Steven Erlanger / New York Times
Avrupalıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendilerine duyduğu küçümseme konusunda yeni bir uyarıya ihtiyacı varsa, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’ndaki alaycı ve düşmanca tavrı bunu bir kez daha hatırlattı.
Ancak Davos, Avrupa’ya başka bir ders daha verdi. Toprak bütünlüğü ve egemenlik ilkesinde birlikte duran ve sert ekonomik karşı önlemler konusunda uyaran Avrupalılar, Trump’ın Grönland konusundaki tutumunda geri adım atmasını sağlamış gibi görünüyor.
Egemenlik ve sınırların dokunulmazlığı, Avrupa projesinin temel ilkeleri. Bu proje, büyük güçlerin saldırgan emperyalizminin milyonlarca ölüme yol açtığı İkinci Dünya Savaşı’nın enkazından doğdu. Ders açıktı: Küçük devletlerin, daha büyük güçlerin saldırılarından korunabilmesinin tek yolu, sınırların kolektif olarak savunulması.
Bugün Avrupa, yeniden yayılmacı hedefleri olan büyük güçlerle karşı karşıya. Rusya, egemenliğini birçok anlaşmayla tanımış olduğu Ukrayna’yı fethetme çabasını sürdürüyor. ABD ise, Avrupa Birliği ve NATO müttefiki olan Danimarka’dan Grönland’ı devretmesini talep ediyor.
Ancak toprak bütünlüğünün ve egemenliğin korunması, hem 27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği’nde hem de 32 üyeli askeri ittifak NATO’da kırmızı çizgi olarak ifade ediliyor. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı gibi belgelerin sınırların dokunulmazlığını ısrarla vurguladığı bir dünyada bunu savunmak bugün hayalci görünebilir, ancak bir bakıma bu Avrupa’nın kaderi.
Alman Marshall Fonu’nun Brüksel ofisinin başkanı Ian Lesser, “Sınırların güç kullanılarak sorgulanabilmesi ve güç tehdidi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa güvenliğinin ve hedeflerinin temel ilkelerini tehdit ediyor” dedi.
Lesser sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ukrayna’daki savaş bunu gündemin merkezine taşıdı, ancak Avrupa güvenliğinin başlıca garantörü olan ABD'nin egemenlik ve toprak bütünlüğü kavramını sorguluyor olması ciddi bir endişe kaynağıdır”
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörü Mark Leonard ise, kıtanın Çin, Rusya ve ABD gibi ‘büyük güçlerden’ gelen meydan okumalar karşısında egemenliğin önemini yeniden keşfettiğini savundu.
Leonard, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa tarihinin büyük bölümü, egemenliği dizginlemek ve onu çok taraflı kurumlar içinde paylaşmakla ilgiliydi” dedi. Ancak Leonard, yeni dünya düzeninin, “Avrupa Birliği’nin doğasını temelden değiştirdiğini” söyledi.
Ukrayna ve Grönland neden önemli?
Leonard’a göre Avrupalılar, eski kurallara dayalı düzeni küresel ölçekte savunamayacaklarını biliyor, “ancak Avrupa içinde ayakta kalmasını sağlayabilirler. Bu nedenle Ukrayna ve Grönland büyük önem taşıyor.
Leonard, “Avrupalıların son günlerden şu dersi çıkaracaklarını umuyorum: Egemenlik ve toprak bütünlüğü gibi kurallar için birlikte durduklarında, bunları savunabiliyorlar” dedi.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos’taki konuşmasında eski uluslararası düzenin sona erdiğini söyleyerek övgü topladı. Carney’e göre Kanada ve Avrupa gibi “orta güçler”, büyük güçlerin savaş sonrası normları ve anlaşmaları terk ettiği bir dünyada yeni ittifaklar kurmak zorunda.
Carney, büyük güçlerin artık “ekonomik entegrasyonu silah, tarifeleri kaldıraç, finansal altyapıyı zorlama aracı, tedarik zincirlerini ise sömürülecek zayıflıklar” olarak kullandığını söyledi.
Eski düzende bir kopuş yaşandığını belirten Carney, “Kurallar sizi artık korumuyorsa, kendinizi korumak zorundasınız” ifadelerini kullandı.
Avrupalılar bu dersi özümsüyor.
Avrupa, Trump’ın Ukrayna’nın Rusya’ya, Moskova’nın henüz fethetmediği toprakları devretmesi yönündeki taleplerine direndi. Ayrıca, olası bir barış anlaşmasının Rus birliklerinin Ukrayna topraklarının yüzde 20’sini işgal etmesiyle sonuçlansa bile, bu işgalin kalıcı olarak asla tanınmayacağını, Kırım için bile bunun geçerli olmayacağını vurguladı.
Avrupalılar, Ukrayna için ABD'den daha fazla mali ve askeri destek sağladı ve Trump’ın fonları kesmesinin ardından büyük ölçüde oluşan boşluğu doldurdu. Son olarak Kiev’e 90 milyar euroluk ek ekonomik ve askeri yardım konusunda anlaşmaya vardılar.
Aynı şekilde Avrupalılar, Trump’ın adayı ilhak taleplerine karşı Danimarka ve Grönland’la toprak bütünlüğü ilkesi temelinde dayanışma gösterdi ve Trump’ın geri adım atmasında etkili oldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Davos’ta “Avrupa’nın artık çok güçlü araçları var ve bunları kullanmak zorundayız” diyerek birçok Avrupalının görüşlerini dile getirdi.
Belçika Başbakanı Bart De Wever ise daha sertti: “Çok fazla kırmızı çizgi aşılıyor. Mutlu bir vassal olmak başka şeydir, sefil bir köle olmak başka”
"İkinci Trump başkanlığı, Trump’ı pohpohlama politikasının başarısız olduğunu ve temel ilkeler için ayakta durmanın hayati önem taşıdığını Avrupa’ya öğretti" diyen üst düzey bir Avrupalı yetkili, ABD-Avrupa ilişkilerinin hassasiyeti nedeniyle isminin gizli tutulmasını istedi.
Yetkiliye göre Avrupa şunu öğrendi: "Biraz iltifat işe yarayabilir, ama cebinde bir silah varsa"
Danimarka ve Grönland örneğinde olan da buydu. Haftalar boyunca Avrupalı liderler, Trump’ın Grönland’ı “kolay yoldan” ya da “zor yoldan” alma niyetinden vazgeçeceğini umdu. Bunun yerine Trump, daha sert tarifelerle tehdit etti.
Bunun üzerine Avrupa Birliği, Davos’un hemen ardından acil bir zirve toplama kararı aldı.
Trump’ın tehditleri karşısında Avrupalılar, zayıf bulunduğu için eleştirilen ABD-AB gümrük anlaşmasını askıya aldı. Bunun yerine Amerikan mallarına 93 milyar euroluk misilleme tarifeleri hazırladılar. İşte Avrupa'nın cebindeki silah buydu.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Leonard’a göre bu misilleme ihtimali piyasaları huzursuz etti ve bu etki, Trump ve ekibi üzerinde caydırıcı oldu. Bu durum, “Avrupalıların ciddi olduğunu gösterdi ve piyasalar üzerinden Trump’ı geri çekilmeye zorladı”
Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmelerin ardından, Grönland konusunda belirsiz bir “anlaşma çerçevesi” olduğunu söyleyerek geri adım attı ve kendi tarifelerini gündemden çıkardı.
Trump zafer ilan etti, ancak bu durumda gerçek kazanan, ilgili ülkelerin rızası olmadan sınırların değiştirilemeyeceği ilkesine sıkı sıkıya sarılan Avrupa Birliği ve NATO oldu.
Cuma günü erken saatlerde yapılan Avrupa Birliği zirvesinin ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, son tarife tehditlerinin ABD ile ilişkilerde taktik bir ders sunduğunu söyledi. “Kararlılık, diyalog, hazırlık ve birlik” etkili olmuştu.
von der Leyen, “Bundan sonra da bu yaklaşımı sürdürmeliyiz” dedi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Almanya Ofisi Başkanı Jana Puglierin, başta Baltık ve Nordik devletler olmak üzere daha küçük Avrupa ülkelerinin, büyük güçlerin egemenliğe yönelik saldırılarından derin kaygı duyduğunu dile getirdi ve şu ifadeleri kullandı:
“Bu, onların iş modelinin sonu. Bu, Avrupa Birliği’nin ve savaş sonrası düzenin temelidir; her ülkenin, ne kadar küçük olursa olsun, bir oyu vardır”
Puglierin’e göre Rusya, Çin ve ABD uluslararası düzenin tamamını değiştirmeye çalışıyor ve Avrupa bu mücadelenin tam ortasında. Puglierin, "Bu ülkelerin hepsi bizi bölmeye çalışıyor, çünkü bölünmüşken bizimle uğraşmak daha kolay” şeklinde konuştu.
Temel soru, Avrupa Birliği ve NATO’nun bu daha açgözlü yeni dünyada işlevlerini sürdürüp sürdüremeyeceği. Bu kurumlar, egemenliğin dokunulmazlığı ve uzlaşı ilkesine dayanıyor ve bugün bu ilkelere yönelen tehdit, Avrupa’ya barış ve refah getiren bu yapıların varlığına doğrudan meydan okuma anlamına geliyor.
© 2026 The New York Times Company