03 Eylül 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 03.09.2026 15:32 | Son Güncelleme: 03.09.2026 16:25

Feminist hareketin öncü ismi Gloria Steinem hayatını kaybetti

Feminist hareketin öncü ismi, yazar ve gazeteci Gloria Steinem, 92 yaşında New York'taki evinde yaşamını yitirdi
Feminist hareketin öncü ismi Gloria Steinem hayatını kaybetti
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Katharine Q. Seelye / The New York Times

Modern kadın hareketini harekete geçirerek milyonlarca kadının özdeğer duygusu geliştirmesine ve evde, işte ve toplum genelinde bir ölçüde eşitlik kazanmasına yardımcı olan feminist öncü Gloria Steinem, çarşamba günü New York’taki evinde hayatını kaybetti.

92 yaşındaydı.

Ölümü, sosyal medyada yapılan ve ölüm nedenine yer verilmeyen bir paylaşımla duyuruldu.

Kendisini “toplumsal değişim girişimcisi” olarak tanımlayan Steinem, yönetim kurulu odası, mahkeme salonu ve yatak odasına kadar uzanan Amerikan yaşamının neredeyse her alanında kapsamlı kültürel dönüşümlerin önünü açmaya yardımcı oldu.

Yarım yüzyıldan uzun bir süre boyunca kadın hareketini temsil etti ve hareketin en kalıcı sembolü haline geldi. Renkli havacı gözlükleri ve ortadan ayrılmış, sarı saçlarındaki ışıltılı tutamlar, onu dünyanın en tanınan kadınlarından biri yaptı.

Devrimci olması pek beklenmeyen biriydi. Ortabatı’da sürekli yer değiştiren bir çocukluk geçirirken, 10 yaşındayken anne ve babası boşandı ve ruhsal açıdan büyük sıkıntı yaşayan annesine annelik yapmak zorunda kaldı. Bu hayatı boyunca yankıları sürecek biçimlendirici bir deneyimdi. Altıncı sınıfa kadar neredeyse hiç örgün eğitim almadı; genç bir step dansçısı olarak en büyük hayali Rockette olmaktı.

Ancak çok fazla okudu, üniversiteden dereceyle mezun oldu ve kadınların seçtikleri hayatı yaşayabilmeleri gerektiğine tutkuyla inandı.

Kendisinin feminist uyanışı ise 30’lu yaşlarının ortalarına kadar gerçekleşmedi. 1969’da gazetecilik yaptığı sırada, kadınların yasa dışı kürtajlarını anlattıkları bir “konuşma” toplantısına katıldı. Karizmatik, kendini iyi ifade eden, medyayı iyi kullanan, son derece empatik ve işkolik biri olarak siyasi ve kültürel bir güce dönüştü.

Protestolara ve bilinç yükseltme toplantılarına öncülük etti, makaleler yazdı ve konuşmalar yaptı, siyasi örgütlenme çalışmalarına yoğunlaştı, kriz merkezlerinin ve şiddet gören kadınlar için sığınma evlerinin kurulmasına yardımcı oldu, kadınları destekleyen çok sayıda grup kurdu ve söz konusu davalar için para toplama konusunda adeta Midas’ın dokunuşuna sahipti.

Steinem ve bir grup feminist ayrıca geleneksel kadın dergilerinin karşısında duran, kürtaj, aile içi şiddet ve eşit işe eşit ücret gibi konuları ele alan bir yayın çıkarmaya cüret etti. 1971’de kurulan Ms. dergisi, tamamı kadınlar tarafından yaratılan, sahip olunan ve yönetilen ilk kuşe ulusal süreli yayın olarak, yükselen kadın güçlenmesi duygusunu yakalamayı ve yönlendirmeyi, kültüre nüfuz etmiş cinsiyetçi varsayımları ortadan kaldırmayı amaçladı.

Dergi, hareketin manifestosu, toplumsal dönüşüm için bir kuluçka merkezi ve eylem planı işlevi gördü. Bu yönüyle kadınların işyerlerinde açık ayrımcılık ve tacize, evlerinde ise dile getirilmeyen baskıya ve zaman zaman açıkça uygulanan şiddete karşı mücadele ederken cesaretlenmelerine yardımcı oldu.

“Biz başladığımızda cinsel taciz için ortada bir terim bile yoktu” derdi Steinem sık sık. “Buna sadece hayat deniyordu”.

Hareketin dağılmasının ve ilerici kadınların yeniden gerilemelerle karşı karşıya kalmasının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen Steinem, onların hakları ve eşitliği için mücadele etmeyi sürdürdü. Yorulmak bilmeden 90’lı yaşlarına kadar makaleler yazdı ve konferanslar verdi; haber medyası da onun görüşlerini almaktan hiç vazgeçmedi. Yaklaşık bir düzine önemli kurgu dışı kitabın yazarıydı; son kitabı “An Unexpected Life”ın bu ay yayımlanması planlanıyor.

Korkusuz kamusal kişiliğine rağmen Steinem bir ölçüde çekingen biriydi; başlangıçta topluluk önünde konuşmaktan dehşete kapılıyor ve özgüven eksikliğiyle mücadele ediyordu.

Görünüşü konusunda da güvensizdi. Ocak ayında bu ölüm ilanı için verdiği röportajda, büyük havacı gözlüklerini ve uzun saçlarını kısmen yüzünü gizlemek için taktığını söyledi. Özgüven üzerine 1992 tarihli kitabı “Revolution From Within”de, “İçimde kendimi nasıl hissettiğim” diye yazmıştı, “Toledo’dan, fazla uzun boylu ve yüzü puding gibi çok fazla yuvarlak olan, balık etli bir esmerdi".

Kadın hareketini temsil eden isim haline gelmesine rağmen Steinem, “women’s libbers” olarak anılan kadın özgürlükçülerinin cinsellikten uzak, mizahsız ve sevgilileri olmayan kadınlar olduğu yönündeki klişeye meydan okudu. Gösterişli bir sosyal hayatı vardı ve yönetmen Mike Nichols ile gayrimenkul ve yayıncılık patronu Mort Zuckerman da dahil olmak üzere çok sayıda güçlü ve etkili erkekle ilişki yaşadı. Ocak ayındaki röportajda, Ford Vakfı’nın öncü başkanı Franklin A. Thomas’ı hayatının aşkı, kendisiyle en fazla uyum içinde hissettiği erkek olarak tanımladı.

Ancak (çoğunlukla) evliliği reddetti ve çocuksuz kalmayı seçti; bunun hiçbir zaman pişman olmadığı bir karar olduğunu söyledi.

82 yaşındayken “Bir milisaniye bile” dedi. “Rahmi olan herkesin çocuk sahibi olması gerekmez; tıpkı ses telleri olan herkesin opera sanatçısı olmak zorunda olmadığı gibi. Bu bir seçim ve harika bir seçim, ama herkes yapmak zorundaysa artık bir seçim değildir”.

Yaşam tarzı ve özür dilemeyen feminist inançları onu bir hedef haline getirdi; liberaller tarafından (her zaman olmasa da) hayranlıkla karşılandı, muhafazakârlar tarafından ise (her zaman) şeytanlaştırıldı. O ve diğer bekar kadınlar, "erkeklerden nefret eden, sütyen yakan lezbiyenler"; "toplumsal düzeni altüst etmeye ve Amerikan ailesini yok etmeye kararlı kişiler" olarak karikatürize edildi. Steinem 1990’da “Larry King Live” programına çıktığında, bir kadın izleyici telefonda yaptıkları nedeniyle ona unutulmaz bir şekilde “cehennemde çürümesini” söyledi.

Ona yönelik düşmanlığın büyük bölümü, özellikle muhafazakâr aktivist Phyllis Schlafly’nin yükselişiyle birlikte, kamuoyu önünde ve açıkça sergilendi; ancak bu düşmanlık günlük hayatının dokusuna da işlenmişti.

Erkeklerin egemen olduğu haber medyası Steinem’i adeta hareketin sözcüsü ilan ederken (bu durum hareketin diğer pek çok liderini ve hiyerarşi karşıtı Steinem’in kendisini rahatsız ediyordu), aynı zamanda onu güzel yüzlü bir asi olarak küçümsedi ve kenara itti.

New York’ta ilk kez iş aradığı dönemde Life dergisindeki bir editör onu geri çevirdi. “Bizim bir muhabire ihtiyacımız var,” dedi ona “güzel bir kıza değil.” The New York Times Magazine’deki bir editörün kendisine cinsel teklifte bulunduğunu söyledi. New York dergisinin editörü ve Steinem’in akıl hocası Clay Felker ise ona “harika bacakları” olduğu için bir görev verdiğini söyledi.

1963’te Show dergisi için kaleme aldığı esprili araştırma haberi “A Bunny’s Tale” ile önünü açtı. Boyuna küçük gelen elektrik mavisi saten bir korseye giren, boğazında papyon ve başında sallanan bir çift saten tavşan kulağı takan Steinem, New York’taki Playboy Club’da kuyruklu bir tavşan olarak çalışan bir garson kılığında gizli göreve çıktı. Makalesi, erkek fantezisinin bu kozasındaki aşağılayıcı çalışma koşullarını ortaya çıkardığı için övgü aldı. Ancak bir süre, en azından bir dönem, bu yazıyı kaleme aldığı için pişman oldu; çünkü bazıları bu yazıyı onu ciddiyetsiz biri olarak nitelendirmek için kullandı.

Büyük uyanış

Ortabatı’da büyüyen Steinem, kariyerine 1960’ta New York’ta serbest yazar olarak başladı. 1968’e gelindiğinde New York dergisinin kurucu ortaklarından biri olmuştu. Aylık siyasi köşesi “The City Politic” ile kendi sesini buldu.

Köşesi onu siyasi savunuculuğa yöneltti. Bu yıl, kız ve kadınlara cinsel istismarda bulunduğuna ilişkin haberler ortaya çıkana kadar saygı gören Birleşik Tarım İşçileri Sendikası Başkanı Cesar Chavez ile yürüyüşlere katıldı. Cinayet suçlamasıyla yargılanmayı beklerken hapiste bulunan ve daha sonra beraat eden devrimci siyah feminist Angela Davis’in hukuki savunma fonunda saymanlık yaptı. Steinem, 1969’da New York belediye başkanlığı için kaybeden kampanyasında Norman Mailer’ı destekledi ve kısa bir süre onunla aynı listede kent denetçisi adayı olmayı düşündü. (Mailer’ın kötü şöhretli cinsiyetçiliğine rağmen Steinem o dönemde onu kadın hareketinin düşmanı olarak görmüyordu.)

O yıl Greenwich Village’da yasa dışı kürtajlarını tartışan bir grup kadın hakkında haber yaparken feminizme yöneldi. 1957’de İngiltere’de gizlice kürtaj yaptırmış olan Steinem, kadınların suçlu gibi hissetmelerine neden olunmasına öfkelenerek açıkça feminist olan ilk makalesini “After Black Power, Women’s Liberation” başlığıyla kaleme aldı.

O anda kendisini kendisinden daha büyük bir şeyin parçası olarak görüyordu. 2011 tarihli HBO belgeseli “Gloria: In Her Own Words”de “Bu büyük uyanıştı” dedi. “Beni dönüştürdü”.

Steinem’in makalesi, Betty Friedan’ın 1963 tarihli “The Feminine Mystique” kitabıyla kıvılcım alan kadın hareketinin ivme kazandığı dönemde yayımlandı. Kadınların hayal kırıklıklarına ve bastırılmış tutkularına dikkat çeken kitap, yayımlanır yayımlanmaz çok satanlar arasına girdi.

Üç yıl sonra Friedan, kuruluş amacı “Amerika’daki tüm kadınlar için gerçek eşitliğe doğru yeni bir hareketin zamanı geldi” şeklinde ifade edilen National Organization for Women’ı kuran isimlerden biri oldu.

Kadınlar, çok az yasal hakka, sınırlı mali bağımsızlığa ve bedenleri üzerinde hiçbir özerkliğe sahip olmayan ikinci sınıf vatandaşlardı. Kredi kartı veya banka kredisi alabilmek için bir erkeğin imzasına ihtiyaç duyuyorlardı. Eyaletlerde, kocanın yasal sonuçlardan korkmadan eşine cinsel saldırıda bulunmasına izin veren bir “evlilik muafiyeti” vardı.

1971’de Friedan, Steinem, New York’tan Demokrat Temsilciler Bella Abzug ve Shirley Chisholm ile aralarında önde gelen Cumhuriyetçi aktivist Jill Ruckelshaus’un da bulunduğu güçlü bir feminist grubu, Eşit Haklar Değişikliği’ni desteklemek ve kadınların kamu görevlerine seçilmesini sağlamak amacıyla National Women’s Political Caucus’ı kurdu.

Aktivist kadınlar, Steinem’in Manhattan’ın Upper East Side bölgesindeki başka kadınlarla paylaştığı tek odalı apartman dairesi de dahil olmak üzere ülkenin dört bir yanında küçük gruplar halinde bir araya gelmeye başlıyordu. (Steinem sonunda 1880’lerden kalma bir brownstone binanın ikinci katını oluşturan bu daireyi satın aldı; zaman içinde diğer katları da satın aldı ve hayatının geri kalanını burada geçirdi.)

Ms. dergisinin ilk örgütsel toplantılarından bazılarını da evinin oturma odasında gerçekleştirdi. O ve benzer düşüncelere sahip birkaç kadın, güzellik tüyolarına, erkek tavlamanın yollarına ve hamburger yapmanın 25 heyecan verici yöntemine ağırlık veren kadın dergilerinin aksine, kadınların hayatlarını onların deneyimlerine uygun bir şekilde anlatacak bir yayın oluşturmak istiyordu.

Derginin kurucuları, bir kadının medeni durumundan bağımsız olarak bireysel kimliğini ifade eden bir hitap biçimi olan “Ms.” terimini icat etmedi. Bu ifade 1900’lerin başından bu yana yavaş yavaş kullanıma giriyordu. Ancak dergilerine bu adı vererek unvanı ülkenin söz varlığına kazandırdılar ve kadınlara bir kartvizit sundular.

İlk sayı Aralık 1971’de yayımlandı ve Felker’ın finansman ve tanıtım desteği sayesinde New York’un yıl sonu sayısında ek olarak yer aldı.

İlk bağımsız tam sayı ise yine Felker’ın desteğiyle Ocak 1972’de çıktı. Kapak yazısı “The Housewife’s Moment of Truth”, iş ve ev hayatını bir arada yürütmenin beraberinde getirdiği çatışmaları ele aldı. Dergide ayrıca, aralarında tenis yıldızı Billie Jean King, şarkıcı Judy Collins, oyun yazarı Lillian Hellman ve tarihçi Barbara Tuchman’ın da bulunduğu 53 tanınmış kadının yasa dışı kürtaj yaptırdıklarını kabul ettiği imzalı bir listeye yer verilmesi dikkat çekti.

Dergi, Alice Walker, Adrienne Rich, Toni Morrison ve Vivian Gornick gibi önde gelen yazarların ilgisini çekti. Kız kardeşlik dayanışması, toplumsal cinsiyet ayrımı gözetmeyen çocuk yetiştirme, şiddet gören eşler ve doğum izni gibi çeşitli konulara yer verdi. Siyasi adayları, kadınlar için önemli olan konulardaki tutumlarına göre değerlendirdi.

Bir süre Ms. dergisi başarılı oldu. Ancak hiçbir zaman yekpare olmayan genişleyen kadın hareketi, gruplara bölündü ve tepkilerle karşı karşıya kaldı (1980’lerde pornografi konusunda feministler arasında yaşanan bölücü seks savaşları buna örnek gösterilebilir). Bölünmeler dergiyi de etkiledi. Öfke çoğu zaman, bazıları tarafından herkesi memnun etmeye çalışan ve tarafını belli etmeyen biri olarak görülen Steinem’e yöneltildi. Daha radikal kadınlar ve bazı beyaz olmayan kadınlar dergiyi fazla tavizkâr ve yeterince kapsayıcı bulmadı ve dergiden ayrıldı.

Gloria Marie Steinem, Leo ve Ruth (Nuneviller) Steinem’in kızı olarak 25 Mart 1934’te Ohio eyaletinin Toledo kentinde dünyaya geldi. Çok sevdiği, özgür ruhlu babası, parası olmayan, büyük hayaller kuran ve sürekli seyahat eden bir antika tüccarıydı.

Steinem, 1969’da Time dergisine verdiği röportajda, “Her zaman bir film çekecek, bir plak çıkaracak, yeni bir otel açacak ya da yeni bir portakal içeceği bulacaktı” dedi.

Aile yıllarca yazlarını, Steinem’in babasının küçük bir dans salonu işlettiği ve müzisyenleri sahneye çıkardığı Michigan’ın güneyindeki küçük kırsal kasaba Clarklake’te geçirdi. Sonbahar geldiğinde, babası antika satarken yol üzerindeki kasabalarda durarak bir karavanla daha sıcak bölgelere gidiyorlardı.

Steinem, altıncı sınıfa kadar bir yıl boyunca kesintisiz örgün eğitim almadan, sürekli yer değiştiren bir çocuk olarak büyüdü. Okumayı otoyol kenarındaki trafik işaretlerinden öğrendiğini ve kendisini kitaplara verdiğini söyledi.

Annesi, The Blade of Toledo’nun ilk kadın muhabir ve editörlerinden biriydi. İşini seviyordu ve evlendikten sonra da on yıl boyunca çalışmayı sürdürmüştü; sonuçta faturaları birinin ödemesi gerekiyordu. Ayrıca bir ilişki yaşadı, ardından sinir krizi geçirdi, sakinleştirici bağımlısı oldu ve Gloria doğmadan önce iki yılını bir sanatoryumda geçirdi.

Gloria yaklaşık 10 yaşındayken anne ve babası boşandı; 19 yaşındaki kız kardeşi Susanne ise Massachusetts’teki Smith College’a gitmek üzere evden ayrıldı. Gloria ve annesi, Ruth’un bir zamanlar yaşadığı East Toledo’daki yıkılmaya yüz tutmuş bir çiftlik evine taşındı. Gloria’nın hayatı, o sırada sodyum tiyopental bağımlısı, uysal ve korkak bir kadına dönüşmüş olan annesine bakmakla geçti. Steinem daha sonra onu, “yalnızca duyabildiği seslere zaman zaman karşılık verirken gözleri kapalı, dudakları hareket ederek yatakta uzanan; benim kendisine durmaksızın kızarmış ekmek ve kahve, salamlı sandviçler ve on sentlik turtalar getirdiğim bir kadın” olarak tanımladı ve “yatalak bir hastaydı” diye yazdı.

Gloria, annesi Ruth’un ihtiyaçlarıyla yedi yıl boyunca ilgilendi; alışveriş yaptı, yemek hazırladı ve ona baktı. Bu dönem, lisenin son sınıfına kadar sürdü. O sırada evi sattılar ve parayı Gloria’nın üniversite öğrenim ücretini karşılamak üzere biriktirdiler. Gloria, son sınıfını Washington, D.C.’de kız kardeşiyle birlikte geçirirken Ruth, eski kocasının bakımını üstlendiği Kaliforniya’ya gitti.

Gloria’nın örgün eğitimi ciddi ölçüde yetersiz kalmış olsa da kitapları adeta yutarak, kelimelerin ve fikirlerin tadını çıkararak bu açığı kapattı. Kız kardeşinin izinden giderek Smith College’a (Friedan’ın da mezun olduğu okul) gitti ve burada siyaset bilimi eğitimi aldı. 1956’da magna cum laude derecesiyle ve Phi Beta Kappa üyesi olarak mezun oldu.

Hindistan’a gidiş

Üniversitenin son sınıfında Steinem erkek arkadaşıyla evlenmeyi planladı, ancak daha sonra bundan vazgeçti. Toplumun ondan beklediği şey bu olduğu için yuva kurup çocuk sahibi olacağını fark etti.

Ocak ayındaki röportajda evliliği “bir başlangıç olarak değil, bir son olarak” gördüğünü söyledi; kimliğinin, hayatıyla yapmak isteyebileceği her şeyin sonu olarak. Nişan yüzüğünü nişanlısının yastığının altında bıraktı. “Bu bir cesaret gösterisi değildi” dedi ve kendi ifadesiyle 1957’nin başlarında Hindistan’a “kaçtı”.

Yolda vizesini beklerken Londra’da kaldı ve hamile olduğunu öğrendi. Kürtaj yaptırmayı başardı. Bunun alternatifinin eve dönmek, yanlış kişiyle evlenmek ve kendisine ait olmayan bir hayat yaşamak olacağını söyledi.

Hindistan’ın bağımsızlığının üzerinden henüz on yıl geçmişken, Steinem’i ülkeye çeken Mahatma Gandhi’nin mirasıydı. Orada eğitim görmek üzere Chester Bowles Asya bursunu kazanmıştı, ancak derslerini kısa sürede bıraktı. Sari giyip yanında yalnızca bir havlu, bir fincan ve bir tarak taşıyarak Gandhi’nin takipçileriyle birlikte Güney Hindistan’ı yürüyerek dolaştı; “konuşma çemberleri” ve tabandan örgütlenme konusunda dersler edindi.

ABD’ye döndükten sonra bir yılını Massachusetts eyaletinin Cambridge kentinde, Avrupalı Komünist gençlik festivallerine katılmaları için Amerikalı öğrencileri seçen ve hükümet desteği sağlayan kâr amacı gütmeyen bir eğitim vakfı olan Independent Research Service’in yöneticisi olarak geçirdi. Ramparts dergisi daha sonra vakfın kısmen CIA tarafından finanse edildiğini bildirdi ve Steinem sol kesimden eleştiri aldı. Steinem, 2016’da Times’a verdiği röportajda CIA’den hiç kimsenin kendisine ne yapacağını veya ne söyleyeceğini söylemediğini ve teşkilata hiçbir zaman rapor vermediğini belirterek tüm girişimi zararsız olarak nitelendirdi.

1960’ta New York’a taşındı ve serbest gazeteci olarak çalışmaya başladı. O dönemde kadın yazarlar ciddiye alınmıyordu; siyaset üzerine yazmak istiyordu ancak kendisini ünlü profilleri ve moda haberleriyle sınırlı buldu.

Yine de çok üretkendi. Yazıları Vogue, Cosmopolitan, Esquire, Family Circle ve Life gibi dergilerde yayımlandı. Glamour ve New York dergilerinde yazı işleri katkıcısı olarak görev yaptı.

2000 yılında Steinem, evliliğe duyduğu antipatiyi bir kenara bırakarak Güney Afrika doğumlu sosyal adalet aktivisti David Bale ile evlendi (aktör Christian Bale’in babası). Steinem 66 yaşındaydı. Başlangıçta Bale’in yeşil kart alabilmek için kendisiyle evlendiğine dair söylentileri reddetti, ancak yıllar sonra bunun gerçekten de böyle olduğunu kabul etti. Evlilik, Bale’in 2003’te 62 yaşında beyin lenfoması nedeniyle hayatını kaybetmesine kadar üç yıl sürdü.

Steinem, 1986’da başlayan kendi tekrarlayan meme kanseri mücadelesiyle de karşı karşıya kaldı. Bunun ardından tamamen tükenmişlik ve depresyon yaşadı ve psikanaliz gördü. Daha sonra birkaç yılını “Revolution From Within: A Book of Self Esteem” kitabını yazıp yeniden yazarak geçirdi.

Bu kendisine dair kamuoyuna yaptığı ilk uzun soluklu bakıştı ve kendini sorgulamasını çok ihtiyaç duyulan toplumsal aktivizmden bir geri çekilme olarak gören bazı feministleri hayal kırıklığına uğrattı. Yazar ve editör Deirdre English, kitabı The New York Times Book Review için değerlendirdiği yazısında şöyle kaleme aldı: “Buradaki toplumsal devrime ilişkin stratejik vizyonun yerini neredeyse tamamen kişisel iyileşme modeli almış”.

“Revolution From Within”, doğal müttefiklerini hayal kırıklığına uğrattığı tek konu değildi.

Yıllar içinde Bill ve Hillary Clinton’ı savunması, onu siyasi açıdan zor durumda bıraktı. 1998’de Times’ta yayımlanan bir görüş yazısında, Başkan Bill Clinton’ı hakkındaki çok sayıda cinsel suçlamaya karşı savundu ve Clinton’ın çeşitli kadınlara yönelik yaklaşımlarının istenmeyen veya zorlayıcı olmadığını söyledi.

2016 Demokrat Parti başkanlık ön seçimleri sırasında da genç kadınların Vermont Senatörü Bernie Sanders’ı Hillary Clinton’a tercih etmesinin nedenini bir televizyon röportajında “Gençken, ‘Erkekler nerede? Erkekler Bernie’nin yanında’ diye düşünüyorsunuz” sözleriyle açıklayınca yeniden büyük tepki çekti. Daha sonra özür diledi ve kendisini yanlış ifade ettiğini söyledi.

Marilyn Monroe üzerine de yazdı

Steinem hayatının büyük bölümünü yazmaya adadı. En çok satan kitaplarından biri, ilk makale derlemesi olan “Outrageous Acts and Everyday Rebellions” (1983) oldu. Diğer kitapları arasında, kırılganlığı ve karmaşıklığı nedeniyle büyüleyici bulduğu Marilyn Monroe’nun sempatik bir portresini sunduğu “Marilyn: Norma Jean” (1986) ve kadınlar ile yaşlanma üzerine bir değerlendirme olan “Doing Sixty and Seventy” (2006) yer aldı.

Steinem, zamanının büyük bölümünü Ms. dergisiyle ilgilenmeye adadı. Dergi, 1989’da 540 bin aboneyle en yüksek tirajına ulaştı ancak mali durumu sürekli tehlikedeydi ve bir dizi kez el değiştirdi. On yıldan kısa bir süre içinde tirajı 200 bine düştü ve sahibi dergiyi kapatmakla tehdit etti.

Bu Steinem’ın katlanabileceğinden fazlaydı. Bir grup risk sermayedarı ve girişimciyi bir araya getirerek Liberty Media for Women’ı kurdu ve Ms. dergisini 3 milyon dolara satın aldı. 2001’de Feminist Majority Foundation dergiyi devraldı ve yayın hayatını sürdürmesini sağladı. Ancak derginin etkisi ve temsil ettiği feminizm anlayışı önemli ölçüde zayıflamıştı; dergi artık üç ayda bir yayımlanıyor.

Steinem’ın geride bıraktığı kişiler, kendi deyimiyle “seçilmiş ailesi” olan yakın arkadaşlarıydı. Annesi 1981’de, kız kardeşi Susanne Steinem Patch ise 2007’de hayatını kaybetti.

© 2026 The New York Times Company

Kaynak: Gazete Oksijen