13 Ekim 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 13.10.2026 07:15 | Son Güncelleme: 13.10.2026 08:02

‘Amerika için biraz fazla çılgın, Japonya içinse fazla sakin’: Naomi Osaka

‘Amerika için biraz fazla çılgın, Japonya içinse fazla sakin’: Naomi Osaka

Bugünün başarılı sporcuları aynı zamanda günümüzün moda figürleri. Spor ile moda arasındaki mesafe gitgide kısalırken sporcular da stillerinin yanı sıra görüşlerini, değerlerini ve kimi zaman mesajlarını modayla yansıtıyor. Ancak çoğu zaman saha dışında kullanılan bu güçlü kanalı; sahanın tam ortasına taşıyan bir isim var… O da Naomi Osaka.


Sporcular artık yalnızca sahada, pistte ya da kortta sergiledikleri performanslarla konuşulmuyor; her biri artık büyük bir kamusal figür. Kimi zaman mesaj taşımayı kimi zaman değerlerini yansıtmayı da seviyorlar ve bunun için kullandıkları en güçlü araç da moda.

Öyle ki müsabakaya gelirken ne giydikleri, hangi tasarımcıyla çalıştıkları ve görünüşleri aracılığıyla nasıl bir hikâye anlattıkları da kariyerlerinin parçasına dönüşüyor. NBA ve WNBA oyuncularının tünel yürüyüşleri kendi başına birer moda olayına dönüşürken futbol formaları podyumlara, sporcular ise lüks markaların kampanyalarına taşındı.

Bu yakınlaşma tabii ki yeni değil, ancak son yıllarda görünürlüğü ve ekonomik gücü belirgin biçimde arttı. Paris’te düzenlenen 2024 Olimpiyatları, spor ile lüks moda arasındaki ittifakın en büyük vitrinlerinden birini oluşturdu. LVMH’nin organizasyonun ana ortaklarından biri olması, Chaumet’nin madalyaları tasarlaması, Berluti’nin Fransa kafilesini giydirmesi ve çok sayıda sporcunun moda evlerinin elçisine dönüşmesi bir tesadüf değil.

Aynı dönemde sosyal medya, sporculara kendi imajlarını doğrudan yönetebilecekleri bir alan açtı. Artık onları yalnızca sponsorların seçtiği kampanyalarda değil, kendi oluşturdukları görsel dünyanın içinde görüyoruz. Bunun en güçlü ve yakın örneklerinden biri de kuşkusuz Lewis Hamilton. Hamilton, bir Formula 1 pilotu olarak Met Gala’lara da katıldı, hatta eş başkanlığını dahi yaptı. Dior erkek giyiminin marka elçisi oldu; hatta moda evi için konuk tasarımcı olarak bir kapsül koleksiyon tasarladı.

Vogue Business’ın değerlendirmesine göre 2024, moda markalarının sporcu elçiliklerine, sportif işbirliklerine ve büyük spor organizasyonlarına her zamankinden daha fazla yatırım yaptığı bir yıl oldu.

Gel gelelim ki sporcuların saha dışında kullandığı bu deneyimin saha içine yansıdığı bir dal da mevcut o da Tenis.

Peki tenis neden farklı?

Tenisin modayla ilişkisi yalnızca son yıllardaki ‘tenniscore’ eğilimi değil elbette. Bu sporun kıyafetle bir asrı aşan, zaman zaman özgürleştirici, zaman zaman da kadın bedenini denetleyen tartışmalı bir tarihi var.

Takım sporlarında sporcu, kulübün renklerini ve büyük ölçüde standartlaştırılmış bir formayı taşır. Teniste ise oyuncu çoğunlukla tek başınadır. Bedenini gizleyen bir kask yoktur; kıyafet maç boyunca yakın plandadır. Kort girişi, ısınma, servis öncesindeki bekleyişler ve oyun araları, görünümün izleyici tarafından fark edilmesi için doğal sahneler yaratır.

Sponsorların ve turnuvaların kuralları oyuncuyu tamamen özgür bırakmasa da takım formasının bulunmaması, kişisel bir görsel dil geliştirmek için diğer birçok branştan daha geniş alan sağlar. Tenis tarihinde kıyafetin bu kadar tartışılmış olması da bundan kaynaklanır.

1887 Wimbledon şampiyonu Lottie Dod’un hareketini kolaylaştıran daha kısa giysisi, rakipleri tarafından kendisine haksız avantaj sağladığı gerekçesiyle eleştirilmişti. Suzanne Lenglen ise 1919’da kısa kollu üstü, baldır hizasındaki eteği ve daha sonra kendi adıyla anılacak baş bandıyla Wimbledon’a çıktığında “uygunsuz” bulunmuş; buna rağmen hem turnuvayı hem de dönemin modasını etkilemişti. TIME’ın tenis giyimi tarihine ilişkin dosyası, Wimbledon beyazının bile yalnızca estetik değil, sporun sınıfsal geçmişi ve “saygınlık” anlayışıyla bağlantılı olduğunu hatırlatıyor.

Ted Tinling’in Gussie Moran, Billie Jean King ve kadın tenisinin “Original Nine” adıyla anılan öncüleri için tasarladığı kıyafetlerden Andre Agassi’nin kurallara meydan okuyan stiline, Chris Evert’ın adını bir mücevher kategorisine veren tenis bilekliğinden Serena Williams’ın tek bacaklı tulumu ve tutu eteklerine kadar bu kortlar pek çok stil ikonu yarattı. Ancak bugün sporcu kimliğini, kültürel geçmişini, politik tavrını ve görsel hayal gücünü aynı anlatıda birleştirmesiyle öne çıkan başka bir isim var. Ve modayı eşsiz bir sanata çeviriyor: Naomi Osaka.

Üç ülkeye, tek etikete sığmayan bir şampiyon

Naomi Osaka, 16 Ekim 1997’de Japonya’nın Osaka kentinde, Japon bir anne ile Haitili bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Üç yaşındayken ailesiyle ABD’ye taşındı; New York ve Florida’da büyüdü. Profesyonel teniste Japonya’yı temsil eden Osaka, 2018 ve 2020 ABD Açık ile 2019 ve 2021 Avustralya Açık’ı kazandı. Dört Grand Slam şampiyonluğunun yanı sıra dünya sıralamasının zirvesine çıktı ve bunu başaran ilk Japon tenisçi oldu.

Fakat Osaka’yı çağının en ilgi çekici sporcularından birine dönüştüren yalnızca kazandığı kupalar değil. Onu herhangi bir sporcudan ayıran asıl hikâyesi, insanların kendisini tek bir ülke, ırk ya da kültür üzerinden tanımlama ısrarına karşı verdiği ısrarlı ve zarif mücadele.

Osaka, 2020’de kendi kaleme aldığı Esquire yazısında “Japon mu, Amerikalı mı, Haitili mi, Siyah mı, Asyalı mı?” sorularına sık sık maruz kaldığını anlatarak bunların hepsinin aynı anda kendisi olduğunu söyledi. Başka bir söyleşisinde de kendisini hiçbir şeyin “yarısı” olarak görmediğini, hem tamamen Japon hem tamamen Haitili hissettiğini ifade etti.

Bu etnik tartışmaların yanı sıra Osaka’nın kimliğindeki en önemli unsurlardan birini de hak savunuculuğu oluşturdu. George Floyd’un öldürülmesinden sonra Minneapolis’teki protestolara katılan Osaka, 2020’de Jacob Blake’in polis tarafından vurulmasına tepki göstererek Western & Southern Open yarı finaline çıkmayacağını açıkladı. Aynı yıl şampiyonluğa ulaştığı ABD Açık’ın yedi turunda Breonna Taylor, Elijah McClain, Ahmaud Arbery, Trayvon Martin, George Floyd, Philando Castile ve Tamir Rice’ın adlarını taşıyan maskeler kullandı.

Turnuva sonunda bu maskelerle hangi mesajı vermek istediği sorulduğunda ise soruyu gazeteciye çevirdi: Çünkü onun için asıl mesele, karşısındaki kişinin nasıl bir mesaj aldığıydı. Amacının insanları konuşmaya başlatmak olduğunu söyledi. Osaka’nın bu tavrı karşılık da buldu: ABD Açık’ın resmi sitesi, Osaka’nın her turda Siyah şiddet kurbanlarından birinin adını görünür kılma kararını turnuva boyunca kayda geçirdi.

Dolayısıyla Osaka’nın giyimi, kişiliğinden ayrı düşünülebilecek bir ek değil. Kimi zaman doğrudan politik mesaj taşıyan, kimi zaman kültürel köklerini görünür kılan, kimi zaman da başkalarının onun adına kurduğu fikre karşı kendi anlatısını oluşturan konuşmadan verdiği bir yanıt. .

Modaya açılan kapı

Osaka’nın modaya ilgisi profesyonel kariyeriyle başlamadı. Çocukken ablası Mari ile turnuvalara yaptıkları uzun otomobil yolculuklarında onun kıyafet çizimlerini izliyor, daha sonra kendisi de tasarımlar yapıyordu. Teniste olduğu gibi modada da ilk ilhamını ablasından aldı.

Japonya’daki turnuvalar için Tokyo’ya gittiklerinde sokaklarda karşılaştığı çeşitlilik de bu ilgiyi besledi. Osaka, Vogue’a verdiği söyleşide Amerika’da kolay kolay görülemeyecek kıyafetlerle dolaşan insanları izlemenin kendisine ne kadar etkileyici geldiğini anlatıyor; hayran olduğu tasarımcılar arasında Comme des Garçons’un kurucusu Rei Kawakubo’yu sayıyordu. Florida’nın kot pantolon ve tişörtlerden oluşan rahatlığıyla Tokyo’nun teatral sokak stili arasında büyüyen Osaka, kendi stilini bir dönemşöyle tarif etmişti:

“Amerika için biraz fazla çılgın, Japonya içinse fazla sakin.”

Mesaj taşıyan maskeden 'sihirli kız'a

Osaka’nın moda ile kurduğu bu güçlü ilişki ise Met Gala’da hafızalara kazındı. 2021 yılında düzenlenen etkinlikte gecenin eş başkanlarından biri olan Osaka, Louis Vuitton’dan Nicolas Ghesquière ve ablası Mari’yle birlikte hazırlanan özel bir görünüm giydi.

Renkli jakarlı, korseli elbise; 22 fırfırlı, metrelerce kumaş kullanılan dramatik bir pelerinle tamamlanmıştı. Mari’nin dijital suluboya çalışmasından geliştirilen koi balığı deseni Japon mirasına gönderme yaparken görünümün tamamı Osaka kardeşlerin çok kültürlü kimliğine bir gönderme taşıyordu.

Depophotos

Osaka’nın iki tutkusunu yani tenis ve modayı dikkat çekici şekilde birleştirdiği en vurucu anlardan biri 2024 ABD Açık’ta yaşandı. Osaka, Nike ve AMBUSH’un kurucusu Yoon Ahn’la birlikte gündüz maçları için yeşil, gece maçları için siyah iki özel takım hazırladı. Dev fiyonklar, tül katmanlar, fırfırlar ve saçlarına yerleştirilen incilerle korta çıkan Osaka, ilhamını Japon popüler kültüründeki “magical girl”, yani “sihirli kız” fikriyle açıkladı.

Kort girişiyle müsabaka arasında bir dönüşüm yaşanıyordu: Gösterişli dış etek ve ceket çıkarılıyor, altından Osaka’nın oyununa göre hazırlanan performans elbisesi çıkıyordu. Hatta kort Osaka için bir podyuma ve kürsüye dönüşmüştü.

2025 sezonunda çiçekler Osaka’nın görsel imzasına dönüştü. Avustralya Açık’ta ayçiçeği detaylı ayakkabılar, saç tokaları ve küpeler kullandı; o yıl her Grand Slam için farklı bir çiçek hikâyesi hazırladığını söyledi.

ABD Açık’taki mücevher tonlarındaki Nike takımları ise kristal güller, farklı saç dokuları ve raket çantasına takılan kişiselleştirilmiş Labubu’larla genişleyen bir dünyaya dönüştü. Billie Jean Bling, Arthur Flashe, LaBillieBu, Althea Glitterson ve Andre Swaggassi adları verilen figürler Billie Jean King, Arthur Ashe, Althea Gibson ve Andre Agassi gibi tenis tarihinin isimlerine selam gönderiyordu.

Uzun süredir Osaka’yla çalışan Marty Harper, Vogue’a bu görsel dünyanın onun Afro-Haitili kültürü, Japon kültürü ve sporculuğu arasında kurulduğunu söyledi.

Ve 2026: Kort girişi sahne performansına dönüştürmek

Osaka'nın stil yolculuğu bu yıl bambaşka bir boyut kazandı. 2026 yılı boyunca katıldığı her turnuvaya yalnızca unutulmaz bir performans değil; arkasında son derece derin anlamları olan unutulmaz görünümler de bıraktı.

Avustralya Açık'ta geniş kenarlı beyaz şapka, duvak, şemsiye ve pilili pantolonlarla korta çıktığında, ortada artık bir spor kıyafeti değil, baştan sona kurgulanmış bir sahne vardı. Fikir kızı Shai'ye okuduğu bir kitaptaki denizanasından geliyordu; Nike bu akışkanlığı performans kıyafetine taşırken Robert Wun şapka, duvak ve kelebeklerle hikâyeyi tamamladı; kelebekler aynı zamanda 2021'de bir maç sırasında Osaka'nın yüzüne konan gerçek kelebeğe göndermeydi.

Osaka bu görünümü anlatırken ilginç bir şey söyledi: genelde sporcuların hikâyesini başkaları yazıyor, ama bu kıyafetle kendi hikâyesinin bir parçasını ilk kez kendisi yazabilmişti. Ona göre denizanası ve kelebek birlikte enerjiyi, dönüşümü, yeni bir başlangıcı temsil ediyordu.

Wimbledon ise işleri biraz zorlaştırdı çünkü turnuvanın meşhur ‘sadece beyaz’ kuralı, Osaka'nın Japon köklerine dair anlatmak istedikleriyle karşı karşıya geldi. Tasarımcı Hana Yagi, eski shiromuku gelinlikleri ve kimonoları yeniden işleyerek ‘Evolving Ceremony’ adını verdiği görünümü hazırladı: turnalar, kiraz çiçekleri, kanzashi saç süsü, Mikimoto mücevherleri.

Altındaki Nike elbisesinde ise kirigami sanatından ilham alan kesikler ve üç boyutlu çiçekler vardı. Osaka bu görünümde Kill Bill'deki O-Ren Ishii'den de iz olduğunu söyledi ve rengi düşünmek zorunda kalmayınca kumaşa ve forma daha çok odaklanabildiğini anlattı.

Aynı yıl Met Gala'da yine Robert Wun'la buluştu; açık dikişlerinden kırmızı kristallerin göründüğü fildişi rengi heykelsi paltonun altında insan anatomisini andıran kırmızı bir elbise vardı. 659 binden fazla nakış dikişi, binlerce Swarovski kristali bulunan görünüm, 3 bin 280 saatlik bir çalışmanın ürünüydü.

Law Roach'un dokunuşu

2026 ABD Açık'ında sahneye Zendaya'nın kariyerindeki en akılda kalıcı görünümlerin arkasındaki isim, kendini ‘imaj mimarı’ diye tanımlayan Law Roach girdi. Roach, Osaka'ya özgü olan her şeyi turnuvaya yayılan tek bir hikâyeye dönüştürdü.

Roach'ın ilk önerisi turnuva boyunca New York'la özdeşleşmiş tasarımcılarla çalışmaktı. Nike'ın o sezonki basketbol esintili takımından yola çıkan Osaka, başlangıç noktası olarak Allen Iverson'ı seçti. Ona göre Iverson sadece bir basketbolcu değil, kültürü, sporu ve modayı birleştiren bir figürdü.

İlk turda Who Decides War imzalı, üzerinde Osaka'nın kariyerinden gazete kupürleri işlenen kapüşonlu bir parça geldi; kapüşon çıkınca Iverson'ı andıran saç örgüleri ortaya çıkıyor, altında basketbol formunu andıran bir Nike takımı bekliyordu.

İkinci turda Thom Browne'ın çapraz raket işlemeli şeffaf ceketi, üçüncü turda Monse'nin gri takımı, dördüncü turda ise KidSuper'ın kürk yakalı rengarenk paltosu geldi. Turnuvadan elendikten sonra Osaka, kendini ‘havalı’ hissettiğini ve kıyafetin tam olarak New York'u yansıttığını söyledi.

Fotoğraflar: Naomi Osaka, Instagram

Sonuçta her maç, aynı koleksiyonun bir sonraki defilesi gibi işledi. Osaka ne kadar ileri giderse, bir sonraki rakibiyle birlikte bir sonraki görünümü de merak konusu oldu. İlerlemeye devam etse hangi görünümlerle karşılaşacağımız konusunda hepimizi de büyük bir düşünce havuzuna düşürmeyi de başardı.

Osaka aslında hiçbir şey yapmadan da tenis tarihinin en önemli isimlerinden biri. Kazandığı dört Grand Slam ve dünya bir numaralığı bunun için yeterli. Ama o, kariyerini yalnızca kupalarla anlatılan bir hikâyeye indirgemeyi hiçbir zaman kabul etmedi. Japon, Haitili, Amerikalı, siyah, Asyalı; kendisine sorulan bütün bu sorulara "hepsi" diyerek yanıt verdi ve bu çoklu kimliği anlatmak için sözcükleri değil, en çok sevdiği ikinci dili seçti: moda.

Osaka bunu yaparken kendinin yanı sıra taşıdığı kültürü de kortun tam ortasına, herkesin görebileceği bir yere taşıdı; ve kabul edelim, herkes buna bayıldı.

Kaynak: Gazete Oksijen