05 Temmuz 2022, Salı
Haber Giriş: 13.08.2021 04:30 | Son Güncelleme: 23.02.2022 17:31

Karbonun bedeli olmalı fakat ne kadar?

AB’nin karbona vergi benzeri bir fiyat getirerek kullanımı düşürme hamlesi, gelir düzeyi düşük ülkeleri hoşnut etmeyecek. ABD ile ihtilaftan kaçınmaları da gerek. Karbon fiyatlandırması, hem iklim hem de dünya ticaretini yakından ilgilendiriyor
Karbonun bedeli olmalı fakat ne kadar?
Editör Editör
Avrupa Birliği şu anda Paris Anlaşması’ndaki gönüllülük esasından kopuş anlamına gelen bir “sınırda karbon düzenleme mekanizması”nı (CBAM) öneriyor. Temmuz ayında duyurulan iklim tedbirleri paketinde yer alan bu yeni mekanizma, karbon kullanan üreticilerin bunun için AB’dekinden daha düşük bir bedel ödediği ülkelerden yapılacak ithalatlara, gümrük vergisine eş değer bir karşılık getiriyor. Bu karşılığın tutarı ya doğrudan fiyatlanıyor ya da bir emisyon ticaret sistemi (ETS) üzerinden belirleniyor.  Öneri aynı konudaki düzenleyici tedbirlere dair bir şey söylemiyor. Ancak AB’nin yeterince güçlü bulması halinde bu tedbirleri kabul edeceğini farz edebiliriz. AB’nin bu kabulü özellikle Amerika’yla ihtilafı önlemek için çok önemli. ABD’de iklim politikalarını  yasal düzenlemelerle yürütmeye devam edecek gibi görünüyor. AB’nin CBAM mekanizması ilk olarak elektrik, demir-çelik, çimento, alüminyum ve bazı gübre türleri gibi görece temel ürünlerin ithalatını kapsayacak ama zaman içinde daha karmaşık ürünlere de yayılabilir. İthalatçıların karbon notunu CBAM sertifikaları alması gerekecek; bunların maliyeti, AB’nin emisyon ticareti izinlerinin yurt içi üreticilere maliyetiyle aynı olacak. Böylelikle CBAM’a tabi olan ülkelerdeki ihracatçılara da AB karbon fiyatı uygulanmış olacak. 

IMF önerisi

AB ihracatçı ülkenin kişi başına düşen gelirine bakmadan da CBAM’ı uygulayabilecek. Hatta Paris’te kabul gören, gelişmekte olan ülkelerin yükselen karbon fiyatlarına uymak için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğu görüşünü de görmezden gelebilir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu, büyük çaplı yeşil yatırımlar için gereken başlangıç finansmanını sağlayacak durumda değil ama AB bu gerçeğe rağmen bildiği yolda ilerlemeye devam ediyor. Öte yandan, IMF yönetim kadrosundan başka bir öneri geldi: Milli gelir düzeyine göre farklılaşan, uluslararası karbon fiyat tabanları (ICPF). Fiyat tabanı, CBAM’a doğrudan bir alternatif olarak sunulmuyor. Yine de ortak mutabakata tabi farklı minimum karbon fiyatlarının, CBAM planları için yapılan baskıyı azaltabileceği ve Paris Anlaşması’ndaki gönüllülük esasını daha iyi yansıtacağı düşünülüyor. Fiyat tabanı düzenlemesine başlangıçta büyük karbon yayıcılardan sadece birkaç tanesi katılabilir. Örneğin IMF’ye göre, sadece altı katılımcıdan oluşan bir “iklim kulübü”, yüksek gelirli ülkeler olan ABD, Kanada, AB ve İngiltere için bir ton karbondioksit başına 75 dolar, üst-orta gelirli Çin için 50 dolar ve alt-orta gelirli Hindistan için 25 dolar minimum fiyat üzerinde anlaşmaya varırsa, “küresel emisyon 2030 yılına kadar yüzde 23 oranında azaltılarak eşiğin aşılmaması sağlanabilir”.  AB’nin CBAM ve fiyat tabanı yöntemleri eş zamanlı uygulanabilir görünse de CBAM için belli ürünlerin karbon yoğunluğunun hesaplanması gerekiyor. Bu yüzden, fiyat tabanı anlaşmasına taraf olan bir ülkedeki ihracatçıların yine CBAM sertifikası edinmesi gerekecek. Bunun aksini sağlamanın tek yolu, o ülkenin “yeterince yüksek” fiyat tabanına sahip olduğu gerekçesiyle AB tarafından CBAM planından muaf tutulması olacak. Ama bu durumda da Dünya Ticaret Örgütü’nde bazı sorunlar çıkacak çünkü farklı ülkeler için farklı karbon vergileri gerekecek.

Çin, Hindistan karşı çıkar 

Düşük gelirli ülkelere iklim konusunda “yeni” bir CBAM muafiyeti getirmek için Dünya Ticaret Örgütü ile görüşmeler yapılabilir; ancak Çin ve Hindistan gibi orta gelirli ülkelere de benzer bir ayrıcalık tanınması halinde gelişmiş ekonomiler buna şiddetle karşı çıkar. Böyle bir muafiyet olmazsa, AB’nin CBAM mekanizması (veya örneğin ABD tarafından uygulanacak benzer önlemler), orta ve alt orta gelirli ülkelerden ciddi itirazla karşılaşır.  Buna karşın, IMF’nin genel yaklaşımı herkesten destek görebilir. Fiyat tabanı anlaşması Dünya Ticaret Örgütü nezdinde herhangi bir engelle karşılaşmaz çünkü herhangi ticari politikayı içermiyor. “Kulübe” katılım gönüllülük esasına dayanıyor ve farklı zamanlarda katılım mümkün. Yukarıdaki altı üyeli model sadece farazi bir örnek ve IMF de bunu kabul ediyor. Bu yüzden basitliği bizi yanıltmasın. Fiyat tabanları genel anlamda cazip görünse de gelire dayalı spesifik fiyatları belirlemek için birçok görüşme gerekecek. Örneğin, ne Hindistan’ın bir ton karbondioksit başına 25 dolarlık bir fiyata evet diyeceği, ne de ABD ve AB’nin bu fiyatı kabul edeceği belli. Bazı ülkeler fiyat tabanlarını kabul etse bile, hedeflere ulaşmak için gereken seviyenin ve zamanın gelişmişlik düzeyine göre değiştiği bir ortamda, bu tabanlar iklim politikası paketlerinin yerine geçen kestirme çözümler olarak yorumlanmalı.  Neticede, Glasgow’da tam bir mutabakata varılması için iklim hedefleri konusundaki ulusal farklılıkların gelişmiş ekonomiler tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Tatminkâr bir küresel mutabakat için Çin’in anlaşmaya bağlılığı hayati önem taşıyor.  Karbon fiyatlandırma tartışması sürerken, zengin ülkeler CBAM tehdidini kendileri için faydalı bir kaldıraç olarak görebilir. Ama bunun yerine, gelişmekte olan ülkelerin yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyduğu finansmanı sağlamanın yollarına odaklanmalılar. “Bütün insanlığı” kapsayan bir anlaşma ihtimalinden vazgeçmeden, yeni teknolojilerin sağladığı büyük fırsatlara ağırlık vermek ve hayati önemdeki global iklim hedeflerine ulaşmak için bu şart. ©  Project Syndicate, 2021