Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatil sezonu hız kazanırken, psikoloji araştırmaları tatilden daha fazla yararlanmanın yalnızca kaç gün izin yapıldığıyla ilgili olmadığını gösteriyor. BBC Future'da yayımlanan değerlendirmeye göre, kısa bir kaçamak da uzun bir tatil kadar yenileyici olabilir; asıl belirleyici unsurlardan biri günlük hayatın stresinden zihinsel olarak uzaklaşabilmek.
BBC'nin haberine göre Almanya'daki Dresden Teknoloji Üniversitesi'nden Franziska Speth ve çalışma arkadaşları, 13 araştırmanın sonuçlarını inceledi. Bulgular, tatilin süresinin dinlenme ve yenilenme üzerindeki etkisinin sanıldığı kadar büyük olmadığını ortaya koydu. Ancak bunun önemli bir koşulu var: Tatil sırasında iş ve gündelik sorunlardan gerçekten uzaklaşmak.
Araştırmalar, kişinin işinden ne kadar fazla zihinsel olarak koptuğunun, hem tatil sırasındaki hem de tatil sonrasındaki iyi oluşuyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Michigan Üniversitesi'nden psikolog Ethan Kross'a göre iş e-postalarını kontrol etmek gibi alışkanlıklar bu faydaların bir bölümünü ortadan kaldırabilir.
Bu nedenle tatil sırasında gelen bildirimleri kapatmak ve işten mümkün olduğunca uzak durmak, dönüşte sorunlarla daha sağlıklı biçimde ilgilenmeyi de kolaylaştırabilir.
Tanıdık mekanların gücünden yararlanın
Tatilde gidilen yerlerin kişide yarattığı duygular da önemli. Psikolojide "mekâna bağlılık" (place attachment) olarak adlandırılan olgu, bazı yerlerin kişisel anılar ve duygular nedeniyle ruh halimizi hızla değiştirebilmesini ifade ediyor.
Bu nedenle insanın kendisini huzurlu ve güvende hissettiği yerlere tekrar dönmesi, "hep aynı yere gidiyorum" düşüncesinin aksine, tatilin iyileştirici etkisini artırabilir. Araştırmalar nostaljinin de iyi oluş açısından olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor.
Yeni bir yere gidildiğinde ise geçmişte kişiye huzur veren mekânların özelliklerini taşıyan yerleri aramak mümkün. Örneğin bir şehirdeki botanik bahçeleri, sakin parklar veya kişide güçlü olumlu çağrışımlar yaratan başka mekânlar bu işlevi görebilir.
Hayranlık uyandıran deneyimler arayın
Tatiller, gündelik sorunlara farklı bir açıdan bakmak için de fırsat yaratabilir. Bunun yollarından biri, kişide "hayranlık" veya "huşu" duygusu uyandıran deneyimler yaşamak.
Kross'a göre bu tür deneyimler dikkatin odağını genişleterek kişinin sürekli aynı düşünceler üzerinde dönüp durmasını engelleyebilir. Böylece kaygı ve sorunların zihni tamamen kaplamasının önüne geçilebilir.
Bunun için mutlaka doğaya gitmek gerekmiyor. Görkemli bir manzara, etkileyici bir şehir görüntüsü veya bir sanat eseri de benzer bir etki yaratabilir. Araştırmalardan birinde Utah'taki Green River'da rafting yapan kişilerin, fiziksel olarak yorucu bir deneyim yaşamalarına rağmen turun sonunda daha az stresli hissettikleri görüldü. Araştırmacılar, stres değişiminin en güçlü belirleyicisinin deneyimin yarattığı hayranlık duygusu olduğunu belirledi.
Her şeyi en iyi şekilde planlamaya çalışmayın
Tatilin bir başka düşmanı ise "en doğru seçimi yapma" çabası olabilir.
Psikologlar karar verme biçimlerini kabaca iki gruba ayırıyor: Her durumda mümkün olan en iyi seçeneği bulmaya çalışan "maximiser"lar ve kendileri için yeterince iyi bir seçenek bulduğunda aramayı bırakan "satisficer"lar.
Araştırmalar, ikinci gruptakilerin genel olarak seçimlerinden daha memnun olduğunu gösteriyor. Çünkü her seçeneği karşılaştırmaya çalışmak, kişinin yaptığı seçimden sürekli şüphe etmesine ve kaçırdığı fırsatlara odaklanmasına yol açabiliyor.
Breda Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nden Ondrej Mitas ve çalışma arkadaşları, çalışan Almanların tatilleriyle ilgili 376 anket ve 12 ayrıntılı görüşmeyi inceledi. Daha fazla plan yapan ve her şeyi optimize etmeye çalışan kişilerin tatillerinden daha az memnun kaldıkları görüldü.
Bazı katılımcılar, programlarının fazla katı olması nedeniyle karşılarına çıkan spontane fırsatları değerlendiremediklerini anlattı. Tayvan'daki bir turist, programını değiştiremediği için diğer gezginlerin önerdiği deneyimleri kaçırdığını ve bunun "tatil değil, plana bağlı kalmak" olduğunu söyledi.
Ancak araştırmacılar bu sonucun her kültür için geçerli olmayabileceği konusunda temkinli. Mitas'ın Hollandalı gezginlerle yaptığı ve henüz yayımlanmayan takip çalışmasında aynı ilişki görülmedi. Bu nedenle planlama ile tatilden alınan memnuniyet arasındaki ilişkinin kültürlere göre değişebileceği belirtiliyor.
Sonuç olarak araştırmanın önerisi basit: Daha uzun tatil her zaman daha iyi tatil anlamına gelmiyor. Günlük hayattan gerçekten uzaklaşmak, kişiye huzur veren mekânlara ve deneyimlere zaman ayırmak, hayranlık uyandıran şeylerin peşinden gitmek ve her dakikayı optimize etmeye çalışmamak, tatilin daha dinlendirici ve daha kalıcı bir etki yaratmasına yardımcı olabilir.
Kaynak: Gazete Oksijen

