28 Mart 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 28.03.2026 18:14 | Son Güncelleme: 28.03.2026 18:32

1970’lerin petrol şokları dünyayı değiştirmişti: İran savaşı da aynı etkiyi yaratabilir mi?

Fotoğraf: ShutterStock
Fotoğraf: ShutterStock
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Jeff Sommer / New York Times

Ocak 1974’te babam kıyafetlerimi ve kitaplarımı alıp New York’un Ithaca kentindeki üniversiteye götürmem için eski, çok yakıt tüketen Ford LTD’sini bana verdi. Birkaç hafta sonra Long Island’daki eve geri dönmeye çalıştığımda, 250 millik yolculuk için yeterli benzin satın alamayacağımı fark ettim.

1973-74 Arap petrol ambargosu tüm hızıyla sürüyordu. Petrol fiyatı neredeyse dört katına çıkmıştı; benzin istasyonlarında uzun kuyruklar vardı ve sürücülere yalnızca dönüşümlü günlerde sıraya girme izni veriliyordu. Ben seyahatim için yanlış günü seçmiştim. Bana benzin yoktu. Yol özgürlüğü de böylece sona ermişti.

Bu, dünyanın ilk büyük petrol şokuydu. 1978-79’da İran devriminin tetiklediği ikinci şok geldiğinde New Jersey’de muhabirdim ve sanki sürekli bitmek bilmeyen kuyruklarda bekleyen öfkeli sürücülerle röportaj yapıyordum. Benzin kıtlığı ve hızla yükselen enflasyon ABD'de günlük hayatın bir parçası haline gelmişti.

Kuyruklar kriz azaldıkça ortadan kalktı, ancak enflasyonu kontrol altına almak için iki resesyon gerekti. Bu resesyonlar, dönemin güçlü Fed Başkanı Paul Volcker tarafından uygulanan politikalarla ortaya çıkmıştı.

O dönem hakkında daha az anlaşılan bir gerçek ise petrol şoklarının dünya finans piyasalarını yeniden şekillendirdiğidir. Para dünya çapında yeni yollarla akmaya başladı ve doların dünyanın temel para birimi statüsünü daha da sağlamlaştırdı.

Yeni bir petrol şoku yaşanabilir

Bugün yaşananlar üçüncü büyük petrol şokuna dönüşebilir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, Basra Körfezi’ndeki savaşın tarihin en büyük petrol arz kesintisine yol açtığını söyledi. Bu durum Güneydoğu Asya’da benzin kıtlığına neden oluyor ve dünya genelinde fiyatları yükseltiyor. Ancak artık net enerji ihracatçısı olan ABD'de şu ana kadar yaşananlar 1970’lerin büyük şoklarıyla karşılaştırıldığında sınırlı kaldı.

Kritik soru ise şu: Bu kısa süreli bir çatışma mı olacak, yoksa dünyanın temel ekonomik dengelerini değiştiren bir süreç mi? Şu anda kimse buna kesin bir yanıt veremez. Ancak tarih bize karşı karşıya olduğumuz olasılıkları anlamamızda yardımcı olabilir.

70’lerin şokları

Carter ve Reagan yönetimlerinde enerji politikalarından sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Edward L. Morse, 1973-74 petrol şokunun en büyüğü olduğunu hatırlıyor. Bu tamamen beklenmedik bir olaydı; ABD'de herkesi benzin kuyrukları ve hızla yükselen enflasyonla paniğe sürüklemiş ve dünyayı gerçekten değiştirmişti.

Morse, “Uluslararası enerji sektörünün yapısında köklü bir değişimi tetikleyen en önemli olay muhtemelen buydu” dedi.

1978-79 şoku ise geriye dönüp bakıldığında ilk kesintinin bir “devamı”ydı. Bu süreç, enflasyonu tetikleyen güç ve para kaymasını çok uluslu şirketlerden petrol üreticisi devletlere doğru genişletti. Şahın devrilmesi, devrim, rehine krizi ve Körfez’den gelen petrolün ani azalması dahil durum İran’ı içerdiği için bugün yaşanan savaşın bir habercisi olarak da görülebilir.

Dolar daha fazla güç kazandı

Önceki iki petrol şoku dünya ticaretinin şartlarını ABD tüketicilerinin aleyhine çevirdi; çünkü çok daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda kaldılar. Ancak ilginç biçimde krizler, ABD'yi dünya ticareti ve finansının merkezinde bırakmaya devam etti. Morse’a göre “dolar her zamankinden daha önemli hale geldi.”

1973-74 şoku sırasında OPEC olarak bir araya gelen petrol üreticisi ülkeler hızla güç kazandı. Bu durum, 1973’ten önce onlarca yıl boyunca küresel petrol dünyasını yöneten çok uluslu petrol şirketlerinin aleyhine gerçekleşti. Bugün Exxon Mobil, Chevron, Shell ve BP bu şirketlerin mirasçıları; hala güçlü para kazanan şirketler olsalar da küresel petrol fiyatlarının kontrolünü kaybetmiş durumdalar.

1973-74 ambargosundan sonra enerji fiyatları yüksek kalmaya devam etti. ABD gibi ülkelerde tüketiciler zorlanırken petrol üreticileri büyük servetler elde ediyordu. O dönemde yeni bir terim popüler hale geldi: petrol devletlerinin sahip olduğu offshore dolar yığınlarını ifade eden “petrodolarlar”.

O sırada pek fark edilmeyen şey ise bu paranın büyük bölümünün tekrar ABD'ye geri akacağıydı. Ardından bu sermaye özellikle Citibank gibi büyük ABD bankalarının verdiği krediler aracılığıyla gelişmekte olan ülkelere yönlendirildi. 1980’lerde gelişmekte olan ülkelere verilen Uluslararası Para Fonu (IMF) kurtarma paketleri de petrol ambargosunun tetiklediği finansal küreselleşmenin bir sonucuydu.

Petrol ve altın

1973-74 döneminde dünya finansında yaşananları anlamak için biraz daha geriye, 1971 yılına gitmek gerekir. O yıl Başkan Richard Nixon, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yürürlükte olan küresel para sistemini değiştirdi.

On yıllar boyunca küresel sistemin temel para birimi olan dolar altınla destekleniyordu. Petrol işlemleri dolar üzerinden fiyatlanıyordu ve teoride egemen devletler bu doları ons başına 35 dolar sabit kur üzerinden altınla değiştirebiliyordu. Ancak 15 Ağustos’ta Nixon dünyayı sarsarak doları altın standardından çıkardı. Ardından gelen hamlelerle doları devalüe etti ve petrol üreticilerinin elde ettiği gerçek geliri düşürdü.

Doğal olarak petrol üreticileri bu değişimden hoşlanmadı. Daha sonra yapılan araştırmalar, dünya 1971’e kadar olduğu gibi altını değer standardı olarak kullandığında OPEC ülkelerinin 1970’lerde yaptığı fiyat artışlarının aslında petrolün reel fiyatını sabit tuttuğunu gösterdi. Ekonomistler David Hammes ve Douglas Wills’in bir çalışması şöyle diyor:

“OPEC ülkeleri petrolün göreli fiyatını artırmıyor, yalnızca dolar fiyatını dramatik biçimde yükselterek yerinde sayıyordu”

Dolarla dolup taşan petrol üreticileri, dikkat çekici bir dönüşümle küresel finans sisteminin temel direklerinden biri haline geldi. Bu sistem bugün bile doların merkezde olduğu bir yapı olarak varlığını sürdürüyor. Geçmiş krizlerde olduğu gibi, mevcut savaşın başlamasından bu yana dolar yeniden değer kazandı.

Cornell Üniversitesi’nden ekonomist ve dolar konusunda uzman olan Eswar S. Prasad’a göre doların bu dikkat çekici dayanıklılığı sonsuza kadar garanti değil. Ancak şu an için bu durumun devam etmesi muhtemel görünüyor.

Bunun bir nedeni ABD'nin artık net petrol ihracatçısı olması ve savaşın yarattığı arz açığından diğer ülkeler kadar etkilenmemesi. Diğer neden ise Prasad’ın ifadesiyle “ABD'nin tüm sorunlarına rağmen doların son yıllarda küresel finans sisteminde eskisinden bile daha baskın hale gelmiş olması”

Güç oyunları

S&P Global Başkan Yardımcısı Daniel Yergin petrol tarihçisi olarak bilinir. “The Prize: The Epic Quest for Oil, Money and Power” adlı kapsamlı kitabı bu hikayeyi 19. yüzyıla kadar götürür.

Bir video görüşmesinde enerji tarihinin aynı zamanda güç tarihinin de bir parçası olduğunu söyledi, ki buna finansal güç de dahil. Yergin, “İnsanlar yalnızca Körfez ülkelerinin petrol ve gaz ihraç ettiğine odaklanıyor, ama aynı zamanda sermaye de ihraç ediyorlar” dedi.

Yergin sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün küresel finans sisteminde dev oyuncular haline geldiler. Egemen varlık fonları son derece güçlü aktörler”

Bu fonlar ABD özel sermaye fonlarının en önemli yatırımcıları arasında yer alıyor ve büyük yatırımlar gerektiren neredeyse her büyük girişimde rol oynuyor. Bu durum küresel ekonomiyi çok daha iç içe geçmiş hale getirdi.

Körfez’de enerji akışının kesintiye uğraması er ya da geç küresel finans sistemi içindeki para akışını da bozacak. Halka açık piyasalardaki yatırımcılar için bu çatışma bundan daha ciddi olamaz.

Donald Trump yönetimindeki ABD fosil yakıtlara büyük bir bahis oynuyor. Ancak Yergin’e göre bu savaşın çıkaracağı derslerden biri enerji kaynaklarını fosil yakıtların ötesinde çeşitlendirmek olacak. Bir diğer ders ise daha büyük petrol rezervleri biriktirmek.

Yergin, “Ülkeler bir sonraki kriz için ellerinde daha fazla stok bulundurmak isteyecek” şeklinde konuştu.

Savaş kısa sürerse uzun vadeli hasar az olur

Bank of America’nın eski baş küresel ekonomisti olan ve şimdi Substack’te bülten hazırlayan Ethan S. Harris’e göre savaşın kısa sürede sona ermesi ve yeniden inşa sürecinin uzun vadeli hasarı sınırlaması mümkün.

Harris şunları söyledi:

“Belirleyici soru süredir. Bu uzun sürerse büyük bir mesele olur. Eğer savaş hemen şimdi sona erseydi, belki de gelecek yıl bundan söz etmeye bile gerek kalmazdı”

Ortadoğu’daki her çatışma küresel finansı mutlaka derinden değiştirmez. ABD, Körfez’de iki savaş yürüttü: biri 1990’ların başında başladı, diğeri ise on yıl sonra. İlki kısa sürdü. İkincisi, ABD öncülüğündeki Irak savaşı, 2003’ten 2011’e kadar devam etti; on binlerce kişinin ölümüne ve yüz milyarlarca dolar maliyete yol açtı. Büyük bir savaştı, ancak geriye dönüp bakıldığında enerji piyasalarının statükosunu değiştirmekten çok korudu.

İran devriminden bu yana her Körfez krizinde ABD stratejistleri İran’ın bir gün Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel enerji akışını kesebileceğinden endişe etti. Şimdi ise İran, ABD ve İsrail bombardımanına rağmen boğazı kapatabileceğini göstermiş durumda. Normalde dünyanın petrol ve doğal gazının yaklaşık beşte biri bu dar geçitten geçiyor.

Bu gelişmenin jeopolitiği ne ölçüde değiştireceği yıllar boyunca netleşmeyebilir.

Bu arada tek dileğimiz savaşın kısa sürmesi.

© 2026 The New York Times Company