23 Temmuz 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 23.07.2026 11:42 | Son Güncelleme: 23.07.2026 12:39

ABD ve Suudi Arabistan arasındaki nükleer anlaşması ne anlama geliyor?

The New York Times, ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer anlaşmanın iki ülke için ne anlama geldiğini analiz etti. Anlaşma, Riyad için bölgesel prestij; Washington için ise ticari ve jeopolitik kazanım olarak görülüyor
Fotoğraf: Kenny Holston/The New York Times
Fotoğraf: Kenny Holston/The New York Times
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Vivian Nereim / The New York Times

Suudi Arabistan çarşamba günü, uzun süredir peşinde olduğu ABD nükleer teknolojisini elde etmeye yönelik bir anlaşma imzaladı. Bu adım, Orta Doğu genelinde savaş ve belirsizliğin sürdüğü bir dönemde ülkenin ABD ile bağlarını derinleştirdi.

Suudi Arabistan’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirmesine izin verecek sivil nükleer anlaşma, krallığın veliaht prensi Muhammed bin Selman için bir zafer anlamına geliyor. Veliaht Prens, beş yıldan uzun süredir böyle bir anlaşmayı sonuçlandırmaya çalışıyor, Basra Körfezi ülkesinin bu teknolojiyi nükleer silah geliştirmek için kullanabileceği ve bunun Orta Doğu’da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği yönünde endişelerini dile getiren ABD’li yetkililer ve uzmanların muhalefetine karşı bastırıyordu.

Anlaşma aynı zamanda Suudi liderliğinin ABD ile ittifakını hâlâ vazgeçilmez gördüğünün ve ABD’nin İran’la savaşı nedeniyle oluşan gerilimlere rağmen Amerikan varlığını ülkelerinde derinleştirmeye istekli olduğunun bir işareti. ABD ve İsrail’in İran’a karşı ortak savaşı, İran’ın Suudi Arabistan’a ve ABD askeri tesislerine ev sahipliği yapan diğer Basra Körfezi ülkelerine yönelik bir dizi saldırısına yol açtı.

Güvenliğin yanı sıra ticari bağları da güçlendirebilir

Nükleer reaktörlerin inşa edilmesi 10 yıldan uzun sürebilir ve anlaşma, krallığı onlarca yıl boyunca ABD nükleer teknolojisini kullanmaya bağlayabilir; bu da ABD-Suudi güvenlik ilişkilerinin yanı sıra ticari bağları da güçlendirebilir.

Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde siyasal iktisatçı olan Karen Young, “İleriye dönük olarak bir yatırım yapıyorlar” dedi. Young, Suudi Arabistan için anlaşmanın “güç projeksiyonu, hatta kelimenin tam anlamıyla, elektrik üretiminin yanı sıra siyasi güç” anı sunduğunu ekledi. “Bu, bölgede prestij demek. Gelecekte ‘İran’ın herhangi bir kapasitesiyle eşitiz ya da onu aşıyoruz ve bunu ABD onay mührüyle yaptık’ deme imkânı demek” dedi.

Young’a göre Trump yönetimi açısından anlaşma, yetkililer savaşta ileriye dönük bir yol çizerken “Suudi Arabistan’ı daha fazla kendi yanına çekmek için bir fırsat.”

Bazı Körfez yetkilileri, hızla bölgeye yayılan, sivilleri öldüren ve Körfez’in petrol ve gaz zengini ekonomilerini sekteye uğratan savaşta Trump yönetiminin tutumundan duydukları hayal kırıklığını dile getirdi.

İran savaşında karşı karşıya gelmişlerdi

Başkan Donald Trump ile Veliaht Prens Muhammed genel olarak çok yakın olsalar da, Suudi Arabistan’ın mayıs ayında ABD ordusunun, İran güçlerinin fiilen kontrolü ele geçirdiği Hürmüz Boğazı’ndan ticari tankerleri geçirmek için düzenlenecek bir operasyonda Suudi hava sahasını kullanmasına izin vermemesi üzerine karşı karşıya geldiler.

Bloomberg Economics’in Orta Doğu jeoekonomisi sorumlusu Dina Esfandiary, bu gerilimler bağlamında nükleer anlaşmanın “Suudi Arabistan’ın Trump’tan inanılmaz derecede rahatsız olduğu bir dönemde Suudilere verilen bir havuç” olduğunu söyledi. “Bu ABD’nin verdiği bir taviz ve son dönemde ABD’nin Suudi Arabistan’a verdiği çok fazla taviz olmadı; en azından Suudiler bunu böyle hissediyor.”

Anlaşmaya karşı çıkanların dile getirdiği endişelerden biri, Veliaht Prens Muhammed’in, krallığın bölgesel rakibi İran’ın nükleer silah edinmesi halinde kendilerinin de nükleer silah edineceğini defalarca söylemiş olması.

'ABD’nin onlarca yıllık nükleer silahların yayılmasını önleme politikasını tersine çevirmek'

Esfandiary, Trump yönetimi yetkililerinin İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemekte kararlı olduklarını söylediği bir dönemde, anlaşmanın hayata geçmesi halinde bunun fiilen “ABD’nin onlarca yıllık nükleer silahların yayılmasını önleme politikasını tersine çevirmek” anlamına geleceğini söyledi.

Young’a göre bu, Orta Doğu genelinde nükleer teknolojiye erişim için bir yarışa yol açabilir ve zaman içinde “çok farklı bir bölge” yaratabilir.

Anlaşma, kamuoyu önünde kabul etmese de kendi gizli nükleer silah programını sürdüren İsrail’deki endişelere rağmen ilerledi.

Anlaşmanın Kongre onayına ihtiyacı olacak, ancak pratikte muhtemelen geçecektir; çünkü Kongre’nin Trump’ın girişimini engellemek için vetoyu aşacak çoğunluğu oluşturması gerekecek.

ABD’li ve Suudi yetkililer, krallığın nükleer hedefleri üzerine yaklaşık 20 yıldır aralıklı görüşmeler yürütüyor. Ancak peş peşe gelen yönetimler döneminde, ABD’li ya da uluslararası yetkililerin nükleer program üzerinde nasıl bir denetim yetkisine sahip olacağı ve Suudi Arabistan’ın kendi uranyumunu zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği gibi konularda anlaşmaya varamadılar.

Veliaht Prens Muhammed 2015’te iktidara yükselmeye başladığında, özellikle krallığın petrole bağımlı ekonomisini çeşitlendirmeye çalışırken, sivil bir nükleer program geliştirmek en önemli hedeflerden biri haline geldi.

Fotoğraf: Kenny Holston/The New York Times

Prens, krallığın geniş uranyum kaynaklarına sahip olduğuna inandığını söyledi ve ABD’li yetkililerle müzakereler sırasında Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirmesine izin verilmesi talebinden geri adım atmadı.

Uranyum zenginleştirme pazarlığı

Şimdiye kadar yapılan aramalar, Suudi Arabistan’da çıkarılması ekonomik olacak uranyum rezervlerine dair büyük ölçüde kanıt ortaya koyamadı. Ancak konu anlaşmazlık noktası olmaya devam etti ve yetkililer bu süreç üzerinde ABD denetimi sağlayacak farklı düzenlemeleri görüştü.

ABD’li yetkililer, hassas diplomasiyi görüşmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla, Trump’ın anlaşmayı sonuçlandırmak için nükleer yakıt üretmenin ekonomisine ilişkin ortak bir çalışmanın ardından Suudi Arabistan’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirmesine ya da plütonyum yeniden işlemesine izin verilebileceğini kabul ettiğini söyledi.

ABD’nin 2009’da yürürlüğe giren benzer bir anlaşmayı Birleşik Arap Emirlikleri ile yapması sırasında koşullar çok daha kısıtlayıcıydı.

BAE, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile “ek protokol” olarak adlandırılan belgeyi imzalayarak sıkı denetimleri kabul etti. Ayrıca kendi yakıtını üretme hakkından vazgeçmeyi kabul ederek, silah üretmek için gerekli altyapıya sahip olma ihtimalini ortadan kaldırdı.

Bu anlaşma, nükleer silahların yayılmasını önleme açısından “altın standart” olarak anılmaya başladı.

ABD-Suudi anlaşmasını ilk olarak salı günü The Wall Street Journal duyurdu. Gazete, anlaşmanın 30 yıl sürmesinin beklendiğini ve başka ülkelerin krallığın nükleer endüstrisine dahil olmasını dışlayacağını yazdı.

'Amerikalıları bölgede daha fazla kökleştirme yöntemi'

Yıllar süren müzakereler boyunca Suudi yetkililer, ABD’den yardım alamamaları halinde nükleer teknoloji için başka yerlere gidecekleri uyarısını defalarca yaptı; çeşitli dönemlerde Çin, Rusya, Fransa ve Güney Kore’den teklif istedi. Yine de başka bir ülkeyle anlaşma imzalamaktan geri durdular ve nükleer programlarını yıllarca geciktirme pahasına ABD teknolojisini aramayı sürdürdükçe, ABD teknolojisine yönelik tercihleri açık hale geldi.

Esfandiary, “Suudilerin Amerikalıları bekleme isteğinin nükleerle ilgisi daha az, daha büyük ilişkiyle ilgisi daha fazla” dedi ve bunu güvenliklerine daha derin ABD katılımını teşvik etmenin yollarını ararken “Amerikalıları bölgede daha fazla kökleştirme” yöntemi olarak tanımladı.

Bu düşünce kabaca şöyle ilerliyor: “Eğer topraklarımızda nükleer tesisleri, başka ilgi alanları olursa, savunmamızla daha fazla ilgilenecekler” dedi.

Anlaşma ABD’ye de potansiyel faydalar sunuyor. ABD’li nükleer şirketler, özellikle de Westinghouse için milyarlarca dolarlık sözleşmeler anlamına gelebilir. Bu şirket, Trump yönetiminin desteklemeye istekli olduğu AP1000 adlı büyük bir reaktör üretiyor.

Yönetim geçen ay, ülkede 30 yılı aşkın sürenin en büyük nükleer santral inşasını teşvik etmeyi amaçlayan milyarlarca dolarlık federal kredi planını açıkladı.

Washington merkezli bir araştırma kuruluşu olan Arab Gulf States Institute’ta kıdemli yerleşik araştırmacı Kristin Diwan, bu nedenle Suudi anlaşmasının “ABD için ticari ve jeopolitik açıdan büyük bir kazanç olduğunu; Amerikan şirketlerini zenginleştirip Suudi Arabistan’ı ABD’ye daha yakından bağladığını” söyledi. “Ancak uluslararası nükleer yayılmayı önleme rejimine verilen zarar ciddi.”

Kuveyt Üniversitesi’nde tarih alanında yardımcı doçent olan Bader Al-Saif, anlaşmanın yıllardır gündemde olduğunu ve mevcut savaştan önceye dayandığını, ancak kaçınılmaz olarak “İran ve İsrail’in öfkesine neden olacağını” ve bölgesel güç dengesinin zaten değişim halinde olduğu bir dönemde belirsizliği artıracağını söyledi.

© 2026 The New York Times Company