28 Mayıs 2022, Cumartesi
Haber Giriş: 16.07.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:16

Mutluluğumun ardında cesur kararlarım yatıyor

Nermin Bezmen yaşam deneyimlerinden yola çıkarak kadınlık hallerinin binbir yönünü derledi. Ay Taşı Kadınları, ilk öpüşmeden menopoza, emzirmeden torun sahibi olmaya, yaşlanmaya, ikinci şanslara ve her yaşta üretmeye dair modern bir başucu kitabı
Mutluluğumun ardında cesur kararlarım yatıyor
Editör Editör
Ay Taşı Tanrıçaları yıllar içinde biriktirdiğiniz, okuduğunuz, yaşadığınız ve deneyimlediğiniz duygulardan, tecrübelerden süzülüp yazılmış bir el kitabı. Yazım hikayesini anlatır mısınız? Kitap yıllar boyunca okurlarımın bana sosyal medyadan, özelden sordukları ve cevapladığım konuların derlemesinden oluşuyor. Kişiliğim, kararlarım, seçimlerim, duruşum, mücadelelerim, kadınlığım, anneliğim, yazarlığım, hayat görüşüm ve nasıl öyle veya böyle olabildiğim konusunda gelen binlerce sorudan ortak paydalarda buluşanları veya kendine ait çok özel olan soruları bir araya getirdim, dört ay gibi bir sürede tamamladım. Her ne kadar odakta kadınlar olsa da aslında tüm okurlar için öneriler, yönlendirmeler var kitapta. Ay Taşı Tanrıçaları’nı hangi soruların yanıtını arayanlar okumalı?   Doğum anından başlayarak dişinin aile, toplum, gelenek, görenek, tabular ile nasıl şekillendirilmeye başlandığı, bekâretinin sorumluluğundan başlamak üzere, regl dönemlerinin, evliliğin, hamileliğin, emzirmenin, çocuk büyütmenin, menopozun, dul kalmanın, yaşamının sonuna kadar kadın için çizilmiş fiziksel ve ruhsal kimliğin yolculuğunu anlatıyorum. Seven, sevilmek isteyen, âşık olan, aşkı arayan, aşkını korumak isteyen, sevgili olan, evlenen, hamile veya anne olan, hayatından yorulan, kendini kapana sıkışmış hisseden, öz güvenini kaybetmiş, umutsuz kalmış, sevdiği erkeği kaybetmiş, yeniden aşkı arayan, aile-toplum baskısı veya öz sansür ile kendi seçimlerini yaşayamayan, normal doğumdan, emzirmekten, dişiliğini  veya erkeğini kaybetmekten, yaşlanmaktan, menopozdan, yarınlardan korkan, geçmişi keşkelerle, geleceği endişelerle yüklü her kadın sorularına cevap bulacak Ay Taşı Tanrıçaları’nda. Ve tabii kadınları tanımak, anlamak isteyen erkekler de... “Biz kadınlar biyolojik olarak öylesine bir güce sahibiz ki bu, bana fiziksel olmanın ötesinde son derece mistik geliyor” diyorsunuz ve devamında olağanüstü özellik olarak nitelendirdiğiniz mitokondriyi anlatıyorsunuz. Mitokondri nasıl dünyadaki tüm kadınları birbirine bağlıyor?  Bu öyle bir özellik ki, kendi bedenlerimizdeki mucizenin yanı sıra biz bütün kadınları kardeş yapıyor. Hücrelerimizin enerjisini üreten ve ışık mikroskobunda görülen mucize. Erkekte de var ama kadındakini farklı yapan çocuğa geçmesi. Yani her birimiz yüz binlerce yıl öncesinde yaşamış büyük büyük annelerimizin mitokondrisiyle yaşam enerjimizi üretmeye devam ediyoruz. Sanki bitmeyen, sönmeyen bir olimpiyat meşalesi bu enerji. Ayın hareketi doğurganlık dönemlerimizi düzenlerken mitokondrilerimiz hazır, yeni bir kız bebeğe taşınıp sürüp gitmek için heyecanla bekliyorlar. Zaten bu sebepten Ay Taşı Tanrıçaları koydum bu kitabın adını.

En zor zamanlarda hep yazdım

“Her ne kadar sırça köşkte oturanlardan biri olarak bilinsem de hayat çok mücadele konusu çıkardı karşıma” diyorsunuz. Romanlarınıza, metinlerinize ne kadar yansıdı ailenizin ve sizin mücadele öykünüz?  Ben yaşadığım sıkıntıları, acıları, dibe vuruşları, er veya geç, bir romanımda dillendiririm. Önce yaşadığım olayı hazmetmek, sahiplenmek için belli bir süre geçmesini beklerim. Bir kitabım hariç, (Bizim Gizli Bahçemizden; acımın en yoğun zamanında yazmıştım) yaşadıklarıma hiddetle, kişilere nefretle yaklaşmadan, daha objektif yazabilmek için hep süre tanırım kendime. Birçok kitabımda şahsen yaşadığım kahırlı ara zamanları kahramanlarımın üzerinden okuruma sundum bu şekilde. Gerçek aşkın bir kez yaşanacağı inancının doğru olmadığını kendi hayatınızdan yola çıkarak anlatıyorsunuz. Ay Taşı Tanrıçaları’nı bir yönüyle de tabulara meydan okuyan bir kadının güncesi olarak okumak mümkün mü? Her yaş dönemimde, kimseye zararı olmadığı sürece kendi seçimleriyle yaşayan biri oldum. Kimsenin benim hayatımla, kararlarımla ilgili ne dediği ne düşündüğü beni ilgilendirmedi, hâlâ da ilgilendirmiyor. Umursamadığım için de kızmıyorum, kırılmıyorum, üzülmüyorum. Yüreğimin sesiyle yaşıyorum. Bu müthiş bir bağımsızlık, hürriyet hissi ve verdiği mutluluğu birkaç mutsuz, tatminsiz kişinin ahkâmına kurban edemem. Ay Taşı Tanrıçaları, okurlarımın en çok merak ettiği konulardan biri olan; hayatımı nasıl bu kadar cesur yaşayabildiğime dair sorulara da cevaplar getiriyor. Onlara mutluluklarımın sebebinin ardında cesur kararlarımın yattığını anlatıyorum. “Gençliğimiz rakibimiz değil” diyorsunuz. Genç olmanın böylesine yüceltildiği bir dünyada kendimizle, yaşımızla, aynalarla nasıl barışacağız?  İnsanoğlu her yaş dönemini yüceltmeyi öğrenmeli. Evet, Ay Taşı Tanrıçaları’nda “Gençliğimiz rakibimiz değil” dedim çünkü benim için değil. Çünkü gençliğimiz biziz, kendimiziz. Sadece farklı bir zaman diliminde yolculuk yapmış olan biziz ve bir tane de değil o kişi. Onlarca, yüzlercesi var; sıkıntılarını, keyiflerini beraber yaşadığımız, uzlaşıp, anlaşıp, el sıkışıp ardımızda bıraktığımız. Her geride kalan yıl, sönmüş de hâlâ ışığı gelen yıldızlar gibi. Zamanı doldu, bitti ama anılarla hâlâ daha bizde yansımaya devam ediyor. Bebekliğim, çocukluğum, gençliğim bende oldukları için bugün bu Nermin’im. Az sonra bugün de “dün” olacak, bu yıl “geçen yıl” olacak ve belki o zaman burada olmayacağım. Onun için şimdi de bu yaşın, bu mevsimin, bugünün, bu anın tadını çıkarmam lâzım. Bana getirdikleri ne olursa olsun...

Rüya defteri 

Kitapta yazarlık üzerine verdiğiniz öğütler, fikirler de çok dikkat çekici. Bir günlüğünüz, bir hayal defteriniz ve bir de rüya defteriniz olduğunu söylüyorsunuz. Bu defterlerin ne kadarını yayınlanan kitaplarınızda okuduk?  Rüyalarımın çok teatral, şiirsel olan görüntülerini muhakkak romanlarımda yakıştırdığım yerlerde kullanırım. Bu uygulamamın farklı örnekleri var: Zihnimin Kanatları ismini verdiğim bir deneme kitabım var meselâ. Orada, temize çekerken günlüğüm, rüya defterim ve hayâl defterimin satırları arasında garip bir şekilde birbirleri ile örtüşmeler olduğunu keşfettim. Kurt Seyt dizisini yazarken, dedemin de dahil olduğu rüyalarımdaki bazı görüntüleri konusu geldiği yerde bire bir kitabıma geçirdim. Meselâ Kurt Seyt ve arkadaşlarının cephe öncesi Karagöl’ün buz sularında geçen hüzünlü gecesi, Bolşevik kurşunları arkasında, Aluşta’dan kaçış sahnesi, Shura ile cephe gerisindeki handa buluştukları gece gibi daha onlarca sahneyi, kokusuyla, dokusuyla âdeta canlı izlediğim rüyalardan adapte etmiştim. Sır ve Aurora’nın İncileri ikilememde ise; esin kaynağım, tamamıyla arka arkaya iki gece rüyamda gördüğüm bir genç kadın ve onun transatlantik yolculuğudur. Ay Taşı Tanrıçaları/ Nermin Bezmen/ Doğan Kitap/ 288 Sayfa.