hayran kitlesine ulaşmış ve sevilen ikililerden birine dönüşmüştü.
Bu eğlenceli komedi şovlarının ardından gelen Keanu (2016) ise, ikilinin çalınan bir kediyi geri almak için girdikleri tehlikeli macerayı konu alan bir aksiyon komedi olarak karşımıza çıkıyor. İki kuzen, Keanu adını verdikleri yavru kediyi kaçıran suç çetesinin peşine düşerek yeraltı dünyasına girer; ancak planları kısa sürede kontrolden çıkar ve olaylar giderek daha kaotik bir hâl alır. Keanu, şimdi Netflix'te!
Los Angeles polislerinin gerçek dünyası
Los Angeles Polis Departmanı’nda (LAPD) görev yapan polislerin hem sahadaki hem de kişisel yaşamlarına odaklanan, gerçekçi anlatımıyla öne çıkan suç draması Southland (2009 - 2013), Netflix’e geldi.
Her bölümde farklı vakalar -cinayetler, sokak suçları, çete çatışmaları ve devriye olayları- işleyen dizi, özellikle yeni başlayan polis memuru Ben Sherman’ın, deneyimli eğitmeni John Cooper eşliğinde sokak görevlerinde polisliğin sert ve yorucu gerçekleriyle yüzleşmesini merkezine alıyor. Michael Cudlitz (The Walking Dead), Benjamin McKenzie (The O.C.), Shawn Hatosy (The Pitt) ve Regina King’in (Watchmen) başrollerini paylaştığı, toplam beş sezon ve 43 bölümden oluşan yapım, polislik mesleğinin sahadaki karmaşasına eşlik etmek isteyenler için ideal.
6 - 11 Haziran
Doğu yine sahnede, bu kez daha ünlü
Komedyen Doğu Demirkol’un kendi yaşam öyküsünden ilham aldığı sevilen dizisi Doğu, 4. sezonuyla HBO Max’te. Başrolünde Doğu Demirkol’un yer aldığı yapımda Evliya Aykan, Kubilay Tunçer, Banu Fotocan, Keremcem, Sümeyye Aydoğan ve Muhammet Uzuner gibi güçlü isimler de kadroda yer alıyor.
Komedyen olma hayalinin peşinde bir genci merkezine alan dizinin yeni sezonunda, şöhretin getirdiği yeni deneyimlerle karşı karşıya kalan Doğu; ailesi, arkadaşları, sektörel çevresi ve hayatına yeni giren insanlarla birlikte çeşitli komik olayların içine sürükleniyor. Doğu’nun daha önce sadece GAİN’den izlenebilen üçüncü sezonu da koleksiyona dahil oldu.
Jennifer Lopez, Office Romance ile yeniden sahnede
“Konser için Türkiye'ye geldiğinde bir alışveriş merkezimizde dolaşmasını bile günlerce konuştuğumuz Lopez için yeniden görev başındayız şimdi. Netflix'te gösterime giren Ofis Aşkı (Office Romance) (2026), oyuncunun yıllardır dönüp dönüp izlediğimiz romantik komedilerine yeni bir halka ekliyor. Lopez filmde, çalışanlar arasında ilişkiyi kesin kurallarla yasaklayan disiplinli bir CEO'yu canlandırıyor. Ancak şirkete yeni katılan genç bir avukatla tanışınca kuralları koymanın onları uygulamaktan daha kolay olduğunu fark ediyor.
Ofis Aşkı’nın kamera arkasında da en az filmin konusu kadar eğlenceli bir hikâye var. Ted Lasso'nun huysuz Roy'u olarak hayatımıza giren Brett Goldstein, senaryoyu doğrudan Jennifer Lopez'i düşünerek yazmış Joe Kelly ile birlikte. İddialara göre proje ilk olarak Lopez'e Ben Affleck'le evli olduğu dönemde gitmiş ancak kraliçe, Affleck'in de etkisiyle rolü kabul etmemiş. Ayrılık haberinin ardından bir kez daha şansını deneyen Goldstein'ın ısrarı sonuç vermiş ve proje sonunda hayata geçmiş.”
Umur Çağın Taş’ın yazısı burada.
25 yıllık dostluğu düşmanlığa çeviren aşk
Alice ve Steve’in yıllara dayanan yakın arkadaşlığı, Steve’in Alice’in 26 yaşındaki kızıyla bir ilişkiye başlamasıyla bambaşka bir yöne evrilir. 25 yıllık sağlam bir dostluk, beklenmedik bu ilişkiyle sarsılır. Kendini bir anda hem en yakın arkadaşını hem de kızını kaybetme riskiyle karşı karşıya bulan Alice, bu ilişkiyi sonlandırmak için mücadele ederken, Steve duygularının arkasında durmaya ve seçimlerini savunmaya kararlıdır. Böylece kusursuz bir dostluğun yerini komik, karmaşık ve zaman zaman acımasız bir çekişme alır.
Sıra dışı bir İngiliz komedi-draması olan Alice and Steve, iki yakın arkadaşın ilişkisinin beklenmedik şekilde sınanmasını konu alan altı bölümlük bir dizi. Sex Education ve Rivals dizilerinin yazarlarından Sophie Goodhart’ın yaratıcılığını üstlendiği dizinin başrollerinde Nicola Walker (The Split, Unforgotten), Jemaine Clement (What We Do in the Shadows) ve Yali Topol Margalith (A Good Girl's Guide to Murder) yer alıyor. Alice and Steve (2026), Disney+’ta izleyiciyle buluşmaya hazır.
Bütün yönetmenlerin ustasından bir seçki
Japon sinemasının usta yönetmeni Yasujirō Ozu'nun altı filmi MUBI'de. Aile ilişkileri, evlilik, kuşaklararası çatışmalar ve geleneksel toplumun dönüşümünü incelikli bir sinema diliyle ele alan Japon yönetmen Yasujirō Ozu’nun filmleri, kapsamlı bir seçkiyle MUBI kataloğuna eklendi.
Seçkide, ailesinin huzurlu yaşamının beklenmedik bir ziyaretle değişimini konu alan Early Summer, çocuklarını ziyaret etmek için Tokyo'ya giden yaşlı bir çiftin hikâyesini anlatan Tokyo Story (1953) ile birlikte The Only Son (1936), The Flavor of Green Tea Over Rice (1952), Tokyo Twilight (1957) ve Late Spring (1949) filmleri yer alıyor. Dünya sinemasının en etkili yönetmenlerinden biri kabul edilen Yasujirō Ozu'nun bu güçlü filmlerinden oluşan seçki, şu anda MUBI üzerinden izlenebiliyor.
Michael Jackson’ın 2005 davası Netflix belgeseline dönüştü
Michael Jackson’ın mirası, rekorlar kıran Michael filmiyle yeniden gündemdeyken, sanatçının hayatındaki en tartışmalı dönemlerden biri Michael Jackson: The Verdict (2026) belgesel serisinde mercek altına alınıyor.
Billie Jean, Beat It, Smooth Criminal, They Don't Care About Us, Thriller ve daha sayısız hit şarkısıyla müzik tarihine damga vuran; dansı ve küresel etkisiyle pop kültürünün merkezinde yer alan Jackson’ın, 13 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel istismar ve komplo suçlamalarıyla yargılandığı süreç, dönemin mahkeme salonunda bulunan kilit tanıkların anlatımları ve arşiv görüntüleri eşliğinde bu üç bölümlük belgesel seride inceleniyor.
2005 yılında görülen dava sonunda Michael Jackson tüm suçlamalardan beraat etti. Ancak süreç boyunca medyada yarattığı etki ve sanatçının kariyeri üzerindeki sonuçları, onu 21. yüzyılın en çok tartışılan davalarından birinin merkezine yerleştirdi. Şimdi ise davanın perde arkası, jüri üyeleri, gazeteciler, görgü tanıkları ve hem savunma hem de iddia makamıyla bağlantılı isimlerle yapılan röportajlar aracılığıyla yeniden ele alınıyor.
Michael’ın devam filminde ele alınması beklenen dava, filmi beklemeden epey yanlı bir şekilde ekranda.
Rüya takım Hopps ve Wilde Zootopia 2’de
Oscar ödüllü sevilen animasyon Zootopia, hikâyesini genişleterek yeniden karşımızda.
Sırf tavşan olduğu için polis akademisinde küçümsenen idealist polis Judy Hopps’un kendini kanıtlama mücadelesini konu alan ve beklenmedik şekilde yollarının kesiştiği tilki Nick Wilde ile karıştığı gizemli bir suç komplosuna izleyicisini de sürükleyen Oscar ödüllü sevilen animasyon Zootopia, hikâyesini daha da büyüterek yeniden karşımızda.
Modern memeli hayvan metropolü Zootopia’da yeniden geçen eğlenceli macera ve komedi unsurlarını sürdüren yeni filmde Judy ve Nick, şehrin en büyük davasını birlikte çözdükleri için artık resmi olarak aynı ekipte çalışan iki ortaktır. Ancak Gary De ’Snake’in gelişi ve metropolü altüst etmesiyle birlikte ikili, kendilerini bir kez daha büyük bir gizemin ortasında bulur. Davayı çözmek için hem dostlukları hem de yetenekleri ciddi şekilde sınanacaktır.
Türkçe seslendirme kadrosunda Aysun Topar, Cem Yılmaz, Ali Hekimoğlu, Fırat Albayram, Ceyda Kasabalı gibi isimlerin de yer aldığı Zootopia 2 (2025), 10 Haziran'da Disney+'ta.
Ödüllü kısa film, Neredeyse Kesinlikle Yanlış MUBI’de
Dünya prömiyerini Venedik Uluslararası Film Festivali’nde yaptıktan sonra Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Kısa Film Ödülü ile dönen Cansu Baydar’ın ilk kısa filmi.
Neredeyse Kesinlikle Yanlış (2024), 10 Haziran’da MUBI’de izleyiciyle buluşuyor. Film, Suriye’deki savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen ve bir kuaför salonunda tırnak tasarımı yaparak geçimini sağlayan Hanna ile küçük kardeşi Nader’in hikâyesine odaklanıyor. İstanbul’un kaotik atmosferinde, yoksul bir evde hayat mücadelesi veren Hanna, bir yandan da Almanya’ya göç etme hayalleri kurmaktadır. Ancak bir gece İbo adındaki bir gençle tanışması, onu arzularıyla seçimleri arasında zor bir yüzleşmeye sürükleyecektir.
23 dakikada üç hikâye, tek animasyon
Çocuklara yönelik yapımlarıyla bilinen Cartoon Network’ün yetişkinlere yönelik yayın kuşağı Adult Swim, Adventure Time, Over the Garden Wall ve Steven Universe gibi kült animasyonların yaratıcılarını bir araya getirerek The Elephant (2025) adlı büyüleyici bir kısa filmle karşımızda!
Yaklaşık 23 dakika süren ve üç ayrı hikâyeden oluşan bu anlatı, farklı yaratıcıların birbirinden bağımsız bakış açılarıyla şekillenerek kendini keşfetme, kimlik ve varoluş temalarını ele alıyor. Hem görsel dünyaları hem de anlatılarıyla öne çıkan üç hikâyeyi çizgi dizi severler kaçırmamalı. Üstelik artık HBO Max üzerinden izlenebiliyor.
Damgalı Kadın Netflix’te
Bir yük konteynerinin içinde hafızasını kaybetmiş, yaralı ve susuz halde bulunan bir kadın, ne kim olduğunu ne de oraya nasıl geldiğini hatırlamaktadır.
İki dedektif, bu gizemli olayın perde arkasını aydınlatmak ve kadının kimliğini ortaya çıkarmak için zamana karşı bir soruşturma başlatır. Ancak kadın hastanede iyileşmeye çalışırken, peşindeki tehlike henüz sona ermemiştir. Gerilim, gizem ve dramı bir araya getiren İspanya yapımı The Marked Woman (2026), Rosa Montero ve Olivier Truc’un aynı adlı romanından uyarlandı ve insan kaçakçılığı ağının içinden giderek derinleşen bir sır perdesini aralamayı hedefliyor.
Bu Koreli öğrencilere gerçekten bir ders lazım
Güney Kore yapımı yeni mini dizi Teach You a Lesson (2026), okullarda otoritenin sarsıldığı ve kontrolün giderek öğrencilerin eline geçtiği bir sistemi konu alıyor.
Disiplinin zayıfladığı bu düzende, kaosu kontrol altına almak için sıra dışı müfettişler devreye girer. Ders kitaplarında yer almayan katı kurallar ve sert yöntemlerle sistemi yeniden düzenlemeye çalışan bu ekip, öğrencileri yaptıkları hatalarla yüzleşmeye zorluyor. 10 bölümden oluşan dizi, sorumluluk, disiplin ve güç dengesi üzerinden ilerleyen çarpıcı bir hikâye sunuyor.
İşlemediği suçla suçlanan bir avukat
Mahkeme salonlarında işlerin ne kadar sertleşebileceğini pek deneyimlememiş genç bir avukat, işlemediği acımasız bir suçla suçlanınca hem adını temizlemek hem de gerçeği ortaya çıkarmak zorunda kalır. Bu süreçte, güven vermeyen, ‘kötü’ ve mesafeli bir avukatla da iş birliği yapmak zorunda kalarak hayatını ona emanet eder. İkili, artan şüpheler ve karmaşık olaylar arasında gerçeği açığa çıkarabilecek midir? Tayland yapımı bu çarpıcı suç dizisi The Evil Lawyer (2026), 11 Haziran’da Netflix’te izleyiciyle buluşacak.
İlk aşk yıllar sonra yeniden kapıyı çalarsa
Carley Fortune’un The New York Times çok satan listesine giren romanı Every Summer After, Every Year After (2026) adıyla diziye uyarlandı.
Başrollerini Sadie Soverall ve Matt Cornett’in paylaştığı sekiz bölümlük yapım, 10 Haziran’dan itibaren Prime Video’da izleyiciyle buluşacak.
Hikâye, sakin bir göl kasabasında filizlenen Percy ve Sam’in aşkına odaklanıyor. Yıllar önce yaptığı bir hata nedeniyle geçmişinden ve memleketinden uzak duran Percy, aldığı beklenmedik bir haberin ardından yeniden Sam’le yüzleşmek zorunda kalır. Zaman atlamalarıyla ilerleyen anlatı, ilk aşkın, dostluğun ve kaderin iç içe geçtiği duygusal bir hikâye sunarken, aşkın farklı dönemlerde nasıl şekillendiğini etkileyici yüzleşmeler eşliğinde ekrana taşıyor.
Özel bir futbolcunun belgeseli: Poldi
Futbolcu, girişimci, hayranların gözdesi ve toplumun gerçek bir kahramanı olan Lukas Podolski, hayat yolculuğunu ve bundan sonra yapacaklarını anlatıyor.
Poldi, her şeyden önce samimi bir spor belgeseli. Poldi (2026), efsanevi Alman futbolcu Lukas Podolski'nin hayatını ve kariyerini konu alıyor; sokak futbolcusu ve Polonyalı göçmenlerin oğlu olmaktan, Köln'de ulusal kahraman ve taraftarların gözdesi haline gelmesine kadar uzanan olağanüstü yolculuğunu anlatıyor. Podolski'nin aslında parlak oyunculuk kariyerinin son sezonu olarak planlanan dönemdeki performansını da ayrıntılarıyla izleyiciye sunuyor. Daha önce hiç görülmemiş özel görüntüler içeriyor ve hem sportif başarılarını hem de saha dışındaki başarılı iş girişimlerini inceliyor.
Meksika’da FIFA Dünya Kupası
Cesaret, çılgınlık ve Meksikalıların pratik zekâsı. 1986'da Meksika, tüm olumsuzluklara rağmen futbolun en önemli turnuvasına ev sahipliği yapmıştı. Peki nasıl?
Mexico 1986 (2026), Meksika'nın 1986 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapma hakkını nasıl elde ettiğinin, her tür kurgudan daha tuhaf ve son derece kaotik gerçek hikâyesini anlatıyor.
Başlangıçta Kolombiya, 1986 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmak üzere seçilmişti, ancak ekonomik sorunlar nedeniyle bu görevden çekilmek zorunda kaldı. FIFA'nın telaşlı çabaları karşısında, hırslı ve kurnaz bir Meksikalı bürokrat ‘cahil cesareti’, perde arkası entrikalar ve tamamen doğaçlama yoluyla FIFA'yı kandırıp ABD/Kanada tekliflerini geride bırakmayı başarıyor.
Bu tamamen gerçek hikâyeyi, hem de o kurnaz bürokratı usta oyuncu Diego Luna canlandırdığı komedi filmini izlemek de bize düşüyor.