Cannes Film Festivali’nin kapanmasıyla birlikte sinema dünyasında Oscar sezonunun ilk işaretleri de ortaya çıkmaya başladı. Geçmiş yıllarda Cannes’da prömiyer yapan birçok yapımın Akademi Ödülleri’nde önemli başarılar elde etmesi, bu yılın seçkisini de yakından takip edilen bir liste haline getirdi.
BBC’nin derlediği listeye göre 2026 ödül sezonunda öne çıkması beklenen dokuz film dikkat çekiyor.
Altın Palmiye’nin sahibi “Fjord” tartışma yarattı
Festivalin en büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazanan Cristian Mungiu imzalı “Fjord”, eleştirmenleri ikiye böldü. Sebastian Stan ve Renate Reinsve’in başrollerini paylaştığı film, çocuklarını disiplin amacıyla döven Romanyalı muhafazakâr bir çiftin Norveç’te çocuk istismarıyla suçlanmasını konu alıyor.
Film; Hristiyanlık ve sekülerizm, muhafazakâr gelenek ve liberal değerler arasındaki çatışmayı merkeze alıyor. Tartışmalı yapısına rağmen Akademi üyeleri arasında güçlü yankı uyandırabileceği belirtiliyor.
“Club Kid” Cannes’ın sürprizlerinden biri oldu
Bu yıl Cannes’da az sayıda Amerikan filmi yer aldı. Bunlardan biri olan “Club Kid”, festivalin en dikkat çeken yapımları arasında gösterildi. Yönetmenliğini ve başrolünü Jordan Firstman’ın üstlendiği film, yıllar sonra 10 yaşındaki oğluyla karşılaşan bir parti müdaviminin hikâyesini anlatıyor.
New York’ta geçen bağımsız yapım, sert mizahı ve duygusal tonu nedeniyle geçen yıl Oscar kazanan “Anora”ya benzetiliyor.

İspanyol yapımı “La Bola Negra” öne çıkıyor
Javier Calvi ve Javier Ambrossi’nin yönettiği “La Bola Negra”, İspanya’da eşcinsel ilişkilerin tarih boyunca nasıl görünmez kılındığını üç farklı zaman diliminde anlatıyor.
1930’lar ile 2017 arasında gidip gelen filmde Penélope Cruz ve Glenn Close gibi isimlerin performansları dikkat çekiyor. Yapımın özellikle uluslararası film ve oyunculuk kategorilerinde şansının yüksek olduğu ifade ediliyor.
Ryusuke Hamaguchi yeni filmiyle geri döndü
2022’de “Drive My Car” ile Oscar kazanan Japon yönetmen Ryusuke Hamaguchi, bu yıl “Soudain / All of a Sudden” ile Cannes’da yer aldı.
Paris’te geçen film, huzurevi yöneticisi bir kadın ile ölümcül hastalığa yakalanan Japon bir oyun yazarının ilişkisini anlatıyor. Üç saati aşan süresine rağmen eleştirmenlerden güçlü yorumlar aldı.

Rami Malek AIDS krizini anlatan filmde başrolde
Rami Malek, “The Man I Love” filminde 1980’lerin New York’unda AIDS hastası bir şarkıcıyı canlandırıyor.
Ira Sachs’ın yönettiği film, Broadway dışı bir tiyatro grubunun yaşamını ve AIDS krizinin yarattığı kırılmayı merkezine alıyor. Malek’in performansının Oscar yarışında öne çıkabileceği belirtiliyor.

İkinci Dünya Savaşı teması öne çıktı
Festivalde dikkat çeken yapımlar arasında savaş dönemi hikâyeleri de yer aldı. Emmanuel Marre’nin yönettiği “Notre Salut / A Man of His Time”, Nazi işgali altındaki Fransa’da Vichy hükümetinde görev alan bir bürokratın hikâyesini anlatıyor.
Macar yönetmen László Nemes’in “Moulin” adlı filmi ise Fransız direniş lideri Jean Moulin’in Nazi işgaline karşı mücadelesini konu alıyor.
Rus oligarkların hikâyesi Cannes’da
Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in “Minotaur” adlı filmi de festivalin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı. Claude Chabrol’un “The Unfaithful Wife” filminin yeniden çevrimi olan yapım, Rusya’daki zengin oligark sınıfını merkeze alan politik bir gerilim filmi olarak öne çıktı.
Film, Ukrayna savaşı göndermeleri nedeniyle politik tartışmaların da odağı oldu.
Kaynak: Gazete Oksijen

