Diana’nın ölümünün üzerinden 29 yıl geçti. Hakkında yeni bir ayrıntı hâlâ manşet olabiliyor. Bu kez anlatan, kardeşi Charles Spencer. Swan Song-Diana, My Sister’ı okurken aklıma takılan ise şu: Diana’ya mı yaklaşıyoruz, yoksa onu anlatanların kırgınlıklarını mı daha iyi öğreniyoruz? Peki ya insan ölünce mahremiyetine ne oluyor?
Spencer da bunca yıllın ardından başkalarının projelerine katkıda bulunmak yerine kendi hikâyesini yazmak istemiş. Altmışlarında olduğunu, anne ve babasının yetmişi göremediğini söylüyor. Kitapta ölüm haberinin alındığı saatlerden cenazeye, oradan çocukluğa gidip geliyoruz. Dokunaklı anılar var. Fakat eski eniştesine duyduğu öfkesi ya da kendini anlatma konusundaki heyecanı zaman zaman Diana’nın yaşadıklarının önüne geçiyor. Swan Song’un yapısı da bu gidip gelmeye yaslanıyor. Diana’nın ölüm haberinin alınışı ve cenazeye uzanan günler, çocukluk ve yetişkinlik anılarıyla kesiliyor. Spencer’ın öfkesi ise geçmişten bugüne taşınırken pek az eksiliyor.
Utangaç bir kız ve onu seçen prens. Charles Spencer, kitapta bunun çok da doğru olmadığını söylüyor. Diana, kraliyet çevresine bütünüyle yabancı bir dünyadan gelmiyordu. Spencer şöyle yazıyor: “Büyük ihtimalle geleceğin kraliçesi seçilmesinin nedeni doğru bir kökenden gelmesi ve başka romantik bir ilişki yaşayamayacak kadar genç olmasıydı.” Kitabın aristokratik geçmişe ayırdığı yer, ailenin kendi soyunu nasıl hatırlamak istediğini de gösteriyor. Buradaki “büyük ihtimalle” önemli, Spencer bir seçimin gerekçesini yorumluyor. Yine de cümlenin gösterdiği beklenti açık: Genç kadının geçmişsizliği, evlilik piyasasında bir meziyet olarak görülebiliyor. Spencer’ın anlattıkları, genç bir kızın prensle karşılaşıp hayatının değiştiği masalının da gerçeğini bir kez daha anlatıyor. Diana zaten aristokrasinin içinden geliyordu. Bir yandan da tüm bu atalar, ünvanlar ve mülkler içinde yaşayanlara sıkı ve boğucu bir hayat dikte ediyor.
Kitabın iddialarından biri de Diana’nın düğünden önce babasına giderek evlenmek istemediğini söylemesi. Spencer’a göre babasının cevabı, bu kadar büyük bir sözden dönmenin mümkün olmadığı olmuş. İnsan Diana’yı dinlemeyen dünyanın sarayın kapısından değil, evinin içinden başladığını düşünmeden edemiyor.
Spencer, düşünülenin Diana’nın mutlu bir çocukluk yaşadığını söylüyor. Ancak kitapta anlatılan ayrılıklar, kırgınlıkları okurken anlatılan mutlu çocukluk tablosu tamamen gerçek gelmiyor. Gerçekten Kont Spencer, kraliyete duyduğu öfkeli dikkati kendi ailesine de yöneltiyor mu? Evet, kitapta üvey annelerine bir öfke var. Ama anne ve babaları tüm seçimlerinden bağımsız anlaşılmaya çalışılıyor gibi… Bir yandan da Diana anlatısından bağımsız bir dönemin aristokrasisinde büyüyen çocukların yaşadıklarını iyi bir edebi dille okumak oldukça ilgi çekici!
Bir telefon, bir ev, iki Charles
Charles Spencer’ın kitabında birçok iddia mevcut. Prens Charles’ın Diana’ya evlenmeden onu sevmediğini söylemesi, zaman zaman kilosuyla dalga geçmesi gibi birçok ayrıntı okuyoruz. En ağır iddialar, ölümün ardından yapılan telefon konuşmalarında. Spencer, Charles’ın sesini piyangoyu kazanmış biri kadar coşkulu duyduğunu yazıyor. Başka bir görüşmede Diana için “Onu çok geçmeden unutacağız” dediğini ileri sürüyor. William ve Harry’nin tabutun arkasında yürümesine karşı çıktığını da anlatıyor.
Bu noktada Spencer da tamamen suçsuz sayılmaz. Diana boşandıktan sonra Althorp’taki Garhen House isimli aile evinde yaşamak istemiş; kardeşi önceki onayını geri çekmişti. Spencer güvenlik gerekçelerini anlatıyor, başka evler önerdiğini söylüyor. Yine de başka bir ev önermek, Diana’nın aradığı yakınlığı sağlamış mıydı? Bunu bilemiyoruz. Başkalarının kız kardeşini anlamadığına bu kadar emin bir anlatıcının, kendi anlayamadığı anlara ne kadar yer ayırdığını merak ediyorum. İlk eşinden boşanırken kendisine yöneltilen sadakatsizlik iddiaları da onu bu hikayenin tartışmasız ahlaki hakemi olarak görmeyi zorlaştırıyor. Elbette bu iddialar, Diana hakkında anlattıklarını kendiliğinden çürütmüyor.
Kimin kuğu şarkısı?
Kitabın bende bıraktığı huzursuzluk ise Diana’nın mahremiyeti. Cenazede onu çağının en çok avlanan insanı olarak anlatan kardeşi, şimdi özel konuşmalarını yeniden dolaşıma sokuyor. Hasnat Khan’la Cape Town’da sakin bir hayat kurma düşüncesi bile yeni bir manşet. Diana’nın daha az görünür olma isteğini, daha çok ayrıntı öğrenerek konuşuyoruz. Spencer’ın ona geriye dönük ADHD atfetmesi de aynı soruyu büyütüyor: Kardeşini tanımak, onun adına teşhis koymaya yeter mi? Burada doğrulanmış bir tanıdan söz etmiyoruz.
Kitabın para için yazılıp yazılmadığı da tartışılıyor. Ticari getirisi var, Spencer’ın mali sıkıntı yüzünden yazdığı ise kanıtlanmış değil. Sevgi, öfke, gelir ve son sözü söyleme isteği aynı kitapta bulunabilir.
Spencer’ın Diana’yı sevdiğinden kuşkulanmak gerekmiyor. Ama sevgi, anlatma hakkının sınırlarını ortadan kaldırmıyor. Kitabı kapatırken Diana’nın artık cevap veremediğini düşünüyorum. Onun adına konuşanların, biraz da bu sessizliğin sorumluluğunu taşıması gerekmez mi? Hayattayken sürekli başka insanların kararlarıyla boğuşmuş bir kadının hatırası, şimdi de iki farklı anlatının ortasında kalmış durumda. Kitabın asıl huzursuzluğu belki burada: Diana’yı anlatma iddiasıyla açılan sayfalarda, onun sesini duyabilmek için yine başkalarının arasından geçmek gerekiyor.
Swan Song-Diana, My Sister / Charles Spencer / Penguin Press / Anı-Biyografi / 384 s.
