18 Temmuz 2024, Perşembe Gazete Oksijen
Haber Giriş: 03.10.2022 15:17 | Son Güncelleme: 03.10.2022 18:30

20 ülkede 1,7 milyon ziyaretçiye ulaşan Stanley Kubrick sergisi

Dünyaca ünlü New Yorklu yönetmen Stanley Kubrick’in 1928-1999 arasındaki tüm çalışmalarına kronolojik bir bakış sunan ve Kubrick hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı sergi olan Stanley Kubrick sergisi, İstanbul Sinema Müzesi'nde
20 ülkede 1,7 milyon ziyaretçiye ulaşan Stanley Kubrick sergisi

Kahraman Çayırlı

Sinemaseverler için harikulade bir haber. Sinema tarihinin en mühim isimlerinden Stanley Kubrick hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı sergi İstanbul Sinema Müzesi’ne konuk oluyor. Kubrick’in 1928-1999 yılları arasındaki tüm çalışmalarına kronolojik bir bakış sunan Stanley Kubrick sergisi, izleyicinin Kubrick'in bambaşka evrenine yakından tanıklık etmesini sağlıyor; çoğu daha önce yayınlanmamış belge, obje, senaryo, kamera, lens ve orijinal kostümleriyle sanatçının sinema kariyerine derinlemesine bir bakış sunuyor.

Sanatçının hiç çekilmemiş veya başka yönetmenler tarafından çekilen Yapay Zeka, Napoleon ve Savaş Zamanı Yalanları projelerini de ilk kez sanatseverlerle buluşturan sergide yönetmenin başyapıtı addedilen 2001: Uzay Yolculuğu (1968) filminin özgün tasarımından esinlenilmiş deneyim alanında orijinal aygıt, giysi ve modeller sunuluyor.  T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Sinema Müzesi tarafından gerçekleştirilen  ve 1 Mart 2023’e dek sürecek sergiyi, serginin küratörleri olan İstanbul Sinema Müzesi küratörü Zihni Tümer ve orijinal Stanley Kubrick sergisinin ortak küratörü ve 2005’ten bu yana projenin turne yöneticisi Tim Heptner ile konuştuk.

Bu sergi kararı nasıl oluştu? Hikâyesini anlatır mısınız?

Tim Heptner: Sergi, 1999’da vefat eden, film yönetmeni Stanley Kubrick’in kişisel mirasına dayanıyor. Sinema sergileri sunma ve tasarlama ve arşiv malzemeleri konusunda 40 yıllık bir geçmişe sahip olan Frankfurt’taki Alman Film Enstitüsü & Film Müzesi [DFF- Deutsches Filminstitut & Filmmuseum] 2003 yılında Stanley Kubrick sergisi fikrini, Kubrick’in eski eşi Christiane ve uzun süredir başyapımcı ve yönetmenin son vasiyetnamesinin yürütücüsü olan kayınbiraderi Jan Harlan’a sundu. İkisi de bu fikri desteklediler ve müze arşivcilerine Kubrick ailesinin mülkünde bulunan, Stanley Kubrick’in kuzey Londra’da Childwickbury Manor, St. Albans’teki yaşam ve prodüksiyon evinin kapılarını açtılar. Yedi aylık bir süreçte, arşivciler Stanly Kubrick’in prodüksiyon ve arka ofis olarak kullandığı ahırlar ve portakabinlerde incelemeler ve elemeler yaptılar. Kubrick’in kariyerinin tüm dönemlerinden ve film yapımının tüm yönleriyle ilgili malzemelerle dolu yüzlerce kutu ve sandık açtılar. Özgün sahne dekorları, kostümler, kameralar ve lenslerin yanı sıra binlerce fotoğraf, tasarım ve prodüksiyon kağıtları gün ışığına çıktı (prodüksiyon fotoğrafları, mekan keşif görselleri, set ve kostüm provaları, genel araştırmalar, oyuncular ve ekiple yazışmalar, set ve kostüm tasarımları, finans ve iş belgeleri, senaryolar, taslaklar). Tüm bu malzeme sistemli bir şekilde listelendi ve temelde Frankfurt’taki küratör ekibi, 20. yüzyılın en etkili film yapımcılarından ve görsel sanatçılarından birinin tüm kariyerine genel bir giriş niteliğinde olan, sergi konseptini geliştirdi.

Tim Heptner

20 farklı ülkede seyirciyle buluşan Stanley Kubrick sergisinin Türkiye’ye gelme serüvenini de sizden dinleyebilir miyiz?

Zihni Tümer: Takibimizde olan Stanley Kubrick sergisinin telif haklarını elinde bulunduran Alman Film Müzesi’yle iletişime geçtik. Sergi 20 ülkede 1,7 milyon ziyaretçiyle mükemmel bir kariyer ele etmişti zaten. Derken beklenmedik bir şekilde pandemi dönemine girdik. Stanley Kubrick sergisi ise New York Tasarım Müzesi’nde henüz açılmış ve şanssız bir biçimde pandemi sebebiyle ziyarete kapatılmıştı. Bu süreçte tekrar yazışmaya başladık Alman Film Müzesi’yle. Sonraki tur programında sarkmalar yaşanabileceğini düşünerek talebimizi yeniledik. Bu noktada şansımız yaver gitti ve Madrid programının hemen arkasından İstanbul sergisini gündeme getirmeyi sağladık. Sergiyi Madrid’de izleme fırsatı bulduk, kurgusu, tasarımı ve içeriği açısından Kubrick’in sıra dışı hikayesini ve filmografisini estetik açıdan güzel bir anlatıyla İstanbul Sinema Müzesi’nde gösterme fikrimiz olgunlaştı ve böyle kapsamlı bir sergiyi mutlaka İstanbullu izleyicilerle buluşturmak gerektiğini düşündük.

“Geniş bir seçkide sanatçının tutkusunu göstermeye çalıştık”

Sergideki objeleri seçerken hangi kriterlere dikkat ettiniz? Sergideki unsurlar kendi aralarında nasıl iletişim kuruyorlar?

T.H: Biz film prodüksiyonunun nasıl çalıştığını ve özellikle Stanley Kubrick filmlerinin prodüksiyonlarının nasıl çalıştığını anlatan, araştırmalardan, ön-prodüksiyon, keşif, zamanlama, gerçek çekim, editleme ve pazarlamaya kadar unsurlar seçtik. Bu noktada Stanley Kubrick’in yıllar içerisinde giderek daha çok benzersiz bir yapımcı/senarist/yönetmen konumuna geldiği ve sinema yapımcılığının tüm yönlerinde kontrol sahibi olduğunu ortaya çıkaran unsurlara odaklandık. Tüm Stanley Kubrick filmlerinden klipler, bu sergi boyunca bir tür “ana motif” oluşturuyor, bu sayede ziyaretçilerin filmlerin güzelliğini, stil ve anlatı üzerinde tekrar eden bazı kalıpları yeniden keşfetmelerine izin veriyor. El yazısıyla yazılmış veya Stanley Kubrick tarafından not alınmış birçok belgenin dahil edilmesi, kişisel ilgi düzeyini gösteriyor ve sunumlara samimi bir kalite katıyor.

Z.T: Sergi birçok kurumun, yapım şirketlerinin ve Kubrick ailesinin özel koleksiyonlarından derlenmiş eşsiz belge ve nesneyi bir araya getiriyor. Kubrick’in sinematografik anlatımına ve çalışma hayatına hem kronolojik hem de bütünsel bir yaklaşım sunmayı, hem ABD hem de Birleşik Krallık’ta sürdürdüğü yaşamının ve çevresindeki sinema toplumuyla ilişkilerini esas almayı hedefledik. Bir auteur olarak yönetmeni başlangıç ve yapım süreçleriyle değerlendirip buna esas olan belge, fotoğraf ve nesneleri izleyiciyle buluşturmayı tercih ettik. Satranç setinden kostümlere, kamera ve lenslerinden özel mektuplarına kadar geniş bir seçkide sanatçının çalışma tutkusunu göstermeye çalıştık. 

Bu sergide sanatçının mekân algısı ve sinematografik düşünümüne özel bir vurgu söz konusu. Siz bu hususu sergiye nasıl, hangi teknik detaylarla yansıttınız?

T.H: Bu sergide bazı bilinen film setlerinin şekilleri canlandırılıyor. Örnek olarak, The Shining’deki labirent, Dr. Strangelove’dan Savaş Odası, 2001: Uzay Yolculuğu’ndan uzay gemisindeki santrifüjör bölümü. Ayrıca, serginin mimarisi 2001: Uzay Yolculuğu’ndaki uzay gemisi koridoru ve The Shining’deki otel koridoru gibi bazı setleri andırıyor.

Z.T: Kubrick ve mekan tezlere konu olmuş, akademide çokça çalışılmıştır. Kendine özgü derinlik anlatımı ve hareket kurgularıyla oluşturduğu planlar hepimizin aklında yer etmiş, çoğu zamanın ötesine taşınmış ezber bozan görüntülerle daha büyük bir hikayenin ana fikrini vermiştir. Her seferinde edebi bir eserden yola çıkan Kubrick, bağımlılık derecesinde düşkün olduğu görüntü ve çekim teknikleriyle anlatımına farklı bir yön kazandırmayı başarmıştır. Serginin kurgusallığı ve mekan tasarımı bu bağlamda tasarlanmış ve izleyicinin bir labirent formunda sunulan sergiyle etkileşim kurmasına olanak verilmiştir.

Bu sergi, 16 filmine ilaveten sanatçının hiç çekilmemiş veya başka yönetmenler tarafından çekilen Yapay Zeka, Napoleon ve Savaş Zamanı Yalanları projelerini de ilk kez İstanbul izleyicisiyle buluşturacak. Bu projelerden bahsedebilir misiniz?

T.H: Bu proje hakkında birkaç satırda detaylı bilgi vermek çok zor. Napoleon ve Savaş Zamanı Yalanları’nın buluştuğu nokta Stanley Kubrick’in bu iki konuyla (Fransız imparator ve kaderi, ikinci dünya savaşı sonrası Nazi tarafından işgal edilen bölgedeki süreç) ilgili uzun seneler boyunca topladığı geniş araştırma materyali. Bu araştırma tutkusu, film yapımcısının geniş, doyumsuz ilgisini ve aynı zamanda prodüksiyon öncesi yüksek düzeyde doğruluk ve titizlik ile hazırlık yaptığını gösterir.

Z.T: Napolyon, Kubrick için çok özel bir projeydi. Napolyon hakkında yapılan tüm filmleri yetersiz ve gerçeklikten uzak buluyordu. 2001: Uzay Yolculuğu’nun gördüğü büyük ilgi ve başarı üzerine Fransız generalin biyografisini senaryoya taşımaya karar verdi. Sergi alanında kurduğumuz kütüphanesinde yer alan yüzlerce kitap, iki ülkede mekan araştırmaları, Napolyon rolü için David Hemmings ve Josephine rolü için Audrey Hepburn’le görüşmeler, yazışmalar ve sonunda böylesine bir prodüksiyonun çok yüksek maliyeti gerekçesiyle gerçekleşmemesi... Aslında “en iyi filmim” dediği Barry Lyndon’ın altyapısı için büyük bir malzeme sundu. Yine benzer bir tutkuyla tarihi bir dramaya yönelen Kubrick, “insan eliyle yapılmış cehennem” dediği soykırıma odaklandı. Kendisinin Aryan Belgeleri adıyla tanımladığı projesi, Louis Begley’nin Nazilerden saklanan bir çocuk ve teyzesi hakkında bir hikaye olan Savaş Zamanı Yalanları’nı uyarlamaya başladı. Bir tarafta Stephen Spielberg’in Schindler’in Listesi filminin vizyonda elde ettiği başarı, diğer tarafta hikâyenin Kubrick üzerinde bıraktığı büyük moral bozukluğu yüzünden bu filme hiç başlamadı.

 İstanbul Sinema Müzesi küratörü Zihni Tümer

“2001: Uzay Yolculuğu çekilmeseydi Star Wars hiç olmazdı”


Kubrick’in başyapıtı sayılan 2001: Uzay Yolculuğu filmi ve Stanley Kubrick sinemasının dünya sinema tarihindeki kendine mahsus yeri hangi hususi özelliklerinden kaynaklanıyor?

T.H: Merak, hırs, bilgi, araştırma, kontrol, deneme yanılma, vizyon, tutku, yetenek, disiplin, iş birliği, mükemmeliyetçilik için çabalama, en iyi çözümün bitmek bilmeyen arayışı ve bir sanatçının sanatına olan sevgisi.

Z.T: 2001: Uzay Yolculuğu filmi bugüne kadar yapılmış en iyi filmler listesinin en başlarındaki yerini koruyor. Belki de Mars’ta olası bir yaşam sondajı yapan insanoğlunun bu maceraya standart bir “türev işlevi” yüklemesi, bu filmin etkilerinin yoğun biçimde tartışılmasından kaynaklanıyor olabilir. Filmin neden sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olduğu sorusuna gelince, diyebilirim.  

Sergiyi 1 Mart 2023’e dek İstanbul Sinema Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz.