14 Ekim 2026, Çarşamba
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 13.10.2026 22:40 | Son Güncelleme: 13.10.2026 23:22

Fransa'yı yeniden ayağa kaldırmayı hayal eden Macron'un görev süresi krizle sona eriyor

Fransa'yı ekonomik reformlarla yeniden ayağa kaldırma vaadiyle iktidara gelen Emmanuel Macron, görev süresinin sonuna ağır bir krizle yaklaşıyor. Artan borçlar, kitlesel protestolar ve siyasi istikrarsızlık, Macron'un mirasını tartışmaya açarken aşırı sağın iktidar ihtimali güçleniyor
Fotoğraf: Dave Sanders/New York Times
Fotoğraf: Dave Sanders/New York Times

Mark Landler / New York Times

Geçen hafta binlerce lise öğrencisi, gençlerin ortak öfkesini yansıtan protestolarla sokaklara dökülürken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Bretonya açıklarında bulunan bir donanma gemisini ziyaret etti. Geminin güvertesinden, Fransız nükleer denizaltısından yeni bir balistik füzenin fırlatılışını izledi.

Bu ziyaret, cumhurbaşkanının geleneksel olarak iç siyasetin karmaşık çekişmelerinin üzerinde konumlandığı Fransa'da Macron'un önceliklerini ortaya koyan dikkat çekici bir gösteriydi. Macron, giderek yayılan toplumsal huzursuzluğun hükümet tarafından kontrol altına alındığı konusunda Fransız halkına güven vermeye çalışma görevini Başbakanı Sébastien Lecornu'ya bıraktı.

Bu durum aynı zamanda Macron'un, yaklaşık on yıllık iktidarı boyunca Fransa ekonomisini ve sosyal refah sistemini etkileyen çok sayıdaki sorunu çözemediğini de gösteriyordu. Macron, 2017'de 39 yaşında, iddialı bir reformcu olarak seçildiğinde bu sorunları çözme sözü vermişti. Ancak söz konusu sorunlar bugün sistemik bir krize dönüşmüş durumda.

Kamuoyu araştırma kuruluşu IFOP'un siyasi analisti Jérôme Fourquet, "Hatırlayın, Macron 2017 seçimlerinden önce 'Révolution' (Devrim) adlı bir kitap yayımlamıştı" dedi. Fourquet, "Kendi kendimize, sistemi yeniden harekete geçirecek, bir devrime öncülük edecek demiştik" ifadelerini kullandı.

Fourquet'ye göre, görevinden ayrılmasına yalnızca yedi ay kalan cumhurbaşkanı "bu devrimi gerçekleştirmeyi başaramadı." Analist, Macron'un bunun yerine "geminin son kaptanı" olarak hatırlanabileceğini söyledi.

Salı günü Fransa İçişleri Bakanlığı, ülke genelinde 160 bin göstericinin sokaklara çıktığını açıkladı. Protestoların son dalgasında kalabalık sınıflar, bakımsız okul binaları ve öğretmen eksikliği gündeme getirildi. Dördüncü haftasına giren gösteriler, ülkenin içinde bulunduğu karmaşanın bir başka göstergesi oldu.

Uzmanlara göre Fransa'nın kamu maliyesindeki sorunlar o kadar ciddi bir boyuta ulaştı ki, ülke cömert sosyal refah devletinin giderek işlemez hale gelmesiyle sonunda yüzleşmek zorunda kalabilir. Böyle bir senaryo, sosyal yardımlarda sancılı kesintilere, hatta Fransa'nın borçlarını ödeyememesine yol açabilir.

Elbette bu sorunların birçoğu Macron'dan önce de vardı. Bazıları ise COVID-19 salgını ile İran ve Ukrayna'daki savaşlar gibi Macron'un kontrolü dışındaki gelişmeler nedeniyle ağırlaştı. Bu olaylar enflasyonu körüklerken bütçe üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Yine de eleştirenler, Macron'un gerek kamuoyundan gelen tepkiler gerekse kendi siyasi hesap hataları nedeniyle Fransa'nın uzun süredir devam eden yapısal sorunlarını çözme konusunda kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını savunuyor. Dolayısıyla Macron'un geride bırakacağı mirasın, yerine getirilmemiş vaatlerle şekillenmesi bekleniyor.

Ekonomiyi canlandırma vaatleri neden sonuçsuz kaldı?

Bir dönem yatırım bankacılığı yapan ve ekonomi bakanlığı görevinde bulunan Macron, iktidara geldiğinde şirketler ve yüksek gelirli kesimler üzerindeki vergileri azaltarak, iş gücü piyasasına ilişkin düzenlemeleri esneterek ve emeklilik sistemini yeniden yapılandırarak Fransa ekonomisini canlandırma sözü vermişti.

Macron'a göre bu adımlar girişimcilik kültürünü geliştirecek, Fransa'yı yatırımcılar için yeniden cazip hale getirecek ve ekonomik büyümeyi tekrar hızlandıracaktı.

Macron ilk iki hedefini gerçekleştirdi ancak üçüncüsünde başarılı olamadı. Emeklilik yaşını 62'den 64'e çıkaran ve kamu maliyesindeki açığın büyümesini durdurmak açısından ekonomistlerin kritik gördüğü tartışmalı düzenlemeyi hayata geçirmesinin ardından öfkeli protestolar patlak verdi. Macron'un Ulusal Meclis'teki çoğunluğunu kaybetmesinin ardından milletvekilleri kamuoyundaki tepkilere boyun eğerek 2025 yılında bu değişikliğin uygulanmasını askıya alma yönünde oy kullandı.

Aynı dönemde Macron'un servet sahiplerine yönelik bir vergiyi kaldırması, kendisine pek de hoş olmayan "zenginlerin cumhurbaşkanı" lakabını kazandırdı. Artan fiyatların hayat pahalılığını ağırlaştırmasıyla bu durum siyasi bir soruna dönüştü.

Fransa, 2018 ile 2020 yılları arasında Sarı Yelekliler protesto hareketiyle sarsıldı. Hareket, insanların akaryakıt fiyatlarını ve başka birçok sorunu protesto etmek için sokaklara çıkmasıyla başlamıştı.

Paris'teki sol eğilimli düşünce kuruluşu Jean Jaurès Vakfı'ndan siyaset bilimci Jean-Yves Camus, "Hiç bu kadar çok sayıda çok zengin insanımız olmamıştı. Buna karşılık geçinmekte zorlanan çok sayıda insanımız var" dedi.

Camus, "Her zaman eşitlikçi olmayı hedefleyen Fransız toplumu, Amerikan modeline doğru ilerliyor" ifadelerini kullandı.

Fransa'nın kamu harcamaları Avrupa'nın en yüksekleri arasında

Elbette devletin ekonomideki büyüklüğü söz konusu olduğunda Fransa, ABD'den belirgin biçimde farklı olmaya devam ediyor.

2025 yılında sağlık hizmetleri, emekli aylıkları, eğitim, kültür ve diğer sosyal yardımları kapsayan kamu harcamaları, Fransa'nın toplam ekonomik üretiminin yüzde 57,3'üne ulaştı. Bu oran, Avrupa Birliği'nde Finlandiya'nın ardından en yüksek ikinci seviye olurken ABD'deki oranın da 20 puandan fazla üzerinde bulunuyor.

Fransa'nın toplam kamu borcunun 2027 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 120'sine ulaşacağı öngörülüyor. Bu oran, Yunanistan ve İtalya'nın ardından en yüksek üçüncü borçluluk düzeyine işaret ediyor.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi ve Başkan Donald Trump'ın 2024 yılında yeniden iktidara gelmesi de Fransa'nın maliyetlerini artırdı. Ülke, Rusya kaynaklı tehditlere karşı koymak ve ABD'nin sağladığı güvenlik şemsiyesine daha az bağımlı olmak amacıyla askeri harcamalarını artırmak zorunda kaldı.

Macron'un Avrupa vizyonu takdir topladı

Macron'u eleştirenler bile Avrupa'nın kendi güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği yönündeki çağrılara öncülük etmesini takdir ediyor.

Macron'un ABD'den "stratejik özerklik" kazanılmasına yönelik yol haritası, bir dönem gerçekçi olmayan, hatta aşırı iddialı bir yaklaşım olarak görülüyordu. Ancak Trump'ın NATO'yu küçümseyen açıklamaları dikkate alındığında, bu yaklaşım artık ileri görüşlü bir politika olarak değerlendiriliyor.

Fransa'nın eski Washington Büyükelçisi ve Macron'a danışmanlık yapmış olan Gérard Araud, "Küresel ölçekte bir Avrupa vizyonu oluşturmaya çalıştı" dedi.

Araud, "Bu konuda ne düşünürseniz düşünün, Avrupa'nın sesi oldu" ifadelerini kullandı.

Ancak Araud'ya göre Macron'un uluslararası sahnede güçlü bir lider olarak öne çıkmasını sağlayan özellikleri, ülke içinde kendisine zarar verdi.

Seçkin eğitim geçmişi ve entelektüel tavırları, Macron'un gündelik geçim sorunlarıyla uğraşan Fransız halkından kopuk görünmesine yol açtı.

Araud, "Popülizmin yükseldiği bir dönemde o, tam anlamıyla roka yiyen bir cumhurbaşkanı" dedi.

Bu ifadeyle Araud, ABD eski Başkanı Barack Obama'nın çiftçilerle yaptığı bir toplantıda alışılmışın dışında bir salata yeşilliğinden söz etmesi nedeniyle alaya alınmasını hatırlattı. Bazılarına göre Obama da Macron'la benzer biçimde tepeden bakan bazı özellikler taşıyordu.

Macron'un halk desteği yüzde 15'e geriledi

Fransız seçmenler Macron konusunda uzun zamandır hayal kırıklığı yaşıyor.

Ipsos araştırma şirketinin geçen hafta gerçekleştirdiği ankete göre Macron'un görevini onaylayanların oranı yüzde 15'e geriledi. Bu, göreve geldiği tarihten bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Hükümet bütçeyi parlamentodan geçirmekte zorlanırken Macron, art arda başbakan değişikliklerine gitti.

Fransa'nın kamu maliyesi etrafında sonu gelmeyecekmiş gibi görünen siyasi kriz, yatırımcıların ülkenin borç ödeme kapasitesine ilişkin şüphelerini derinleştirdi.

Fransız devlet tahvillerinin faizinin kısa süreliğine yüzde 5 gibi tehlikeli kabul edilen bir eşiği aşması, ülkenin tam kapsamlı bir finansal krize sürüklenebileceği endişelerini artırdı.

Yatırımcıları kaygılandıran bir başka gelişme ise aşırı sağcı lider Marine Le Pen'in gelecek ilkbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma ihtimalinin gerçekçi bir senaryoya dönüşmesi.

Macron'un merkez siyaseti aşırı sağa karşı zayıfladı

Le Pen'i iki kez mağlup eden Macron, uzun süredir kendisini aşırı sağın iktidara gelmesini engelleyen bir güvence olarak sunuyordu.

Ancak analistlere göre Macron'un kendi siyasi hareketini, kendisi olmadan da varlığını sürdürebilecek merkezci bir partiye dönüştürememesi, Fransa'da siyasi merkezin zayıflamasına katkıda bulundu.

Bu durum ülkeyi aşırı sağın iktidarı ele geçirmesine karşı daha savunmasız hale getirdi.

Macron'un görev süresinin ortalarında kendisiyle yollarını ayırmadan önce yakın danışmanlarından biri olan Fransız iş insanı Alain Minc, cumhurbaşkanının siyasi mirasının iki ayrı döneme ayrılabileceğini söyledi.

Minc'e göre Macron'un bazı önemli değişiklikleri hayata geçirdiği ilk görev dönemi "oldukça iyiydi".

Ancak Minc, ikinci dönemi bir "dram" olarak nitelendirdi.

Bu ikinci dönem, Fransa'nın Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından kurtarılmaya ihtiyaç duyup duymayacağının sorgulanmasına yol açan mevcut krizle doruğa ulaştı.

Minc, "Geride bırakacağı miras dramatik olacak" dedi ve bunun olumlu anlamda kullanılmadığını vurguladı.

Minc şöyle devam etti:

"Fransa'nın Avrupa Merkez Bankası'nın desteğine ihtiyaç duyması, içine düşülebilecek en aşağılayıcı durumdur."

© 2026 The New York Times Company