Mörç Studio, sanatçıları hayranlarla buluşturan yaratıcı ikili Taner Turna ve Eda Gündüz'ün Türkiye'de örneğine pek rastlanmayan imece müzik projesi.
“Merch” veya okunduğu haliyle “Mörç” en basit tanımıyla “hayran hatırası” anlamına geliyor. Sevilen bir müzisyen, film ya da kitabı hatırlatacak bir eşya, aidiyet, kimi hayran için “Ben buyum” demenin bir yolu. Kültürel bir duruştan öte, günlük yaşamı ifade etme biçiminin bir yansıması olan bu hatıralar Mörç Studio'nun hikayesinin merkezinde yer alıyor.
Stüdyo albümün dillendiremediklerinin anlatıcısı
Türkiye'deki sanatçı-hayran ilişkisinde yeni bir sayfa açan stüdyo, albümün dillendiremediklerini anlatıyor, konserin bittiği yerde hikayeyi tekrar başlatıyor, apayrı bir iletişim kanalı kuruyor. Sadece merch’e dayalı bir stüdyo kurma fikrinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumda Taner pandemiden bahsediyor; konserlerin durakladığı, hayranların en sevdikleri sanatçıların müziklerini sahnede dinleyemediği o günlerde sanatçılar da sahne dışında alternatif bir gelirlerinin neredeyse olmadığını fark ediyor. Pandemiden sonrası başka bir serüven… Dinleyiciler merch’e yönelirken müzisyenlerin bu alanda yaptıkları yatırımlar da artıyor.
Taner ve Eda da küresel müzik endüstrisindeki bu trendi takip ediyor. Türkiye'deki sanatçıların gelir pastasına bir dilim daha ekleyerek müzik endüstrisine katkı sunmak, bunu yaparken de sanatçı-hayran ilişkisinin nadideliğini korumak öncelik.
Melike Şahin, Kalben ve Hey Douglas! gibi sanatçılarla işbirliği yaparak onlara ait ürünleri hayranlarla bir araya getiren Taner ve Eda, stüdyoyu "bir destek mekanizması" olarak nitelendiriyor. Hayranlar Kalben koleksiyonuyla bir yaz gününde esen hafif rüzgara kapılıyor; Melike Şahin de dinlenip başını yaslıyor; Hey Douglas! şehri keşfe çıkarken onunla bütünleşen siyah-kırmızı tişörtle Eminönü'ndeki kalabalığa karışıyor.
“Mörç benim için müziğin fiziksel hali. Ses görünmez ve anlık; merch kalıcı bir iz bırakıyor. Birinin onu sahiplenmesi, ‘Bu hikayeyi ben de hayatıma dahil ettim’ demesi gibi. Müziğin gündelik hayatta yaşamaya devam ettiğini görmek anlamına geliyor ve benim için kıymetli” diyor Hey Douglas!. İşbirliklerini "Sahnedeki dünya neyse, sahne dışında da onu büyütmemizi sağladı" sözleriyle anlatıyor ve ekliyor:
“Görsel dilimiz daha tutarlı ve bütünlüklü hale geldi. Müzik, sahne, kapak, klip ve merch’ler aynı anlatının farklı parçaları gibi. Kendi aralarında etkileşimli haldeler. Her birinin temas ettiği bambaşka yerler ve insanlar var. Bu daha fazla geri bildirim demek”.
Kalben: Eşya yoluyla hatıra tutmayı çok severdim
Kalben ise eşya yoluyla hatıra saklamayı sevenlerden. “10 senedir beraber yollar inşa ederek hayal ve düşünceler paylaşarak yürüdüğüm insanların anı koleksiyonlarında bulunmanın değerini fark ediyorum. Ben de eşya yoluyla hatıra tutmayı çok severdim. Ankara’dan İstanbul’a gelirken ve genç yetişkinlik dönemine geçerken sahiplenme özelliğimi rafa kaldırmışım. Müzik yaparken bana hediye ettikleri mektuplar, çizimler, el yapımı takılar, defterler, el baskılı t-shirtler derken… Yeniden hatırladım sahiplenmeyi” diye açıklıyor Mörç işbirliğini. Bu projenin ona neler hissettirdiğini anlamak mümkün.
Sözü-müziği kendisine ait 13 yeni şarkıdan oluşan 10. yıl albümü “Kayıp Aşıklar Ülkesi”nden de söz ediyor: “Albüme özel neler üreteceğiz düşüncesiyle dünyada gezdiğim yerlere, tanıdığım insanlara ve duyduğum seslere bir toplayıcı olarak yaklaşıyorum”.
Taner ve Eda bütünsel bir yaklaşım güdüyor stüdyoda, müzisyenlere özgür üretim yapabilmeleri ve kendi ekonomilerini desteklemeleri için Mörç aracılığıyla kaynak yaratırken sosyal etkiyi de düşünüyor. Üç koleksiyonun üretiminde de bir kadın kooperatifinin emeği var. Stüdyonun hikaye anlatıcılığı rolünü bırakmadan, ona sımsıkı sarılarak farklı janralardaki sanatçılarla, nevi şahsına münhasır tasarımlarla hayranların karşısına çıkma düşünceleri de canlılığını koruyor. Taner, gelecek işbirliği ihtimallerine şöyle ışık yakıyor: "Bir pop yıldızıyla çalışmaya çok hevesliyiz. Bağımsız, küçük sahnelerde çalan grupla da çalışmaya hevesliyiz. İkisine de aynı perspektifte yaklaşıyoruz".
Bugüne dek üretim yaptıkları sanatçıların varlığını takdir etmekten de geri durmuyorlar.
Eda, "Sanatçılarla heyecan verici bir süreç yürütüyoruz. Çünkü onlar da çıktılardan memnunlar. Fikir ve iletişim sürecinden memnunlar. Hayranlarıyla daha fazla iletişim kurduklarını düşünüyorlar" şeklinde konuşuyor. Stüdyo, koleksiyonların üretim aşamasında kapsayıcı olma gayretini pas geçmiyor. Ürün seçkisine bir tişört ekleniyorsa, sanatçıyla doğrudan özdeşleşen bir başka ürün de muhakkak yerini alıyor. Sanatçının üzerinde görmek isteyeceği, hikayesini ve kimliğini yansıtan ürünler hepsi; bir çakmak da olabiliyor defter de.
Taner ve Eda, hayranların stüdyonun varlığından git gide daha çok haberdar olduğunu da dile getiriyor: "İnsanlar alışmaya başlıyor. İstanbul'daki bir Melike Şahin konserinde Mörç standının da orada olacağına dair bir beklenti oluşuyor. Bir Ankara konseri geçirdiğimizde Anadolu şehirlerindeki ilginin İstanbul'a göre daha fazla olduğunu görebiliyoruz".
Zaten Mörç orada olmasa bile, hayranlar stüdyonun kapısını çalıyor. Kalben’in konserinin olmadığı bir şehre ulaşan şapkası da Melike Şahin'in henüz gitmediği bir kasabada boyna dolanan AKKOR atkısı da Mörç’ün sahneden taşan müziği ortak hafızaya nasıl dönüştürdüğünü kanıtlıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen

