23 Mart 2026, Pazartesi
Haber Giriş: 23.03.2026 12:45 | Son Güncelleme: 23.03.2026 12:55

45. İstanbul Film Festivali rehberi: Hangi filmler izlenmeli?

45. İstanbul Film Festivali, 2026 yılında sinemaseverleri bir araya getiriyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festival, zengin programı ve uluslararası seçkisiyle dikkat çekiyor
45. İstanbul Film Festivali rehberi: Hangi filmler izlenmeli?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Sinema dünyasının en köklü etkinliklerinden biri olan 45. İstanbul Film Festivali, 2026 yılında da zengin programı ve uluslararası seçkisiyle sinemaseverleri bir araya getiriyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festival; ödüllü yapımlar, bağımsız filmler ve dünya prömiyerleriyle dikkat çekerken, İstanbul’da etkinlikler arasında öne çıkan başlıklardan biri olmayı sürdürüyor. İstanbul Film Festivali 2026 programı, öne çıkan yapımlarıyla hem sıkı takipçilerine hem de ilk kez katılacak izleyicilere kapsamlı bir deneyim sunuyor.


45. İstanbul Film Festivali filmleri

Siham’dan Sonra

Yönetmen Namir Abdel Messeeh, annesinin kaybıyla yüzleşmeye çalışırken kişisel bir yas hikâyesini sinemaya dönüştürüyor. Annesi Siham’ın ardından çıktığı bu yolculuk, aile köklerinin Mısır’dan Fransa’ya uzanan geçmişine doğru derin bir keşfe evriliyor. Film, Yusuf Şahin sinemasını anımsatan bir sürgün ve aşk anlatısını, ince bir mizah ve duygusallıkla harmanlıyor. Hatıraların ve kimlik arayışının iç içe geçtiği yapım, kişisel olanı evrensel bir dile dönüştürmeyi başarıyor.

Baharda Altı Gün

Joachim Lafosse imzalı film, kısa bir zaman dilimine sıkışmış yoğun bir aile hikâyesini anlatıyor. Sana, çocuklarıyla huzurlu bir tatil hayali kurarken, ani bir kararla onları eski eşinin ailesine ait lüks bir villaya götürür. Ancak bu kaçış, geçmişin gölgeleri ve gizli gerilimlerle hızla sarsılır. Film, kırılgan aile bağlarını ve şefkat arayışını hem sert hem de incelikli bir tonla ele alıyor.

Everybody Digs Bill Evans

Efsane caz piyanisti Bill Evans’ın hayatındaki kırılma anlarına odaklanan film, sanatçının hem zirvesini hem de en karanlık dönemini anlatıyor. 1961’de kurduğu trio ile yakaladığı müzikal uyum, basçı Scott LaFaro’nun ani ölümüyle yerini derin bir yas ve sessizliğe bırakır. Evans’ın piyano ile bağını kopardığı bu süreç, iç dünyasındaki kırılganlıkla birlikte sinematografik bir dilde işleniyor. Başrolde Anders Danielsen Lie, müzisyenin karmaşık ruh halini etkileyici bir performansla yansıtıyor.

Geç Gelen Şöhret

Film, bir zamanlar kısa süreliğine parlayıp unutulan şair Ed Saxberger’in yıllar sonra yeniden keşfedilmesini konu alıyor. Sıradan bir hayat sürerken kapısını çalan genç bir hayran, Ed’i tekrar edebiyat dünyasının merkezine çeker. Ancak bu geç gelen ilgi, beraberinde kimlik sorgulamaları ve geçmişle yüzleşmeyi getirir. Willem Dafoe’nun samimi ve ironik performansı, filmin hem mizahi hem de hüzünlü tonunu güçlendiriyor.

Hatıra

Yönetmen Vladlena Sandu, kendi çocukluk anılarından yola çıkarak savaşın gölgesinde büyüyen bir kızın hikâyesini anlatıyor. Küçük yaşta taşınma, aile ayrılığı ve savaşın yarattığı travmalar, filmin merkezinde yer alıyor. Belgesel ile kurmaca arasında gidip gelen anlatım, hafızanın parçalı doğasını etkileyici bir şekilde yansıtıyor. Film, geçmişle yüzleşmenin aynı zamanda bir iyileşme süreci olabileceğini incelikle hissettiriyor.

Yo, Aşk Asi Bir Kuştur

Film, Anna’nın kaybettiği arkadaşı Yo’ya duyduğu derin bağlılığı sıra dışı bir sanat pratiği üzerinden anlatıyor. Yıllar boyunca inşa ettiği minyatür ev, Yo’nun anılarını yaşatan büyülü bir alana dönüşür. Bu yaratıcı dünya içinde geçmiş, şimdi ve hayal iç içe geçerek zaman algısını bulanıklaştırır. Yapım, yas sürecini sanat aracılığıyla dönüştürmenin hem şiirsel hem de çarpıcı bir örneğini sunuyor.

Pompei: Bulutların Altında

Gianfranco Rosi, Vezüv Yanardağı eteklerinde geçen hayatı şiirsel bir gözle kayıt altına alıyor. Film, Napoli ve çevresinde gündelik yaşamla tarihin katmanlarını iç içe geçiriyor. Arkeologlardan öğretmenlere, liman işçilerinden güvenlik güçlerine uzanan geniş bir karakter mozaiği sunuluyor. Volkanik bulutların altında akan hayat, kenti adeta yaşayan bir zaman makinesine dönüştürüyor.

Malaga Sokağı

Maryam Touzani, yaşlılık, özgürlük ve annelik üzerine dokunaklı bir hikâye kuruyor. Tanca’da yalnız yaşayan Maria Angeles’in hayatı, kızının evi satma kararıyla altüst olur. Ancak Maria, bu duruma boyun eğmek yerine kendi varlığını ve bağımsızlığını savunur. Carmen Maura’nın güçlü performansı, filmi sıcak ve unutulmaz bir karakter portresine dönüştürüyor.

Hayatta Kalanlar

Film, Gazze’den kaçmayı başaran mültecilerin kişisel anlatıları üzerinden kolektif bir hafıza kuruyor. Dokuz farklı hikâye, savaşın yıkımını ve geride bırakılan hayatları yalın ama çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Siyah zemin üzerine çizilen harita, hem kaybolan mekânları hem de parçalanan kimlikleri simgeliyor. Anlatı, hayatta kalmanın ötesinde, yeniden var olma çabasını merkeze alıyor.

Sessiz Dost

Ildikó Enyedi, farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç insanı bir ağacın etrafında buluşturuyor. Bir sinirbilimci, bir öğrenci ve bir öncü kadın karakterin hikâyeleri, doğayla kurdukları bağ üzerinden kesişiyor. Botanik bahçesindeki ginkgo ağacı, tüm bu yaşamların sessiz tanığına dönüşüyor. Film, insanın doğayla ilişkisini felsefi ve görsel açıdan derinlikli bir şekilde sorguluyor.

Savaş Zamanı Boşanmak

Andrius Blazevicius, bir evliliğin çöküşünü büyük bir jeopolitik krizin ortasında ele alıyor. Vilnius’ta yaşayan bir çiftin boşanma süreci, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile daha da karmaşık hale gelir. Kişisel çatışmalar, toplumsal ve politik gerilimlerle iç içe geçer. Film, modern dünyada bireysel krizlerin nasıl küresel olaylarla kesiştiğini etkileyici bir dille anlatıyor.

Zafere Doğru

Valentyn Vasyanovych, savaş sonrası bir ülkede hayatta kalmaya çalışan bir sanatçının içsel yolculuğunu anlatıyor. İşsiz kalan ve ailesinden kopan bir yönetmen, yıkımın ardından yeni bir anlam arayışına giriyor. Film, bireysel yalnızlık ile toplumsal travmayı ironik ve yer yer kara mizahla harmanlıyor. Otobiyografik izler taşıyan anlatı, umut ile umutsuzluk arasında gidip gelen kırılgan bir ruh halini yansıtıyor.

Megadoc

Mike Figgis imzalı belgesel, Francis Ford Coppola’nın yıllara yayılan tutku projesi Megalopolis’in perde arkasını gözler önüne seriyor. Coppola’nın kendi imkânlarıyla finanse ettiği bu dev yapım süreci, sanatsal takıntı ve riskin sınırlarını keşfediyor. Film, setten provalara kadar uzanan geniş bir arşivle yaratım sürecini detaylı biçimde belgeliyor. Röportajlar ve samimi anlar, sinema tarihine tanıklık eden eşsiz bir portre sunuyor.

Ayşa Uçup Gidemiyor

Morad Mostafa, Kahire’de hayatta kalmaya çalışan bir göçmenin zorlu mücadelesini anlatıyor. Sudanlı Ayşa, şiddet, sömürü ve belirsizlik arasında sıkışmış bir yaşam sürerken hayallerine tutunmaya çalışır. Çevresindeki tehlikeler giderek artarken, güvenlik ve özgürlük arasındaki denge kırılganlaşır. Film, göçmenlik deneyimini çarpıcı ve insani bir bakış açısıyla ele alıyor.

Kurt, Tilki ve Leopar

Fantastik ve distopik öğeleri harmanlayan film, doğa ile insan arasındaki sınırları sorgulayan çarpıcı bir anlatı kuruyor. Kurtlar tarafından büyütülen bir kız çocuğu, bilimsel deneylerin nesnesine dönüştürülmek üzere sistemin içine çekilir. Ancak iki radikal aktivist onu kaçırarak başka bir kaderin kapısını aralar. Tribeca’da prömiyer yapan yapım, özgürlük, güç ve doğanın sömürüsü üzerine düşündürücü bir dünya yaratıyor.

Made in EU

Stefan Komandarev’in filmi, 2025 Golden Rose’da En İyi Film ve Genç Jüri ödüllerini kazanarak dikkat çekti. Bulgaristan’da küçük bir kasabada geçen hikâye, COVID salgınının ortasında günah keçisi ilan edilen bir kadının trajedisini anlatıyor. Toplumsal korku ve öfkenin birey üzerinde yarattığı yıkım çarpıcı bir şekilde işleniyor. Film, küresel eşitsizliklerin ve işçi sömürüsünün insani bedelini güçlü bir dille ortaya koyuyor.

Kısa Yaz

Nastia Korkia, bu ilk filmiyle Venedik’te En İyi İlk Film ödülünü kazanarak öne çıktı. Bir çocuğun gözünden anlatılan hikâye, yazın dinginliği ile savaşın gölgesini yan yana getiriyor. Doğayla iç içe geçen anlar, yaklaşan tehlikenin sessiz habercisi gibi hissettiriliyor. Film, şiirsel anlatımıyla çocukluk masumiyetini sert bir gerçeklikle buluşturuyor.

Roman Gibi

Nur Deriş’in belgeseli, Antalya’da En İyi Belgesel ödülünü kazanarak dikkat çekti. Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel’in hayatı üzerinden Türkiye’nin politik geçmişine ışık tutuluyor. Unutulmuş bir hikâyenin izini süren film, kişisel hafıza ile toplumsal belleği buluşturuyor. Anlatı, geçmişle yüzleşmenin duygusal ağırlığını güçlü bir şekilde hissettiriyor.

Süt Çiftliği

Dünya prömiyerini yapan film, bir çocuğun vicdanı üzerinden etik ve doğa ilişkisini sorguluyor. Ailesini kaybettikten sonra yeni bir hayata başlayan İrem, çiftlikteki sert gerçeklerle yüzleşir. Hayvanlara yapılan uygulamalar karşısında harekete geçmesi, küçük ama anlamlı bir direnişe dönüşür. Film, masumiyet ve empati üzerinden güçlü bir çevresel ve ahlaki mesaj veriyor.

Mother Mary

David Lowery’nin “pop gerilim” olarak tanımladığı film, şöhretin ve kırılgan dostlukların karanlık yüzünü keşfe çıkıyor. Anne Hathaway’in canlandırdığı pop yıldızı Mother Mary, sahnelere dönüş arifesinde geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Michaela Coel’in hayat verdiği Sam ile yeniden bir araya gelmesi, bastırılmış duyguları gün yüzüne çıkarır. Filmin müziklerinde Charli XCX ve FKA Twigs’in imzası, hikâyeye güçlü bir ritim katıyor.

Moda

Rebecca Zlotowski Winocour, Toronto Film Festivali Özel Sunumlar bölümünde prömiyer yapan filminde moda dünyasının perde arkasını üç kadın üzerinden anlatıyor. Paris’te kesişen hayatlar, kariyer, hastalık ve hayaller arasında gidip geliyor. Bir yönetmen, bir model ve bir makyaj sanatçısının hikâyeleri, farklı yaşların ortak bir kadın deneyimine dönüşüyor. Film, özellikle Chanel atölyesinde çekilen sahneleriyle dikkat çekiyor.

Bir Arada Yalnız

2026 Tallinn Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Özgün Müzik ödüllerini kazanan film, parçalanmış bir ailenin iç dünyasına odaklanıyor. Bursa’da geçen hikâye, hastalık, inanç ve çaresizlik arasında sıkışan karakterleri takip ediyor. Sanal dünya ile gerçeklik arasındaki gerilim, özellikle genç karakter üzerinden derinleşiyor. Film, modern yalnızlığı ve aile bağlarının kırılganlığını sert ama duygusal bir dille ele alıyor.

Detroit Çocukları

Detroit’te geçen film, aidiyet ve kimlik meselelerini geçmişin izleri üzerinden sorguluyor. Yıllar sonra çocukluğunun geçtiği eve dönen bir adam, hem kendisiyle hem de geçmişiyle yüzleşir. Irk, sınıf ve aile kavramları, kişisel bir hikâye içinde katman katman açılır. Film, hem duygusal hem de yer yer mizahi tonuyla güçlü bir karakter anlatısı sunuyor.

Keçi501

Birçok festivalden ödülle dönen film, Doğu Karadeniz yaylalarında geçen şiirsel bir yaşam döngüsünü anlatıyor. Yalnız bir çoban ile hayvanları arasındaki sınır zamanla belirsizleşir. Doğum ve tekrar üzerinden kurulan anlatı, zamansız bir ritim yakalar. Film, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi minimalist ve etkileyici bir dille ele alıyor.

Karanlıkta Islık Çalanlar

Avrupa prömiyerini yapan film, bir ailenin bastırılmış hayallerini ve hayal kırıklıklarını doğaüstü bir çerçevede inceliyor. Üç karakterin hayatı, geçmişin “hayaletleri” ile yüzleşmeleriyle değişir. Gerçeklik ile fantastik unsurlar iç içe geçerek psikolojik bir atmosfer yaratır. Film, modern hayatın sıkışmışlığını alegorik bir dille anlatıyor.

Aldığımız Nefes

Ankara Film Festivali’nde En İyi İlk Film dahil birçok ödül kazanan yapım, çevresel bir felaketin bir aile üzerindeki etkisini anlatıyor. Anadolu’da geçen hikâye, sanayi kazasının yarattığı yıkımı çocuk gözünden ele alıyor. Kahire Film Festivali’nden de ödülle dönen film, bireysel dram ile toplumsal sorumluluğu bir araya getiriyor. Anlatı, doğa, insan ve sistem arasındaki kırılgan dengeyi çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

45. İstanbul Film Festivali ne zaman?

2026 İstanbul Film Festivali, 9-19 Nisan 2026 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festival, yaklaşık 10 gün boyunca İstanbul’da film gösterimleri, özel etkinlikler ve söyleşilerle dolu kapsamlı bir program sunacak.

45. İstanbul Film Festivali nerede?

İstanbul Film Festivali, her yıl olduğu gibi İstanbul’un farklı noktalarındaki sinema salonlarında gerçekleştirilecek. Başta Beyoğlu olmak üzere şehrin kültür-sanat merkezlerinde düzenlenen gösterimler, festival atmosferini tüm kente yayıyor. İstanbul’un öne çıkan etkinliklerinden festivalde yer alan filmlerin gösterim mekanlarına link üzerinden ulaşabilirsiniz.